• Uzaktan seviyorum seni! Kokunu alamadan, Boynuna sarılamadan. Yüzüne dokunamadan. Sadece seviyorum! Öyle uzaktan seviyorum seni! Elini tutmadan. Yüreğine dokunmadan. Gözlerine dalıp dalıp gitmeden. Şu üç günlük sevdalara inat. Serserice değil adam gibi seviyorum seni. Öyle uzaktan seviyorum seni! Kırmadan, Dökmeden, Parçalamadan, Üzmeden, Ağlatmadan uzaktan seviyorum seni. Öyle uzaktan seviyorum seni; Sana söylemek istediğim her kelimeyi, Dilimde parçalayarak seviyorum. Damla damla dökülürken kelimelerim, Masum beyaz bir kağıtta seviyorum. Cemal SÜREYA
  • Duyduğum o kadar övgüden sonra daha iyi bisey bekliyordum acikcasi.o kadar yukselttim ki beklentimi kitap o kadar yavan kaldı o kadar basite indi ki anlatamam.

    Iyice de kotulemeyim.anafikir güzel.vermek istedigi mesaj guzel ama beni etkilemedi.seveni cok puani da yuksek.bilmem kac dile kac baski yapilmis.ama no effected! ornek vereyim Azra Akın teee dunya guzeli secildi ama etkilemez cekmez ya insani, hani sadece guzeldir hah işte öyle o yavanlikta :)))

    Ablamin anlatisindan sonra hikayeden cok sey bekledim.bu ilk degil.bi kez daha yapti bunu hain :)) buradan sana sesleniyorum ben ağır romanlari seviyorum abbuş bi dahaki sefere nolur zor bi kitap hediye et bana :D ya da buradaki listemden de sexebilirsin %:-)
  • "Uzaktan seviyorum seni. Kokunu alamadan, boynuna sarılamadan, yüzüne dokunamadan. Sadece seviyorum..."
  • Belki de sevmek sadece O'na aittir, burada insan kendinde oluşan o hissin kimden geldiğini anlıyordur.. sevildiğini anlayan kalptir. Konuşan insan ben kendimi seviyorum der, ne ahmakca...
  • Uzaktan seviyorum seni.
    Kokunu alamadan,
    Boynuna sarılamadan,
    Yüzüne dokunamadan,
    Sadece seviyorum...

    Öyle uzaktan seviyorum seni.
    Elini tutmadan,
    Yüreğine dokunmadan,
    Gözlerinde dalıp dalıp gitmeden,
    Şu üç günlük sevdalara inat,
    Serserice değil adam gibi seviyorum...

    Öyle uzaktan seviyorum seni.
    Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden,
    En çılgın kahkahalarına ortak olmadan,
    En sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan,
    Öyle,
    Öyle uzaktan seviyorum,
    Kırmadan, dökmeden, parçalamadan, üzmeden, ağlatmadan,
    Uzaktan seviyorum.

    Sana söylemek istediğim her kelimeyi dilimde parçalayarak seviyorum.
    Damla damla dökülürken kelimelerim,
    Masum, beyaz bir kağıtta seviyorum...

    Cemal Süreya.
  • Uzaktan seviyorum seni

    kokunu alamadan,

    boynuna sarılamadan

    yüzüne dokunamadan

    sadece seviyorum
  • "BÜTÜN ANNELER, ANNELERİN EN GÜZELİ..
    SEN, EN GÜZELLERİN GÜZELİ.."

    İşte böyle bir şiirle başlıyor kitap. Sanki ilk sayfadan "Bak canın yanacak, haberin olsun!" der gibi..

    Kaybedilmiş, yitirilmiş, unutulmamış, özlenmiş her ne varsa, anne kelimesinin her renginde ama hep anne kokusuyla beraber..

    "Anamın elinden çıkmış o oyalardan bir tekine, şimdi bütün yazdıklarımı, bundan sonra da yazacaklarımı verirdim.." diyor.
    Ama bir fotoğrafı bile yok elinde.
    Ve ekliyor başka bir yerde ;
    "Bayramlığımın olmamasına annemin gönlü razı değildir. Onun için beni yatırdıktan sonra, idare lambasının kör ışığında, dikiş makinesinde, bana babamın eskilerinden bir şeyler dikecektir, hem de sabaha dek yetişecek.."
    Bir dönemin özelliklerini çok belirgin hissettiren bu satırlar, ailenin dışına taşıp, toplumun o günkü fotoğrafını çekiyor adeta. Anlık, acı dolu bir kare..

    Bir çocuğun ağzından Muallim Bey 'in evini anlatırken ;
    " Öyle güzel bir evi var ki anne.. "diyor,
    " Yazı masası var.
    Bir dolu kitapları var..
    Hepsi de ciltli, bir de camlı dolabı var..
    Koltukları var anne!
    Ama kadife.. Öyle güzel bir ev ki.. "

    Kapatıyorum kitabı.. Biraz soluk almam lazım. Hissetmeye çalışıyorum, anlamaya çalışıyorum. Sadece bu kadarını yaparken bile içim acıyor..

    Sonra ;" Benim de onunkiler gibi iyi yamanmış çoraplarım olsaydı, misafirlikte utancımdan boyuna ayaklarımı gizleyip oturmazdım.." diyor.
    Yeni bile demiyor, iyi yamanmış diyor..
    Ben, bende olan ne varsa, varlığından utanıyorum bu sefer.

    "Öyle büyük öyle büyük bir adam olacağım ki, bütün haksızlıkları kaldıracağım. O kadar da çok haksızlıklar var ki, bu kadar büyük haksızlıkları ortadan kaldırmak için ister istemez çok büyük adam olmam gerekiyordu."
    Bu sefer de bir şeyler filizleniyor içimde.. Ah ne kadar geç kalmışım bu kitabı okumakta diyorum. Hiç ama hiç tanımamışım Aziz Nesin 'i..

    Sayfalar ilerliyor, ben bin türlü duygu içinde eşlik ediyorum. Ya, diyorum, çok hassas bir zamanıma denk geldi, ya da başka türlü okunmaz bu satırlar hissedilmeden...

    "Annemin rengi soldukça türküler de susmuştu.." diyor.
    Verem hastası annesinden bahsediyor.
    İlaç niyetine aldıkları haftalık yarım kilo eti, çocukları yemeden yiyemeyen, boğazına düğümlenen annesinden bahsediyor.
    Kaldıkları evde yangın çıktığında, kurtarabildiği üç şeyden biri dikiş makinesi olan annesinden bahsediyor..
    Uzun zaman çocuklarıyla yalnız kalan, nerede olduğunu bilmediği eşini bekleyen annesinden bahsediyor..
    Sen okumalısın, doktor olur da belki beni iyileştirirsin diyen annesinden bahsediyor..
    Hastalığa, yaşama, dünyaya yenilmiş annesinden bahsediyor.
    Öleceği günü rüyasında gören annesinden bahsediyor..
    "ÖLÜM GÜZEL DEĞİLDİR ELBET.. AMA SİZ ÖLÜMÜ, GÜZEL, GENÇ BİR VEREMLİ ANNENİN YÜZÜNDE GÖRDÜNÜZ MÜ?!!"

    Herkes anı yazabilir, ama yazarken hiçbir eksiğini, yanlışını, yanılgısını, ayıbını saklamaması gerçekten takdire değer..

    "Ben Darüşşafaka'ya babasız olarak girdim ama iki yıl sonra babam çıkıp geldi. Babama kavuşmanın sevinci, babasız arkadaşlarımın ekmeğini yemenin acısına karıştı. On bir yaşımın küçük omuzlarına çöken bu ağırlığa dayanamadım. Hiç kimseciklere bugüne değin bir şey söylemeden Darüşşafaka'dan kaçtım. Şimdi bunu itiraf edip rahatlıyorum. Onun için benim Darüşşafaka'ya borcum, sizinkilerden çoktur. Ben yarım Darüşşafakalıyım, bu da benim büyük eksikliğimdir. "

    Hem okuldan kaçan hem de okumak isteyen, fakat söylenilen yalanı içine sindiremeyen, bunun yanında eğer Darüşşafaka'ya girmeseydi hiç tanımamış olacağımız Aziz Nesin söylüyor bunu.

    Babalı ama babasız geçmiş bir çocukluk..
    " Baba! Bana öyle geliyor ki, ben seni bütün oğulların babalarını sevdiklerinden daha çok seviyorum.." diyor her şeye rağmen.

    Ve başka bir yerde yine babasını anlatıyor. Ama bu sefer gülümsüyorum okurken..
    "Babam fesi seviyor, öyleyse ben fesi sevmeyeceğim.
    Mustafa Kemal şapka giyin demiş, öyleyse şapka giyilecek.
    Ah şu babam ah!.. Onu öyle seviyorum ki.. Ama o da Mustafa Kemal 'i sevse ya.."

    Mehmet Nusret Nesin..
    Nam - ı diğer kart Nusret.
    İlk defa on üç yaşında yeni elbiseleri olan Nusret..
    Gül yaprağı satan, evden kaçan Nusret..
    Asker Nusret..
    Bölük komutanı Nusret..
    Kitapları yüzünden tutuklanan, yargılanan, hapis cezasına çarptırılan..
    Vakıf kuran, ödüller alan, iyi ki yazmış dediğim güzel kalem, dürüst insan..
    Arkasında yüzlerce öykü, şiir, tiyatro eseri bırakan..

    İlk defa bitirmeden inceleme yazdığım bu kitabın, bundan sonrasını sessiz okuyacağım.
    Çünkü içimde hiç susmadan anlatan bir dev var artık.
    Bu kitabı okumayan Aziz Nesin 'i tanıyorum demesin lütfen.

    Söylemeden geçemem tabi ki ; Tuco Herrera keskin nişancıymışsın. ;))
    Çook teşekkür ediyorum tavsiyen için. :))