• Büyük heverlesle okumaya başladığım kitap daha yarıya gelmeden hayal kırıklığına dönüştü. Nedendir bilmiyorum ancak yazarı pek samimi bulmadım. Güzel bir kurgu aslında ama kitaba yerleştirilememiş gibi geldi bana. Yinede sabredip tamamını okumayı başardım. Kitap bitince şu an şöyle düşünüyorum, "başka bir şey okuyarak zamanımı daha iyi değerlendirmiş olabilirdim, daha akıllıca olurdu".

    Gelelim kitaba...

    Kitapların tehlike olarak görüldüğü günümüzden çok uzak bir yüzyılda teknoloji oldukça gelişmiştir. İtfaiye yangın söndürmek için değil kitap olduğu ihbarı gelince ev yakmaya giden bir birim şeklindedir. İtfaiye çalışanlarından biri kitabın kahramanı Guy Montagdır. Ve hasta karısıyla yaşamakta ve hergün düzenli olarak işine gidip gelmektedir. Fakat günler bu minval üzeri seyrederken bir gün Montag yaptıları işi sorgulamaya başlar. Ve gittiği bir yangın çıkarma görevinde bir kitap çalar.
    Yaptığı işin saçma olduğunu düşünmeye başlar. Ve evde başka kitaplarda bulur. Tüm yasaklara rağmen kitapların hoş şeyler olabileceğini düşünür. "yakmaya değer olduğuna göre içinde birşeyler olmalı" der kendine.

    Bir süre önce parkta karşılaştığı ihtiyar pröfesör gelir aklına ve ona giderek içinden geçenleri ona anlatır. Profesör şaşırır. Montaga itiraz eder. Ama sonunda Montag'ın kitap basma fikrini kabul eder.

    O gün Montag eve döndüğünde evde komşu kadınları görür ve onlara şiir okumak gibi bir hata yapar. Akşam işe gittiğinde ihbar gelir. Araçlara biner ve ihbar edilen eve giderler. Bu ev Montag'ın kendi evidir. Montag iş gereği evi karısıyla birlikte yakar. Amiri olan yüzbaşı zaten hep montagdan şüphelendiğinden bı duruma pek şaşırmaz. Ve yakma işleminden sonra Montag'ı tutuklamak ister.

    Montag bir yolunu bulur ve nehir aracılığıyla kaçmayı başarır. Uzaklarda 5 profesör ateş yakmış olarak onu beklemektedir.

    Kitabın sonunda Montag düşünceler içindedir...

    Vesselam.
  • Yaşamak öyle saçma bir şey ki, insan dünyaya gelişin saçmalığına bile tutunmaya çalışıyor...
  • İnsanları sadece Vikipedi'den bilgi ediniyor zanneden zavallı insanlar var burada. Zavallı diyorum çünkü sadece kendini bilgili zanneden bu zavallı insanların yan sekmesinde Vikipedi eksik olmaz. Kişi kendinden bilir işi hesabı, karşısındaki insanın bilgiyi sadece oradan edindiğini düşünür.

    Bu zavallı insanlar günlük hayattaki ezikliklerini burada roket, füze, güdüm, balistik raporu (hadi iyisin köftehor bu da benden) gibi kelimeler ile gidermeye çalışıyor. Madem bu konulara bu kadar meraklısın o zaman gidip savaş sanayiinde işe girseydin derler adama. Tabii zeka yetmeyince, sadece çene çalışıyor. Anlıyorum, gayet doğal bu tür hareketler. Asıl sorunu caps lock açıp bayat lafları çok büyük zeka ürünü gibi satmak olan bu vatandaşların çenesi ortalama bir su aygırından daha güçlü olur. Malum başka yerler işlemeyince iş sadece çeneye vurur ve bu türlerin en belirgin özelliği de şudur: "Ad hominem" yapmaları. Tabii bunu da normal karşılıyorum.

    İncelemelerinde sayı yuvarlıyorum falan filan gibi bir şeylerden bahsetmiş olan bu kişiler, çünkü bir kişi değil bunu yapan, birkaç kişi var, ama her nedense bir kişi üstüne alınmış çünkü yarası var gocunuyor, 70 bin olan bir sayıyı 200 bine yuvarlıyor. Bu da gerçekten büyük bir zeka işi. Gerçekten takdir ettim bu konuyu. Tarihi, kitaplardan değil de, incelemelerden ben sizlere öğretmeye çalışıyorum gibi bir tür acındırma edebiyatına girmek ise ayrıca komik. (Gerçi herhangi bir konu hakkında, herhangi bir bilginin otoritesi gibi davranıp, aslında hiçbir şeyi doğru düzgün bilmiyor olmaktan daha komik değil.) Demek ki bundan sonra, tarihi kitaplardan değil, bu vatandaşların incelemelerinden öğreneceğiz. Tabii kaynak isteyen yine sanayiye gidip münasip yerine kaynak yaptırabilir. Ama en güvenilir kaynak Turgut Özakman Kaynak Dükkanı'nda yapılıyor. Yani öyle bir kaynak ki, kralı gelse bir şey olmaz.

    Yine de bol keseden atmasyonla, kesin yaşanmıştır bu dedirten anılarla, çeyrek tarih bilgisi, birkaç da bayatlamış espriyle, ergen usulü random gülmelerle, caps lock açıp Nihat Doğan gibi "bakın buraya dikkat!" mesajı vererek ve tabii ki olmazsa olmaz üç beş zeka problemli yancıyla olan inceleme keyfini böldüğüm için herkesten özür dilerim.

    İncelemelerimi isterse tek kişi beğenmesin yine yazarım diyen birinin de, aynı incelemeyi mütemadiyen yeniden paylaşması da gerçekten hiç beğeni peşinde olmadığının bir göstergesi. Evet, zaten onun için beğen, paylaş, yorum yap tarzında yorumlar ve özel mesajlar hiçbir zaman da atılmaz zaten.

    Dur bir de bayat espri ben yapayım: Nasıl diyorlar Ankara'da? "SAÇMA SAPAN KONUŞMA LA!" (Dur not da bırakayım, çünkü okuyanlar bunun ironi olduğunu anlamaz, çünkü herkes aptal, en akıllı benim, evet!)

    Son sözüm de yancılara, gerçekten buradaki incelemelerden bir şeyler öğrendiğinizi sanıyorsanız ya gerçekten çok ama çok cahilsiniz ya da neyse devamını getirmeyeyim. Bu arada fazla oralet içip hesabı da şu işsiz vatandaşa kilitlemeyin. Yancılığın da adabı vardır.

    Kendime dipnot: Ya o değil de, dahi anlamındaki -de'yi ayırmayı bilmeyen adamlara yazı döşüyorsun ya, sana da ne desem bilemiyorum.
  • Arkadaşlar böyle saçma bir şey için vaktinizi aldığım için gerçekten üzgünüm fakat linkini ekleyeceğim profil bana ait olan kitap incelemesini çalıp sanki kendisinin gibi yayınlamış. Şikayet etmenizi rica ediyorum.

    https://www.instagram.com/kitap__kirintisi/
  • ‪“İşte böyle...İnsan acıyı tattıkça sevecenliği daha çok arar...Ama köhnemiş erdemlerimizin duvarları arasına sıkışan,birbirimize tepeden bakan bizler bunu anlayamıyoruz.Çok ahmahça,çok acı sonuçlar doğuruyor bu anlayışsızlık.Diyoruz ki,düşkün insanlar!..Ne demektir bu?..‬ ‪Onlar da bizler gibi aynı kemikten,aynı kandan,aynı etten ve sinirden yapılmışlardır.Her şeyden önce insandırlar...Yüzyıllardır işitip dururuz bu ‘düşkün insanlar’sözünü.Ne saçma şey!Asıl düşkün bizleriz!‬ ‪Hem de adamakıllı düşkün!..Kendini beğenmişliğin,mutsuz insanlara tepeden bakmanın uçurumuna düşmüşüz...O insanlar ki tek eksikleri bizden daha az kurnaz olmaları ve kendilerine iyi insan süsü vermeyi daha az becerebilmeleridir...Neyse...Bırakalım bunları ...‬ ‪Bu sözler o kadar çok söylendi ki,insan bir daha tekrarlamaya utanıyor!..”‬
  • Uzun zamandır yokum biliyorum. Fakat çok büyük hayal kırıklığıyla döndüm... Ve birde öfkeyle. Bu kitabın ilk-orta okul hocaları sürekli öneriyordu. Halen öylemi bilmiyorum. Ancak öneren varsa yada kitabı okumamış ya dayak yememiş. Bu kitabı o yaş grubunda birine öneren hocaları karşıma almak isterim... Neden mi? Kitap Müslüman düşmanı NET... Adam islamı peygamberimizi aşşağalıyor.(kendince aşağılıyor bizce komik duruma düşüyor.) Çünkü nefret ediyor ve içten içe korkuyor. Tonlarca işlediği konuda islam çerçevesinde çok güzel örneklendirilebilir. Ancak o bizi saçma cümleleriyle hitap ediyor. Bunun yanı sıra bazı başlıkları aşırı saçma . Onun bunun dedikleriyle dolu olan bir kaç bölüm var. Ya kardeşim kitabın yazarı sensin tek kelime etmiyorsun bu konuyu niye ele alıyorsun? Çocuklara neden okutulmamalı. Çünkü çok aykırı ve gereksiz yerler var. Yanlış olduğunu bildiğiniz zibilyon tane cümlesi var bu adamın. Okutma çocuğa aklını karıştırma gereksiz yere. Daha çocuk kimlik ayırt etme noktasına yeni yeni giriyor sen Cinsellik başlığı altında saçmalıyorsun. (bunu çocuklara okutanlar için diyorum.) Lise çağında ki oturmuş bireyler okuyabilir. Hoş okumasalar hiçbir şey kaybetmezler o ayrı konu. Sığ bir anlatım ve sıkıcı . Bazı konuları iyi ele alsa da kitap vasat ve müslüman nefreti dolu. (vede yanlışlarla) Bir çocuğa kitap sevdirmek istiyorsan son okutulmasın gereken kitaplardan Denemeler. ve aşırı OVerrated bir kitap. övülen kadar iyi bir kitap değil.Kütüphanemde de bulunduracağım ve çocuklara okutmak isteyen hocanın karşısına üstüne kendim notlar adlığım bu kitapla çıkıp bir kaç cümle sarf edicem. İnşaAllah gelecekti benim meslektaşlarım bu hatayı yapmaz.
  • “Kişi kendi gerçekliğini yaratır, diyorsunuz,” dedi Veronika, “peki, gerçeklik nedir?”
    “Çoğunluk ne diyorsa odur. İlle de en iyisidir ya da en mantıklısıdır anlamına gelmez bu, toplumun bir bütün olarak isteklerini en yakından karşılayandır. Boynumdaki şu şeyi görüyor musun?”
    “Kravatınızı mı yani?”
    “Tastamam! Yanıtın, tamamıyla normal bir insanın vereceği mantıklı, uyumlu bir yanıt: kravat!.. Oysa deli olan biri boynumdaki bu şeyin saçma sapan, yararsız, renkli bir bez parçası olup çok karmaşık bir biçimde bağlandığını, ciğerlerime hava gitmesini ve kafamı çevirmemi zorlaştırdığını söyleyecektir. Yalan da değil, bir vantilatöre falan yaklaştığımda çok dikkatli davranıyorum, bir kaptırdım mı bu bez parçası yüzünden boğulabilirim.
    Bir deli, bana bu kravatın ne işe yaradığını soracak olsa, ister istemez hiçbir şey, demek zorundayım. Yalnızca süs olarak kullanıldığı bile söylenemez, çünkü günümüzde cesaretin, gücün, üstünlüğün simgesi haline geldi. Tek yararlı işlevi, eve gidip de çıkardığınızda duyduğunuz rahatlama; insan sanki bir şeyler kurtulmuş gibi oluyor, neden kurtulduğunu bilemiyor o başka.
    Peki, o rahatlama duygusu bu mereti takmamız için geçerli bir neden mi? Hayır. Gene de bir deliye ve bir normal insana bunun ne olduğunu sorsam, aklı başında olan “kravat” yanıtını verecektir. Kimin doğruyu söylediği değil, kimin doğru yanıtı verdiği önemli.”