• Gerçek anlamda son zamanlarda o kadar yorgunum ki. İnsanlardan, onların tavırlarından, düşüncesizliklerinden, umursamazlıklarından, bencilliklerinden, egolarından vb her şeyden o kadar sıkıldım ki, anlatamam. Birilerine kendimi anlatmaya çalışmayı bıraktım. Ya da bırakmak istiyorum. Çünkü ben anlatmaya çalıştıkça onlar da anlamamak için bir o kadar çaba sarfediyorlar. Mükemmel sandıkları o saçma sapan hayatları, yaşayış tarzları ile sizi bezdiriyorlar. Üzerine bir de size müdahale etmeye çalışıyorlar. Uzak durun benden diye haykırasım geliyor bazen... Yine içime atıyorum. Yine içimden atamıyorum. İçinde gereksiz olan her kim ya da ne var ise iyice temizleyip geri verebilir misiniz kalbimi mümkünse?
  • Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
    Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
    Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
    Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki
    Parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
    Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
    Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
    İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..

    Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
    Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
    Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
    İşin yoksa çiçek al, saç tara, parfüm sık.
    Küsmesi, barışması, ayılması, bayılması
    Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
    Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
    Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
    Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
    Hepsi ağzıma sıçtı..

    Ben seni severim belki de Rabbim buna hazır değil.
    Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
    Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
    Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
    İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
    Ben seni severim sevmesine de
    İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..
  • “Kişi kendi gerçekliğini yaratır, diyorsunuz,” dedi Veronika, “peki, gerçeklik nedir?”
    “Çoğunluk ne diyorsa odur. İlle de en iyisidir ya da en mantıklısıdır anlamına gelmez bu, toplumun bir bütün olarak isteklerini en yakından karşılayandır. Boynumdaki şu şeyi görüyor musun?”
    “Kravatınızı mı yani?”
    “Tastamam! Yanıtın, tamamıyla normal bir insanın vereceği mantıklı, uyumlu bir yanıt: kravat!.. Oysa deli olan biri boynumdaki bu şeyin saçma sapan, yararsız, renkli bir bez parçası olup çok karmaşık bir biçimde bağlandığını, ciğerlerime hava gitmesini ve kafamı çevirmemi zorlaştırdığını söyleyecektir. Yalan da değil, bir vantilatöre falan yaklaştığımda çok dikkatli davranıyorum, bir kaptırdım mı bu bez parçası yüzünden boğulabilirim.
    Bir deli, bana bu kravatın ne işe yaradığını soracak olsa, ister istemez hiçbir şey, demek zorundayım. Yalnızca süs olarak kullanıldığı bile söylenemez, çünkü günümüzde cesaretin, gücün, üstünlüğün simgesi haline geldi. Tek yararlı işlevi, eve gidip de çıkardığınızda duyduğunuz rahatlama; insan sanki bir şeyler kurtulmuş gibi oluyor, neden kurtulduğunu bilemiyor o başka.
    Peki, o rahatlama duygusu bu mereti takmamız için geçerli bir neden mi? Hayır. Gene de bir deliye ve bir normal insana bunun ne olduğunu sorsam, aklı başında olan “kravat” yanıtını verecektir. Kimin doğruyu söylediği değil, kimin doğru yanıtı verdiği önemli.”
  • “Sana bir öykü anlatacağım,” dedi Zedka. “Çok güçlü bir büyücü, bütün bir ülkeyi yok etmek ister, o ülke halkından herkesin su çektiği bir kuyuya sihirli bir madde atar. Kuyunun suyunu kim içerse delirecektir.
    Ertesi sabah, herkes kuyudan su çekip içer, hepsi de delirir. Yalnızca kraliyet ailesi, kendilerine ait özel bir kuyudan su çektiklerinden, sihirbaz da o kuyuyu zehirlemeyi beceremediğinden, delirmezler. Tabii kral çok kaygılanır, halkının sağlığını ve güvenliğini sağlamak için bir dizi emir verir. Ancak polisler ve müfettişler de halkın içtiği sudan içmiş olduklarından, kralın emirlerini saçma bulur, uygulamazlar.
    Ülkede yaşayanlar kralın emirlerini duyduklarında onun çıldırdığına inanırlar, hep birlikte şatosunun önünde toplanıp tacını ve tahtını bırakması için gösteriler yaparlar. Umutsuzluk içindeki kral tahtından inmeye hazırlanırken kraliçe ona engel olarak der ki 'Gel, biz de o kuyunun suyundan içelim, o zaman biz de onlar gibi oluruz.’
    Ve öyle yaparlar: Kral ile kraliçe de cinnet suyunu içip anında saçma sapan konuşmaya başlarlar. Bu durumda halk taşkınlığından dolayı pişman olur; öyle ya madem kral bu kadar bilgece konuşuyor, onu alaşağı etmenin bir anlamı yoktur.
    Ülkede barış ve huzur yeniden hüküm sürer, bu halk komşularından epeyce farklı bir hayat tarzı benimsemiştir, ama kral ölümüne dek ülkesini yönetebilmiştir.”
  • "Bardasınız demek! Nerelerdeydiniz peki? Saçma sapan söylentiler çıkmıştı., sözde uçan bir arabayla kaza yaptığınız için okuldan atılmışsınız."
    Harry, "Eh, atılmadık," diye rahatlattı onu.
  • *BU YAZI SANA,*
    *EY MÜSLÜMAN..!*

    Atalarının o güzel "islami" örfleri nelerine yetmedi ki son bir kaç yıldır tuhaf tuhaf şeyler ürettiler..

    Bakın benim bu sözlerim cahillere değil bilakis "İslami düğün (!) yapıp, Asr-ı saadet misali yuvam olsun diye nikahtan keramet bekleyen Müslümanlara.! "

    Allah Rasûlü a.s kızlarına nikah yaptığında *"Gücü neye yetti ise"* misafirlere de o kadarını yedirdi..
    Fakat kimse haşa onu ayıplamadı,abes görmedi..

    Oysa bugünün babaları sırf yarısı çöpe gidecek yemekler dağıttırıp riba/ kredi / faizle ile düğün yapmaya kendini mecbur hisseder hale geldi.
    Çünkü akraba ve konu komşu denilen bir güruh, insanların başına laf/dert oldu..!
    Bu durum Müslüman ahlakına sığar mı soruyorum sizlere?
    Daha en başından "elalem ne der?" Putu ile insanı faize sürükleyen bir nikahtan / evlilikten keramet beklenir mi?
    Ne kerameti bela olur bela!
    (İşte.!Kavgalar,arayışlar,aldatmalar,
    boşanmalar ortada..)

    Avrupa "düğün böyle olur" diye paketleyip önünüze ne koysa sizde aynısını islami bir kılıfla yapmaya çalışıyorsunuz.
    Kaldı ki onlar kiliselerinde sade bir nikahla evlenirken, gelde bizimkilere kabul ettir bakalım.
    Bugün 5-10-20-30 bin liraya 5 saatliğine salon kiralayan birinin yakasında çok el olacak ahirette buda böyle biline..

    6 saatlik kirası 3 milyar olan gelinliğin bedeli ile Arakan'da 3 su kuyusu açılabileceğini biliyor musunuz?
    Ama yok kızımız bi kere evleniyor(!)
    O çocuklarda bir kere ölüyor zaten derim bende size..
    Hani komşusu açken tok yatan bizden değildi?
    Bunu söyleyen iman ettiğiniz Rasulûllah değil mi?

    Her türlü israf yapılır, sonra ortada iki semazen döner, birde o an kimsenin dinlemediği iki ayet okunur alın size İSLAMİ DÜĞÜN..

    Tabi bunun birde düğün sonrası hezimeti var.
    Mesela;
    İslamı benimsemiş bir kadının ne işi olur misafir odası ile? Ayda bir misafir gelecekte görecek diye her hafta temizliğini yaptığı, dağıtmasınlar diye çocuklarını sokmadığı, insanlardan daha değerli eşyaların bulunduğu bir oda..

    Hiçbir zaman anlamadım/anlamayacağım oturma odasının ortasında bardak tabak dolu olan gümüşlük ne işe yarar? Bardak dediğin mutfakta olur,ihtiyaç halinde kullanılır. Salonda tozlanan bardak tabaklar hakikaten ihtiyaç için mi yoksa gelen görsün diye konulan riya kokulu bir gereksinim mi?
    O muhteşem kristalleri salonunda sergilemek kişinin nefsini tatmin etsede gerçekten bu İslam medeniyetinde çok ayıp birşeydir,marjinallik değil bilakis görgüsüzlüktür.!

    Kadife kılıflı sandalyeler, üzeri mumlarla dolu tamda yahudi usulu çektikce uzayan masalar. Evde dolaşacak,çocukların oynayacağı alan yok her yer eşya dolu..
    Sonra niye ruhum bunalıyor diye doktor doktor geziyorsunuz..
    Sizin evinizde "size" yer kalmamış ki,elbette bunalırsınız.
    Ev misafire göre döşenmiş..
    Bu evde misafir mi yaşıyor, yoksa siz mi? Misafirde kabul edildiği yok ki..!
    Neden herkes sizi tebrik etsin diye ziyan ediyorsunuz bu güzel ömrünüzü? Bu riya niye.?
    Hiç düşünüyor muyuz acaba Rabbimiz rahmetle bakıyor mu şu evlerimize?

    Bizim ne işimiz olur bilmem kaç parçalık yemek takımları ile..
    Bunu duyduğumda çok şaşırmıştım;
    Günlük yemek takımı, misafir yemek takımı..
    Günlük bardak takımı, misafir bardak takımı..
    Günlük çatal takımı, misafir çatal takımı..
    Yazdıkça yazarım gelmez bunun sonu..
    Hangi gün, hangi saat kandırıldık biz?
    Neyi çaldılarda bizden,verdiler bu çirkin algıları?

    Peygamber a.s ve ashabı rd öyleydi böyleydi diye her mevlütte ağlaşıyoruz ama bilmiyoruz ki 100 kişide olsalar hepsinin eli aynı kaba uzanıyordu.
    Ashabın 300 parçalık porselenleri yoktu.
    Ama Vallahi isteseler olurdu!
    Allah "altından dağları" peşlerinde sürütmez miydi dileselerdi? Ama onlar dünyaya ve içindekilere tenezzül dahi etmediler..

    Hiç içinizden geçirmeyin ki:
    - Ama Peygamber zamanında fakirlik vardı alamıyorlardı,yapamıyorlardı.

    Güya siz çok mu zengin kadınlarsınız..?
    Her işiniz borçla krediyle olmuyor mu?
    Borçla insan mutlu olurmu bu nasıl psikoloji bozukluğudur.
    Gerçekten zihnimizle oynuyorlar hanımlar.

    Aslında elimizdekilerle yetinsek,bizden daha mutlusu olmayacakken; Her düğün damadı boğazına kadar borca sokarak yapılıyor benim Müslüman ülkemde..
    Misafirler, perdeyle halının uyumunu görsün diye bir adam borca sokulur mu?
    Siz hiç sevdiğinize merhamet etmez misiniz?
    Yazık değil mi sizi Allah'tan emanet olarak alıp, zaten sizin sorumluluğunuz ve namusunuzu korumak için ezilecek olan adamı birde saçma sapan eşya, altın, milyarlık gelinlik borçları ile çıkmaza sürükleyeceksiniz?

    Ayın sonunu nasıl getireceğini düşünen adamda, akşam size çiçek alma isteği olur mu?
    Aklına hoş şiirler gelir mi?
    Yada sizin yüzünüze bakınca ferahlık bulur mu?

    Burası alice harikalar diyarı değil kızlar kendinize gelin!
    Rasulullah'ın karnına taş bağlatan,Ebu Bekir'in evinde bir çömlek bırakmayan, Musab bin Umeyr'i kefensiz gömdüren dünya!

    Ama pardon!
    Siz bir kere evleniyorsunuz!!!
    Tamda bunu anlatmaya çalışıyorum. Madem bir kere evleniyorsunuz. Öyleyse, kırılacak ve eskiyecek iki parça çaput için hürmetinizi ve sevginizi yok etmeyin!
    Siz yatağa kalbi kırık girip, sofraya gönülsüz oturup, muhabbetinizi yok ettikten sonra inanın evinizin kusursuzluğu sizi ısıtmaz.

    "Aişe'n olayım" demeyi biliyorsanız, dünya da rahat etmeyeceğinizide bilin!
    Çünkü Rasulullah'ın hiçbir hanımının sizin gibi kusursuz birbiri ile uyumlu eşyaları olmadı.
    Bu mübarek kadınlar perdelerle uyumlu, koltuklarla bezenmiş, yumuşacık halılar da gezmedi.
    Bilakis Fatıma rdh annemiz evlenirken, evin içine yumuşak çöl kumu serptiler ki evde gezerken ayakları acımasın..
    Ne babasını zorladı ev eşyası için, nede kocasına:
    - Ben kirada oturmam bana ev al Ya Ali! Dedi..

    Bu yüzden " Zehra" dediler Fatıma annemize yani "Çiçek"
    "Kübra" dediler Hatice annemize yani "Büyük"
    "Hümeyra" olmuştu Aişe annemiz efendisine yani "Güldüğünde hayasından kırmızı yanaklı olan"..

    Nasıl güzel vasıflar,nasıl hoş lakaplar.. Nasıl sevildiler nasıl kıymet gördüler!
    Çünkü onların kocaman yürekleri vardı ki; aşka hürmetleri, Allah'a itaatleriyle dolup taşmıştı.
    Zerrece tenezzülleri yoktu bizim bugün uğruna haramları helal saydığımız dünya metaına..

    Son olarak diyorum ki:
    -Sen kocanı kamçılarken dünya yarışında, cennetin kadınları bunca yokluk içinde yinede "benden razı mısın?" Diye dert yandı kocalarına.

    Aişe annemizin malı mülkü olan bir kocası yoktu ama o öyle bir kadın oldu ki, Rasulullah son vakitlerinde:
    -Cennette sana kavuşacağım ya, ölüm bile güzel geliyor ya Aişe" diye fısıldadı son nefesinde karısının kollarında..

    İşte asıl Mülk böyle bir kadın olup,geçip gitmektir bu dünyadan..

    ~Yağmur Mirzayeva
  • Saçma sapan yalnızlık düşleri. .
    Körler ülkesinde başıboş dolaşan, bellek kaybına uğramış biri ....
    Geniş ve boş sokaklar ..
    Soğuk ışıklar ..
    ..bakışın şöyle bir değip geçeceği dilsiz yüzler.