• Bir sabah değil, on sabah değil... Yaz değil sadece, kış değil. Yağmur değil, sis değil, dağ değil, taş hiç değil. Rukiye kandan ve etten, histen ve düşünceden ibaret, konuşmak hiç değil. Bedenini sürükleye sürükleye gitmiş ıhlamura... Ihlamur, sadece ağaç değil o da. Insana benzer; Rukiye'ye; hasret benzer, hasret hiçbir şeye benzemezken.
  • %43 (75/176)
    ·Puan vermedi
    Selamlar ola şekerim .. Kitabı henüz bitirmedim ama dayanamayıp yazayım istedim bir şeyler .. O kadar kırmızı tuborg içmişiz bari bi işe yarasın di mi ama?!? =)) Bu yolla yazdığım sanırım ikinci inceleme olacak bu .. Yani kitabı bitirmeden yazdıklarım .. 1000 kitap, hem yönetimiyle olsun hem de okuyanları ile olsun çeşit çeşit garip gurup insanla dolu olduğu "İÇÜN" ( AZİZ "BABA" BÜYÜKSÜN! BABALARIN BABASISIN SEN !! ) henüz kitabı okuyorken yazdığım ilk inceleme şikayet edilmişti ( Bkz: #44585204 ) .. Sanırım bu inceleme de şikayet edilip kaldırılacak .. Yine de şikayete bakacak moderatör arkadaşımız olur da benim dişimi kırar da okur diyerek bu notu düşmek istedim buraya ki BİLİNSİN !!! Site kuralları gereği yaptığım bir ihlal değil .. Ve hemen ahlak jandarmaları için de not düşeyim siz sevgili 18 yaşı görmemiş kardeşlerimiz için : ALKOL ALMAYIN !! =)) Evet .. Sanırsam bahsedilen bu iki noktada mutabığız .. O yüzden ben dolgulu dişimi test ederek kemirdiğim kavurgaların tuz oranını test ederken dilimle ve kırmızı tuborgları güp güp deyerek mideme indirirken startı veriyorum ... Damalı bayrağımız havada !!!!

    Bir cumartesi .. 80 lerin neredeyse sonundayız .. Sabah Star'da Transformers izlenmiş .. Neşe damarlarda akıyor.. Dönüşebilsem dönüşeceğim ( PEK TABİİ DECEPTICONS!!!! ÖLÜMÜNE KÖTÜLÜK !) ama realite izin vermemekte .. Ve talihe bakın ki uyanır uyanmaz pencere önüne koşmuş "şahsımın" çapaklı gözleri bembeyaz bir örtüyle sarmalanmış Ankara sokaklarına bakıyor .. Hava bunca kirlenmediği ve metropol hayatı henüz Ankara'yı esir etmediği için o dönemlerde kar , yağınca 10 AYI gücünde yağıyor .. İnanılmaz bir neşe .. Gözü kör olası ifrit kargalar henüz bokunu yememiş...Öyle ki henüz merkezi ısı sistemi devreye girmemiş .. Sevgili Salvatore' un Buzyeli Vadisi Üçlemesi'ni yazmasına daha seneler var ama paf küf sesleriyle alıp verilen soluklar ile kara tren misali beyaz buharlar atarak gezmekteyim ben o buzdan vadi içinde ... Bizde kuraldır .. Herkes sofraya oturacak .. Kahvaltı yahut yemek adı her ne ise beraber yapılacak ! Lakin benim beklerken beyin hücrelerimi buharlaştıran dermanım ve sabrım limitleri zorlamakta ... Dokuzarlı dokuz doğum yapıp atıyorum kendimi sokağa.. Annemin ardımdan, "montunun önünü sakın açma, sonra götün cücük salar oğlum!" seslerini hiç duymaksızın .. Nereye gidiyorum derseniz söyleyeyim .. Dinazorlu parka !!! Benim o gün için adını öylece koyduğum dinazorlu parka .. İşçi kesiminin oturduğu parktan ne olacak diyorum şu an ama o zamanlarda çakıl taşları üstüne oturtulan bir gemi , iki salıncağından birinin zincirleri kopmuş malulen emekli eğlence birimleri ve uzun boynundan kaydığımız bir dinazorun olduğu bu park bizim için bir define adası .. Hem de karlarla kaplı !!! Kar öyle güzel bir olgu ki kanlı bıçaklı olduğumuz aşağı mahalle çocuklarıyla bile koalisyon kurdurtuyor bizlere .. Daha düne kadar bahçedeki iğdeye daldı diye kafasına tuğla attığım kızla beşik kertmesi olmuşuz .. Sarmaş dolaşız .. Pek tabii karlar eriyene kadar !!! HIH !!! NE SANDIN !! =))

    İğde in the bahçe is our namus..
    Bu yolda ölüm gerekirse tek HUSUS!! =))

    KuP KuP Boy from Mexico

    Evet !! O gün sabah 9' da çıkıp eve akşam 8' de girip türlü türlü zılgıtları yedik mi ? YEDİK !! Ölümüne CIRCIR olduk mu ?!? EVET! Olduk !! Yine olsa yine gider miyiz !! EVET !! GİDERİZZ !! =))

    Şimdi diyeceksin ki kenafir gözlü "kafir" Tuco !!! Bana bunları niçin anlatıyorsun .. Banane ulan senin dinazorlu parkından .. Bu kitapla bu anlattıklarının ne alakası var ?!?!?

    ÖYLE Mİ ?!?!?

    Madem öyle .. Buyrun HÖŞMERİME !! O parkın bir adı var .. O ismin de bir hikayesi .. HEPİNİZİN ELİNDE BİR KAŞIK VAR !! Lokmasını yutmadan tatlıya kaşık sallayanın gözünü oyarım .. Açgözlülük yapmayın !!! Sindire sindiree !!!

    İki kardeş .. Bir anadan doğma iki kardeş .. ÖZ BE ÖZ !! Bir cipin içindeler o dönem .. Bir gece yarısı .. Ben henüz anamın karnındayım .. Nato paşası kenan evren denen tipleme kurmuş cuntasını .. Vurmuş demir yumruğunu sofraya !! HÖŞMERİM DE BENİM KAŞIK DA deyerekten esip gürlemekte .. Bir gece yarısı alınmışlar evlerinden bu iki kardeş .. Nereye götürülüyorlar dersiniz ? MAMAK CEZAEVİNE !!! O dönemleri okuyanlar Mamak'ı çok çok iyi bilir .. O döneme dair yazmak istemiyorum .. Yazayım diyeceğim ama çok uzayacak bu inceleme .. Ne sizde o sabır, ne de bende o siniri izole edecek dirayet var .. 24 Ocak kararlarını bu millete kim nasıl kabul ettirmiş .. O kararlar ne imiş siz açıp bakın .. Bizi Usa'in koynuna kim sokmuş açıp okuyun !!! Ben ağzımı bozmak istemiyorum ...

    Yanaşıyor cip Mamak'a .. RACİ TETİK isimli bir nazi subayı emir veriyor erlere : "ANALARINI AĞLATMAZSANIZ BEN SİZİN ANANIZI AĞLATIRIM!" ... Daha adımlarını atar atmaz başlıyor darp .. Şimdi herşeyi bir kenara bırakalım .. Ben size tek bir soru sorayım! Kaçınızın gözleri önünde DÖVE DÖVE ÖZ KARDEŞİ ÖLDÜRÜLDÜ !!

    Bu sorunun yanıtı sanıyorum ki 1000kitapta bir boş küme !!!

    BOMBOŞ!!!

    Ben yaşadım diyen var mı aranızda ? Onu geçtim .. Ben aklıma getirebiliyorum şu dediklerini , kendimi onun yerine koyabiliyorum diyen var mı ?!? VAR MI ?!?!?

    EFENDİM ?!?

    "Vurma !!" "Bizi artık dövme" diyor subaya ağabey !! DÖVE DÖVE ÖLDÜRÜYORLAR !!!

    Büyük kardeşin hiçbir suçu yok .. Kardeşinden dolayı onu da gözaltına almışlar .. Küçük kardeşin suçu ne peki biliyor musunuz ? Bilmek ister misiniz ?

    KİTAP BASMAK !!

    KİTAPÇI DÜKKANI VAR ONUN !!!

    OLUR MU ULAN ÖYLE ŞEY !!!! OLUR MU ?!?!?

    Soruyorum olur mu ?!?!? Ben soruyorum ben cevap vereyim .. 12 Eylül ' de en çok toplatılan kitaplar listesinin başında kim var biliyor musunuz ? JACK LONDON !! DEMİR ÖKÇE İLE İLK ONDA.. HATTA BEŞTE .. Peki bu listede daha kimler var ?! Bekir Yıldız !! Halkalı Köle kitabı ile yer alıyor ... "EVLİLİK KURUMUNU ANLATAN ROMANI İLE !!!! AMA HEM HALKALI HEM DE KÖLE !! OLACAK İŞ Mİ?!?!?

    Görüyor musunuz hayatınızın nelere bağlı olduğunu .. O gün pamuk ipliğinden çekip koparılan iki isimden biri kimdi peki bilmek istermisiniz ?


    İLHAN ERDOST !!

    Ağabeyinin gözleri önünde öldürülen İlhan Erdost !! Benim gidip oynadığım o parka adını veren İLHAN ERDOST !! SIRF KİTAP BASTI DİYE , NE BASTIĞINA BAKILMAKSIZIN ÖLDÜRÜLEN İLHAN ERDOST !!!

    Geçen yine bir dost meclisindeyim .. Yine oturuyoruz karşılıklı .. Ne okuyorsun muhabbeti açıldı .. Karşımdaki sayıyor bana okuduklarımı.. Fakir Baykurt .. KÖYLÜLER.. KAHROL AMERİKA !!

    BAK SEN !! =))

    Ulan o adamlar, o kitapları zamanında yazmasalardı , sen bugün bu denli rahat ağzını açıp cümle kurabilecek miydin? "Köylü" diyip dudak büzerek bugün aşağıladığın o insanlar ve o insanların yanında yer alan İLHAN ERDOST gibiler olmasa sen bugün bu denli rahat konuşabilecek miydin ? NEYİN MÜCADELESİNİ VERDİN ??!? NEYİ BAŞARDIN ? NE BEDEL ÖDEDİN ?!??

    Bu soruların cevabıdır işbu kitap ! Cevapların karşısındaki muhataptır Osman Şahin ...Kitaba dair tanıtım da sadece bu 3 soru cümlesinin yazar tarafından kitap içinde verilen cevabıdır..


    Kusura bakmayın .. Alkol tamam .. Davaro OST si de arkada çalıyor ama GOY GOY yapamadık bugün .. İLHAN VE MUZAFFFER İLHAN ERDOST' un hatırası izin vermedi .. Bir başka işsiz incelemede görüşmek üzere .. Başlığı tanıtım içerisinde geçirmedim bilerek .. Eşleşmeyi sizler yapasınız siz sevgili Cin Ali ve Aliye'ler ..
  • Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.•
    Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını•, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
    Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
    Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.•
    Her sabah benimle uyanmak istemediğini•, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.•
    Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.•
    Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.•
    Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
    Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden sen olduğun için vazgeçtim.
    Bencil olduğun için vazgeçtim.
    Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.•
    Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.•

    Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.•
  • Umutsuzca kanayan, acılar içinde kıvranan o sevdiğiniz bedeni görmek, aynı anda hem coşan hem duran nabzın parmaklarınızın arasından kayıp gittiğini hissetmek... Doktor olmak, ama hiçbir şey bilmemek, hiçbir şey... Sadece orada öyle oturmak ve ve yaşlı kadınlar gibi kilisede (Camide) dua etmek, sonra da olmadığını bildiniz o merhametli Tanrı'ya yumruk uzatmak... Anlıyor musunuz? Anlıyor musunuz? Benim... Benim anlamadığım tek bir şey var... İnsan bunları yaşadıktan sonra nasıl hayatta kalabiliyor? Ertesi sabah uyanıp, dişlerini fırçalayıp. Kravatını bağlayabiliyor...
  • 96 syf.
    ·21 günde
    Bazen, insanların unuttukları  bazı şeyleri, ya bir nesne ya bir eşya ya da birileri hasebiyle hatır da kalmayan çok önemli hatıralar, bilinmesi elzem mevzular hatra gelir, değil mi? yine bazen ya da kimi zaman... Olur ya insanı odak noktasından çıkarır da, tepetaklak eder cinsinden!
    En bi basidi ise bir beyaz saç teli; insana, ölümü pek yakınlarda oluşunu hatırlatırken, bir dizin kitap sayfasında ise varoluşsal yaşamın insanlardan ne kadar uzak ve yine ne kadar yakın olduğunu gösteriyordu, hem de kafasına kafasına vuruyordu insanın.
    Vursun da, hep gül açtırak değil ya sözler, sıfatlar.. İdrak için biraz da kaktüsün devreye girmesi lazım gerek.

    Evet serkeş, amaçsız, kuytu köşelere sinmiş insan kimliğini gün yüzüne çıkartan ve yine insana 'ben kimim' dedirten iki şiir mısrası hatırlatıyor, hatırlatabiliyor..
    Okumayan bilemez ki, bir canlı cenazeden farksız olduğunu, görür iken âmâ olduğunu farkedemez ki.. Sonunda ise insan, bilmekten korktuklarında bilinmez, hatırlamak istemediklerinde ise unutulacak olacağını...
    Günümüz insanın en çok hatırlamak ve duymak istemeyeceği, durmadan kaçtığı şey; İNSANLIK!
    Evet kitapta da öyle diyor; insanın basiretsizliği, umursamazlığı, idrak sorununu, ahmak oluşunu, alçaklık ve kaypaklığından bezenmiş fânilerin, vurdum duymazlığı, şairi bile çileden çıkarıyor; "Göğsü çırpınıp duran, öfkesinden ağlayan bu şair" diyor bir dizesinde..
    Yani anlayacağınız şair; bu çağdan, gelişen saçma sapan sistematik durumlardan fazlasıyla muzdarip. Aslında hepimizin farkında olup da üç maymunu oynadığımız örgüyü, yazar çok açık ve net bir dil takınarak şöyle ifade ediyor: "Şu kızlara bak;sabah instegramda ıvır zıvır geceleri tivitır" günümüz aylak çağ insanının sufli lezzetler peşi sıra gidildiğinden dem vuruyor görüldüğü üzere...
    Adem-i mahlukatın acziyetini ayan beyan eder iken, can evinden de vuruyor..

    Yine devam ediyor, zamanın cehalet ve vehameti içinde kayboluşumuza ise geçmişin destansı geçen anılarından azar azar serpiyor unutkanlığımıza..
    Neden sonra, acınacak buhranlar geçirdiğimiz şu zamanlar da geçmişin güzide kahramlarını tanıştırıyor bizlerle: Fatma Fihri, Nureddin Zengi, Selahaddin Yusuf, Süleyman Halebi, Ömer Muhtar ve Aliya... Belki aralarında bildiğimiz isimlerin yanı sıra duymadıklarımız da olmuştur. Ama ve lâkin pek yakın tarihli, nazenin bir manzûme kardeşimiz olan Filistin'li Razan'ı hiç duymamış ve onun yaptığı fedakarlıklardan öte şehid olduğundan bihaber olmak, sadece yiyip içip yaşıyorum diyen insan için normaldir elbette!
    Rezzan gibi gönül erleri hayat kurtarmaya çalışır iken, birileri derdinin külfetinden bahis açmasın lütfen!
    O yalnızca yitip gitmemenin savaşını verdi, korkusuzca! Ardında ise malesef şu sözlerin yazılmasına sebep oldu:
    "Kapılara çıkma artık, çeyizime bir kefen bırak
    Gözünün ışığı söndü baba, evinin meleği öldü"
    Yiğit olan hep ölür...
    Yaşanılan acıları bizler gözardı ederken, şair, savaşın sakat bıraktığı hayatlardan anekdotlar bırakmaya ve sivri bir dil ile gözümüze sokmaya ant içmiş gibi mazlum ülkelerin kadersiz çocuklarının yarım kalan hikalerinden konular almaya devam ediyordu: "Bize bakıyor hâlâ bıçağın altında unutulan çocuklar..."
    Şair için sonuç müspet! İnsan özgülüğünü ve yaşama hakkını, kaleminin sınırsız diline bırakmış. "Bir insanın özgürlüğünü savunmak için aşırı olmasını savunuyorum. Özgürlüğümüzü kazanmak için her şeyi yapacağız." diyor Malcolm X. Sanki şair için ağızdan çıkmış gibi...

    Binaenaleyh, zannımca ardımıza bıraktığımız acıları, önümüze sermekti. Arzu halim ise, bunu fazlasıyla yerine getiren yazara, fazlasıyla müteşekkir.

    Son olarak okuyacağınız satırlarda, ne keyfe keder duygu patlamaları, ne de seküler algı alışverişleri içerir!.. Hiçbiri! size Nazım, Süreyya ve Atilla'nın dünya kokan, keşmekeş yaşam serengetisi beklemiyor.
    Hem  Sevinin sevgili şiir severler, çünkü bu kez rüyadan uyanma vaktinin, görürken âmâ olduğunuzun havadisini alacaksınız. Bunu da daha önce uyuduğunuz satırlara sayarsınız! Hep birlikte ama, çünkü bu sayı çok fazla.

    Daha sonra, ağız da şöyle kekremsi bir tat bırakıyordu, bittiğinde kelam! Gülmek ise, kursağımızda kalmaya devam!...
  • "Çok canı yanan bir insana gidin sarılın ve onu sevdiğinizi söyleyin.
    Geçti mi acısı? Geçmedi, sadece anlık bir his kaybı oldu.
    "
    Ahmet Batman
    Destek Yayınları
  • "Ben... Ben sadece bir şeyi anlamıyorum, nasıl... Nasıl bir insan bunu yapabiliyor, o anlarda nasıl onunla birlikte ölmeden durabiliyor... Nasıl oluyorda ertesi sabah bir uykudan uyanabiliyor ve dişlerini fırçalayabiliyor ve bir kravat takabiliyor..."