• 511 syf.
    ·10/10·
    Büşra Küçük yazar genç olmasına rağmen bence kelimeleri kullanışı ve olay örgüsünü kullanışı gayet güzel , akıcı insan sıkılmıyor.
    Kimine göre ergence saçma vb olabilir zaten böyle düşünen insanlarıda anlamış değilim bir kitap size etki ediyorsa sizi birazda olsa hayattan acılardan uzaklaştırıyorsa okurken sıkılmıyorsanız bunlar yeterli. Sırf lise aşkı yada erkek sırf psikopat tarzı olduğu için ergence olmuyor bu kitabın 20-30 yaş aralığındada okucusu olduğunu biliyorum .
    Neyse kitap zengin ve her istediğini yapabilen her kızın hayali ve aşkı olan Meriç Tuna ile küçük yaşta babası tarafından terk edilen Kayla nın aşkını anlatır Kayla 17 yaşına kadar zor şartlarda annesi tarafından büyütülür yıllar sonra babası geri döner ve Kaylayı yanına alır tabi Kayla ondan nefrer eder Babası zengin olduğundan Kayla'yı bir koleje yazdırır zaten Meriç ile de orda tanışırlar babasının terk etme sebebi ise korkması nasıl bakarım çocuğa falan demiş neden evlendiyse o zaman neyse .Meriç onu her zaman takıldığı bir yere götürür ama sorun şudur Meriç sadece kendi kızlarını oraya götürürmüş birlikte olduğu kişilere benim kızım der tabi Kayla ona karşı çıkar ve ben senin kızın değilim der tabi Meriçte zor hayat yaşıyor annesini aldatan babası sonrasında sinirden felç geçirir kitap böyle 4 seriden oluşuyor Tolgahan Sarıtaşın oynadığı filmi de var izlemenizi tavsiye ederim.
  • Biliyorum sabah sabah
    Rahatsızlık vereceğim sana
    Kulakların çınlayacak
    saçma sapan şeylerle

    Ama inan başka maşgaletim
    Yok senden başka
    Senden sonra da boşluktayım
    Aşka hovardayım.

    Bul beni desem de
    Kalbim ölü bir deniz
    Değiştirmen, artık lüzumsuz beni.
    Çaresiz katlanacak hayatın bana
    Bu öyle:
    son anına kadar mecburiyetim .
  • 584 syf.
    ·4 günde·4/10
    Veronica Roth, Uyumsuz serisinden sonra pek güvenemediğim bir yazar. Bu konuda yalnız olmadığımı da biliyorum, seriyi okuyan herkes sonuna itiraz ediyor- haklı olarak. Bir İz Bırak için de böyle olur diye düşünmüştüm fakat biraz şaşırdım.
    Öncelikle, heerrr yerden bu kitabın ırkçı olduğunu duyuyordum ama kitapta buna dair bir şey göremedim. Yani, fantastik bir kitap esasında, siyah beyaz ayrımı yok ki. İnsanlar neleri zorluyor eleştirmek için. Gerek yok anlıyor musunuz
    Kitapta bu yok, "ne vardı" kısmına gelince orada da pek bir şey yok. Force çakması bir güç var, nasıl kullanıldığını anlayamadım, kitabın bilim kurgu olduğunu hissettim ama neden bilim kurgu olduğunu da anlayamadım. Karakterler pek ilgi çekici değil- belki Akos dışında, ama onun da iyi işlenmediğini düşünüyorum. Teknik açıdan da kusurlu YA DA Veronica Roth yine bir seriyi darmadağın etmeyi planladığı için böyle seçimler yapmış. Kastettiğim şey şu: karakterlerden biri birinci kişi ağzından öteki üçüncü kişi ağzından anlatılıyor. Okurken irrite oluyorsunuz. Her defasında anlatıcı değişince kafanız karışıyor. Bir de, ne gerek var.
    Diğer karakterimiz Cyra'yı garip sebeplerden ötürü sevdim, elbette salak saçma hareketleri yok değil. Yine de en üç boyutlu karakter o bence. İlk kitapta bir sürü soru verip hiçbirini cevaplandırmadılar, benim de ikinci kitabı okumaya pek niyetim yok. Muhtemelen wikipediadan bakıp tahminlerimin doğru olup olmadığını görürüm ve geçerim. Tavsiye edebileceğim bir kitap değil, daha iyi genç yetişkin kitapları var, daha iyi fantastik kitaplar var ve daha iyi bilim kurgu kitapları var.
  • 472 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    Gabriel Arafta'da insanüstü mükemmellikte bir erkek arkadaş figürü var karşımızda. Öyle ki yazar Gabriel'in ayaklarına dahi değinmeden geçememiş. Sürekli verici, sürekli fedakar, sürekli özverili... Eski benliğinin bencilliğinden uzaklaşmak için fedakarlık ve vericilik olayını fazlasıyla abartmış bir Gabriel... Kulağa çok cazip ve sevimli gelse de Gabriel'i sürekli olarak Julia'ya hizmeteden mükemmel bir varlık olarak görmek biraz rahatsız etti açıkçası. Keşke Julia'yı da Gabriel için küçük süprizler yaparken görebilseydik, o zaman eşit olabilirlerdi.

    Kitabın tamamı boyunca Julia beni çileden çıkardı resmen, özellikle de soruşturmadaki acemice ve aptalca (bu kelimeyi karşılayacak daha kibar bir şey bulamadım) davranışlarıyla. John'un "Saf olduğunu biliyorum ama aptallığının derecesi nedir?" sorusu (sf. 252) duygularımı dile getiren cümle oldu. Bu kadar saçma davranmasaydı, ilk kitaba nazaran daha az kırılgan oluşunun olumlu etkisi daha iyi hissedilebilirdi.

    Yine ilk kitaptaki gibi çok, çok güzel cümleler; paylaşmadan duramadığım alıntılar vardı. Romantizmin derecesi artmıştı. Edebi eserlere ve sanat eserlerine bolca yer verilmişti, okumayı kesip onları incelemek bir zevkti. İsmen bahsedilmese de karakter davranışlarından da hissediliyordu. Örneğin, Gabriel'in ayrıldıktan sonraki ilk görüşmelerinde yağmurun alında ağacın arkasından çıkması Uğultulu Tepeler'deki Heathcliff'in bekleyişini hatırlattı. Julia'yı "Benim tatlı, tatlı kızım" diye sevmesi Romeo'nun Juliet'e seslenişi gibiydi. Bu tarz yrıntıları yakalamak eğlenceliydi.

    Paul'a gerçekten üzüldüğümü belirtmeden geçemeyeceğim. Ona daha fazla yer verilmesi iyi olmuş, umarım bir sonraki kitapta onu da mutlu görürüz.
  • Biliyorum, çok iyi biliyorum, karşıma çıkan ilk kişiye yönelmem çok saçma, ama... ben... ruhsal olarak korkunç bir durumdayım... mutlaka biriyle konuşmak zorunda olduğum bir noktadayım... yoksa mahvolacağım... eminim bunu anlayacaksınız, eğer ben... evet eğer ben anlatırsam… Bana yardım edemeyeceğinizi biliyorum ama bu suskunluk beni bir tür hasta etti ve bir hasta da diğerleri için her zaman gülünçtür…
  • 95 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Merhaba İsmet Özel. Tanıştığımıza memnun oldum ve sizinle tanışmak beni biraz incitti.
    İsmet Özel gibi bir kaleme hazır olduğumu sanmakla hata ettim sanırım. Hazır değilmişim ki çok hazırlıksız yakalandım şiirlerine. Çoğu okuyucu bu eserini biraz soluk kalmış bulsa da ben her şiirle çarpılmışa döndüm. Uzun zamandır kaliteli şiir okuyamamış olmamdan da kaynaklanıyor olabilir bu durum. Hangi şiirden hangi satırı alıntılasam diye düşünürken hiçbir satırı şiirden ayıramayıp tüm şiiri alıntıladığım bile oldu. Sevgili İsmet Özel, kalemine hazır olduğumda tekrar görüşmek dileğiyle...




    CELLÂDIMA GÜLÜMSERKEN ÇEKTİRDİĞİM SON RESMİN ARKASINDAKİ SATIRLAR
    Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında.
    Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
    ben yaşarken koptu tufan
    ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kâinat
    her şeyi gördüm içim rahat
    gök yarıldı, çamura can verildi
    linç edilmem için artık bütün deliller elde
    kazandım nefretini fahişelerin
    lânet ediyor bana bakireler de.
    Sözlerim var köprüleri geçirmez
    kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
    kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
    uçtum ama uçuşum
    radarlarla izlendi
    gayret ettim ve sövdüm
    bu da geçti polis kayıtlarına.
    Haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar ruhum un peşindedir zaptiyeler ve maliye
    kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
    ruhum sahte
    evi Nepal'de kalmış
    Slovakyalı salyangozdur ruhum
    sınıfları doğrudan geçip
    gerçekleri gören gençlerin gözünde.
    Acaba kim bilen doğrusunu? Hatta ben
    kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
    sanki ne anlıyorum?
    Ola ki
    şeytana satacak kadar bile bende ondan yok.
    Telâş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum
    çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir
    devlet sırrıyla birlikte insanın
    sinematografik bir hayatı olabilir
    o kibar çevrelerden gizli batakhanelere
    yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri
    ve sonunda estetik bir
    idam belki...
    Evet, evet ruhu olmak
    bütün bunları sağlayamaz insana.
    Doğruysa bu yargı
    bu sonuç
    bu çıkarsama
    neden peki her şeyi bulandırıyor
    ertelenen bir konferans
    geç kalkan bir otobüs?
    Milli şefin treni niçin beyaz?
    Ruslar neden yürüyorlar Berlin'e?
    Ne saçma! Ne budalaca!
    Dört Incil'den Yuhanna’yı
    tercih edişim niye?
    Ben oysa
    herkes gibi
    herkesin ortasında
    burada, bu istasyonda, bu siyah
    paltolu casusun eşliğinde
    en okunaklı çehremle bekliyorum
    oyundan çıkmıyorum
    korkuyorum sıram geçer
    biletim yanar diye
    önümde bir yığın açalya
    bir sürü çarkıfelek
    gergin çenekli cesetleriyle
    önümde binlerce çiçek
    korkuyorum sıra sende
    sen de başla ve bitir diyecek.
    Yo, hayır
    yapamaz bunu, yapmasın bana dünya
    söyleyin
    aynada iskeletini
    görmeye kadar varan kaç
    kaç kişi var şunun şurasında?
    Gelin
    bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
    Bana kötü
    bana terkettiğiniz düşünceleri verin
    o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
    ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
    onları verin, yakınmalarınızı
    artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
    ben aştım onları dediğiniz ne varsa
    bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse
    onlar boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
    içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
    verin bana
    verin taammüden işlediğiniz suçları da.
    Bedelinde biliyorum size çek
    yazmam yakışık almaz
    bunca kaybolmuş talan
    parayla ölçülür mü ya?
    Bakın ben, birçok tuhaf
    marifetimin yanısıra
    ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim
    üstüme yoktur ödeme hususunda
    sözün gelişi
    üyesi olduğunuz dernek toplantısında
    bir söyleve ne dersiniz?
    Bir söylev: Büyük İnsanlık İdeali hakkında!
    Yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim
    kazanana vertigolar, nostaljiler
    karasevdalar çıkar.
    Yapılsın adil pazarlık
    yapılsın yapılacaksa
    işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları
    sizin geçmiş hatalarınız karşısına.
    Ne yapsam
    döl saçan her rüzgârın
    vebası bende kalacak
    varsın bende biriksin
    durgun suyun sayhası
    yumuşatmayı bilen ateş
    öğüt sahibi toprak
    nasıl olsa geri verecek
    benim kılıcımı.