• "Konuşuyoruz desem konuşmuyoruz da
    Ayrı ayrı şeyler düşünüyoruz üstelik
    Birbirimize bakarak
    Ne seviyoruz ne de sevmiyoruz birbirimizi
    Ne varız, ne de yoğuz gerçekte
    İki lamba gibiyiz, iki ayrı yerinden
    Aydınlatan odayı

    Değilsek de yakın birbirimize
    Uzak da sayılmayız büsbütün
    Gökyüzünde iki uçurtma başıboş
    Yanyanayızdır sadece

    Her çiçek bir çoğulluktur gününe göre
    Yalnızlık çoğulluktur
    Sanırım bir giz de yok bu beraberlikte"

    Edip CANSEVER
  • "Çünkü sadece ikimiz varız ve gerçekten, gerçekten, gerçekten, gerçekten onu seviyorum. "
  • "Sevgili asker ağabilerim,
    Siz olmasaydınız yurdumuzu kim kurtaracaktı. Sizin sayenizde yurdumuz güvende. İyi ki varsınız. Sizler oldukça bizler de buradayız. Sizlerin emekleri sayesinde bizler de varız. Siz olmasaydınız biz ne yapacaktık? Biz size büyüyünce yemek, giysi, mermi ve silah taşıyacağız. Sizin sayenizde biz de mutluyuz. İyi ki buradasınız. Artık bizde bizde meslek sahibi olup asker olup Türkiye'yi kurtaracağız. Sizlere bugüne kadar ne yapdıysanız hepsi için çok teşekkür ederim."
    Gülsüm Nur Gündoğan
    4A Sınıfı
    Okul : Zafertepe/Çalköy

    Sevgili Gülsüm,

    Kalbinin güzelliğini seni hiç tanımasam da görebiliyorum. Bize de senin yaşındayken her gün, vatan sevgisi, yurt aşkı gibi duygular derslerimizde sürekli olarak aşılanmaya çalışılırdı. Aslında bu yazıyı senin okuyamayacağına emin olarak kaleme alıyorum.

    Biz, yani askeri sistemler, militarist düşünceler, hiyerarşik rütbeler, internetteki görsellerde dağda yurdu için hınca hınç savaşan asker imajı olmasaydı, yurdumuzu More'un Ütopya kitabında anlatılan yurttaşlar arasındaki karşılıklı hoşgörü, sonsuz barış, ortak yaşam ve askere gönüllü olarak gelmek istemeyenlerin birbirine korku aşılamadığı istekli ve gönüllü bir askerlik paradigması kurtaramaz mıydı? Dünyayı güzellik kurtaramaz mı? İçimizdeki kan sadece içimizde kalmakla yetinemez miydi şiddetin askerlerinin merhameti eşliğinde?

    Güven, burada pek de bizim sayemizde olmuyor gibi. İnsanların gözlerinde bulunan, evren arkadaşlarına karşı beslediği düşmanlığı görebiliyorum çünkü. Daha geçen gün Batman'ın bir ilçesinde çıkan tartışmadan dolayı asker askeri tüfekle öldürdü. Biz seni gerçekten mutlu ediyor olamayız Gülsüm. Eğer yurdumuz bizim sayemizde güvende olsaydı gerek askerlere verilen eğitimlerin yarısından fazlası yürüyüşten ibaret olmayıp silah, atış, kamera, intikal, arazi ve malzeme kullanma eğitimleri de dahil olurdu gerekse de askerde konuşulan muhabbetlerin pek çoğu incir kabuğunu doldurmayan ve yurdun içinde bulunduğu harap ve bitap durumla alakası olmayan muhabbetler de olmazdı ki.

    Bizler oldukça sizler de her zaman olun fakat sizi, bize yemek, giysi, mermi ve silah taşırken değil, astronomiyle alakalı kimsenin aklına gelmemiş icatlarla uğraşırken, kodlama ve programlamayla, geleceğin bize getireceği her türlü teknolojiyle, robot teknolojileriyle, savaşsız ve şiddetsiz bir geleceğin ihtiyacı olan genç neslin gerektirdiği her türlü düşünceyle haşır neşirken görmek isterdim. Siz büyüyünce hep beraber böyle şeyler için kafa yorsak çok güzel olmaz mıydı ki Gülsüm?

    Mutluluğunuz bizim sayemizde değil, sadece kendi sayenizdedir. Emin ol Gülsüm, Türkiye'yi şu anki halinden kurtarmak ne meslek sahibi olmakla ne de asker olmakla ilgilidir. Sanıyorsun ki askerlik eline silahı alıp saatlerce vatanını düşmanın gözünden ve ateşinden korumaktan ibaret. Burada askerlere her gün yerlere paspas çektiriyorlar, her yeri süpürtüyorlar, yerden kuş boku kazıtıp, sırtlarını kanatırcasına inşaat molozu taşıtıyorlar, dikenli çimleri çıplak elle bir yerden bir yere attırıyorlar, kazma ve kürekle ağaç tomruğu söktürüp, her türlü ihtiyaç olan yere harç attırıyorlar, çuvallarca at boku taşıtıyorlar senin uykunu bölüp, kitap okumayı sevmeyen uzun dönemlerin hiç de vatan ve yurttaşlık sevgisi içermeyen bakışlarına ve sözlerine maruz bırakıyorlar seni Gülsüm. Buna benzer pek çok işle yüzyüzeyken Türkiye'yi kurtaracak şeyin gerçekten de askerlik olduğunu nasıl söyleyebiliriz ki benim güzel kalpli Gülsüm kardeşim? Hiçbir şey sana söylendiği ve öğretildiği gibi değil maalesef. Meslek sahibi olmanın ülke kurtarmadığı tek ülkedir belki de Türkiye. Mimar mesleğinde bir adamın çaycı, makine mühendisi bir adamın çamaşır makinelerinin başında işçi, inşaat mühendisi adamın boyacı olduğu bir alanda gerçekten de Türkiye'nin bulunduğu uçurumdan kurtulabileceği, 11 yaşındaki o tertemiz kalbine sığıyor mu? Keşke karşımda olsan şu an, keşke kalbine giden damarlarından geçen o hiç pisletilmemiş düşüncelerini karşımdayken de duyabilseydim ve bu dediklerimi de yüzüne söyleyebilseydim.

    Bizlere bugüne kadar ne yaptıysak teşekkür etmene hiç gerek yok hele. Bugüne kadar vatanımı kurtarmak adına hiçbir şey yapabildiğimi düşünmemekle birlikte ülkeme ait sevgi-zaman grafiğinin doğru orantılı olarak sürekli düşüş içerisinde oluşu yaşadığım Erasmus deneyimleri ve görme şansına eriştiğim Türkiye duvarları dışındaki hoşgörü, görgü ve birbirine kesintisiz saygı kültürü insanımızın esas deneyimlemesi gereken konular. Zira bugüne kadar yaptığım şeylerin arasında şu anda hiçbir işime yaramayan fizik ve kimya formülleri, çözülen testler ve yararsız olduğu bilindiği halde aşılanmaya çalışılan korku ve salt tek din, tek parti, tek tip düşünce diktesi bakış açısının öğretildiği bir ülkeyi sana emanet etmek mi benim teşekkürü hak eden davranışım?

    Ben de zamanında 4B sınıfındayken sosyal bilgiler dersinde Osmanlı Devleti'nin, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı savaşların sonuçlarını merak ede ede tarih okurdum, tabii ki de hepsini kazanmalarını ben de isterdim. Sonra Einstein, Szilard, Zweig, Pessoa gibi pasifist ve savaş karşıtı insanlarla, bilim, edebiyat ve sanat için emeğini veren ve terini döken insanlarla tanıştım. İnadına savaştan kaçıyorlardı, inadına gelecek için hizmet etmek istiyorlardı geçmişin kanlı prangalarında yaşamamak için.

    Bul beni Gülsüm, bul beni ve tanıdığım insanlarla tanıştırayım seni. Tertemiz kalpli insanı sevmez bu topraklar, bir damla kan, döküldüğü kalıbın rengini, tadını ve hissini hemen değiştirir. Kan, şiddet ve askerliği değil, doğanın bize sunduğu gündelik hayatın mucizelerini, geleceğe dair ütopya senaryolarını, gelmiş geçmiş bütün çiçek ve hayvan çeşitlerini, sanatı, mimarlığı, edebiyatı ve diğer bütün güzellikleri konuşalım. Kadınların yüzlerindeki altın oranı senle bulalım. Tüfeklerin namlusuna topladığımız çiçekleri koyalım seninle. Bul beni.

    https://www.youtube.com/watch?v=tas5AEqnmuk
  • Tarık Tufan deyip susmak lazım ama kalemiyle hiç tanışmayanlar için birazcık bahsedeyim. Kitap arka sokaklar diye tabir edilen bir mahallede geçiyor. Her evin yarım kalmış bizden olan hikayelerini dili döndüğünce anlatmış yazarımız. Zaman zaman kendi hayatına paralel anılardanda bahsetmiş ama "anlattıklarım kendi hayatım" diye teyit almadığım için sadece bir tahmin olarak kalıyor. Mahallede dertten ölen var, çok seven var, sevipte kavuşamayan var kısacası sadece biz varız... Herkese tavsiye ederim. Tarık Tufan kalemiyle tanışmayan arkadaşlara da en kısa zamanda tanışsınlar derim.
  • Bu incelememi bir kadın olarak var olmaya çalışan tüm kadınlara ithaf ediyorum.

    VİRGİNİA WOOLF KADINLARA SESLENİYOR:

    “Yaşama işini sürdürebilmeniz için sizi daha nasıl yüreklendirebilirim? Genç hanımlar, diyebilirim, lütfen kulak verin, sıkıcı son şimdi başlıyor, bence sizler utanç verici ölçüde bilgisizsiniz. Bir tek önemli buluşunuz yok. Hiçbir zaman bir imparatorluğu yerinden sarsmış ya da bir orduyu savaşa götürmüş değilsiniz. Shakespeare’in oyunları da sizlere ait değil ve hiçbir zaman barbar bir kavimi uygarlığın iyi yönleriyle tanıştırmadınız. Özürünüz ne? Dünyanın, her biri trafiğe, işe güce ya da aşka dalmış beyaz, siyah ve çikolata renkli sakinleriyle dolu sokaklarını, alanlarını ve ormanlarını gösterip yapacak başka işlerimiz vardı demeniz doğrudur. BİZİM YAPTIKLARIMIZ OLMASAYDI, O DENİZLERDE YELKEN AÇILAMAZDI, O VERİMLİ TOPRAKALAR BİRER ÇÖL OLURDU. İstatistiklere göre şu anda varolan bir milyar altı yüz yirmi üç milyon insanı, belki de altı ya da yedi yaşına kadar, doğurup, besleyip, yıkayıp eğittik, kimilerimiz yardım gördümse de bütün bunlar çok zamanımızı aldı. “

    Ama artık “Çok uzun, çok emek isteyen ve fazlasıyla karanlıkta kalmış başka bir uğraşınızın başka bir aşamasına geçmelisiniz. “

    Diyerek başlamak istiyorum incelememe. Belki kendimi tam olarak ifade edemeyeceğim çünkü kitabın kapağını kapattığım andan beri karmaşık bir ruh haline büründüm.Bir taraftan bir kadın olarak kendime, diğer taraftan dünyadaki tüm kadınlara ve bunların çok daha ötesinde erkeklere sormak istediğim birçok şey var.Hatta sitemlerim. Çünkü yıl iki bin on sekiz ve biz kadınlar olarak hala kendimize tam anlamıyla bir yer edinmiş değiliz. Öncelikle yaşamakta olduğumuz ülkede, sonrasında ise dünyada tam olarak nerede, hangi konumdayız... Kadın erkek eşitliğinden bahsederken bile kadınlar açısından “ama”larımızı hala atanmamış olduğumuzu görüyorum. Evet eşitiz “ama”...

    Biz kadınlar olarak bile hemcinsimizi yaşadığı özgürlüklerden dolayı çeşitli yakıştırmaları yaparak eleştirirken, karşı cinsin bize farklı bir şekilde yaklaşmasını nasıl bekleyebiliriz ki... Bu yüzden sitemim öncelikle kadınlaradır.

    Özgür bir ülke diye nitelendirdiğimiz ülkemizde bile düşüncelerimizi, arzularımızı, hayallerimizi, kadınlığımızı içimizde yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Hem kendimiz, hem de başkaları tarafından. Neden peki? Neden hala yıkamadık o tabuları? Neden erkeklerin yaptığı işler hep kadınlarınkinden daha üstün görülüyor? Neden erkeklerin düşünceleri daha çok önemseniyor? Neden erkekler kadınlardan daha üstün görülüyor? Erkek özgürce giyinirken kadın neden giyecekleri konusunda yüzlerce kez düşünmek zorunda? Dışarı çıktığında üzerinde gezen o iğrenç, yiyecekmiş gibi bakan bakışlar yüzünden mi? Neden erkekler kadınlar adına karar alıyor? Eşi, kardeşi, annesi, sevgilisi adına...

    Çok kez rastladım araba kullanan kadına ağza alınmayacak küfürler edenleri. Ne sanıyorsunuz ki! Dünyada ki her şey sizin için mi yaratıldı? Kadınlar dahil.. HAYIR! Kendimiz için varız ve bunun için yaşıyoruz.

    Kadınlar sadece bir eve hapsedilmiş, yemek yapmak, temizlik yapmak, çocuk doğurmak ve bakmakla yükümlü bir birey değildir. Biz okumak için, yazmak için, yeni fikirler ortaya atmak için... Kadın kimliğini var etmek için varız. Ve bunun bilincinde olmak zorundayız. Yoksa bir köleden ne farkımız kalır ki...

    Kitaba gelecek olursam, daha çok “Kadın ve Kurmaca Yazın” konusu üzerinde dursa da en çok kadınların var olma çabasını işlemiş.

    Kalemi öyle güzelki... Uzun ama çok çok özel cümlelerle benzenmiş nefis bir kitap. Bazı cümleleri, tam olarak ne demek istediğini anlamak için birkaç kez okuduğumda oldu ama hiçbir sayfasında sıkılmadım oflayıp puflamadım. Keşke daha önce tanışsaydım dedim. Rafta durup bana bakarken anlatmak istediği şeyler vardı belki de...
  • İnsanlar sadece geride onlar için bir şey kalmazsa yok olur. Ama sen ve ben varız. Biz her zaman senin yok oluşuna engel olacak kadar güçlü bir neden olacağız.