Hacer özkaya, Serenad'ı inceledi.
12 May 10:15 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Bir insanın hayatının nasıl birden değiştiğini, haberimiz olmadan ne kadar farklı hayatlar yaşanmış olduğunu akıcı şekilde anlatıyor. Bir ırka ait insanlar tamamen kötü olabilir mi ? Günümüzde hala bu ayrışmalara devam mi ediyoruz ? Yoksa sadece insan olarak mi varız bu hayatta. Kesinlikle okunması gereken bir kitap.

Bilge, bir alıntı ekledi.
10 May 21:52

Ne ölüm var, ne de hayat var. Biz varız. İkisi de bizde. Onlar, ötekiler sadece zaman aynasından geçen küçük büyük arızalardı.

Huzur, Ahmet Hamdi TanpınarHuzur, Ahmet Hamdi Tanpınar
Ata AKACA, Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı'ı inceledi.
07 May 12:21 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

"Eyleme geç, saçma birşey olacaksa bile eyleme geç, bu seni gerçek ihtiyacın olan eyleme itecektir."

Çabalama saçmadır diyor yazar. Ben buna katılmıyorum. Onun verdiği örnek üzerinden gidersek, Charles Bukowski yazmaya devam etmeseydi yani çabalamasaydı kitaplarını basamayacaktı. Yazarın, "Daha iyi yaşamın anahtarı, daha fazlasına sahip olmaya çabalamak değildir, daha aza önem vermektir." sözü gerçekten doğru ve o anda önemli olana aldırmaktır. Dinlerin çoğu da bu prensibi telkin eder ve derki; kendinden daha düşüklere bakıp şükret.
Bir şeyi başarmayı kafaya en az takan kişi o şeyde başarılı olur. Kafaya takmamak kayıtsız olmak anlamına gelmez. Istırap çekmek, biyolojik olarak vardır ve bizi daha iyiye götürdüğü için iyidir. Özel değiliz, bir çok insan acı ve ıstırap çeker bir çok insan mutlu olur. Problemlerin sorumluluklarını almalıyız. Suçlu olmasak bile. İnançlarımızla varız, bakış açılarımızla varız. Bir olaya kötü gözle bakarsak kötü görürüz, iyi gözle bakarsak iyi görürüz. Kesin diye bir şey yoktur hayatta.
Bir probleme takılıp kalmamalıyız, eyleme geçmeliyiz. Fikir ayrılığı sadece normal değil, sağlıklı bir ilişkiyi sürdürmek için gereklidir de.
Her ilişkinin en gerekli bileşeni güvendir, çünkü güven yoksa ilişkinin bir anlamı da yoktur. Hayır demeyi bilmek gerekir.
Fazlayla değil azla mutlu oluruz. Aristoteles, Hz. isa, Hz Muhammet, Beatles hepsi de mutluluğun aynı şeyden kaynaklandığını söyleyecektir.
İyi değer yargılarına bazı örnekler ; Dürüstlük, yenilikçilik, savunmasızlık, kendi ayakları üzerinde durma, özsaygı, merak, yardım severlik. Kötü sağlıksız değer yargılarına bazı örnekler ise; Manipülasyon ve şiddet aracılığıyla baskınlık, ayrım yapmadan seks peşinde koşmak, sürekli odak merkezi olmak, herkes tarafından sevilmek, sadece zengin olmak için zengin olmak.
İyi değer yargıları mutluluğa, kötü değer yargıları ise doyumsuzluğa götürür.

Dilek Obut, bir alıntı ekledi.
05 May 22:37

Dünya bir anomaldir. Şu anda bildiğimiz kadarıyla, tüm Güneş sisteminde üzerinde yaşanılan tek gezegendir. Biz insanlar, hayatın fışkırdığı bu Dünya'da yaşayan milyonlarca farklı türden sadece biriyiz. Ne var ki, bir zamanlar var olan birçok tür artık yok. Dinozorlar 180 milyon yıl yaşadıktan sonra yok oldular. Soyları tükendi. Bir tane bile kalmadı. Hiçbir tür bu gezegende ayrıcalıklı bir yere sahip değil. Üstelik biz, yani kendi kendini yok etmenin yollarını geliştiren biz insanlar burada sadece bir milyon yıldır varız. Nadir ve değerliyiz, çünkü yaşıyoruz; çünkü düşünebilme ve yapabilme yeteneğimiz var. Geleceğimizi etkileyebilme ve belki de yönelebilme ayrıcalığına sahihiz. Yeryüzündeki yaşamın korunması için mücadele etmekle yükümlü olduğumuza inanıyorum. Sadece kendimiz için değil, bizden önce gelmiş ve kendilerine borçlu olduğumuz tüm insanlar ve diğer canlılar için; eğer yeterince akıllı olabilirsek bizden sonra gelecek her canlı için de. Türümüzün geleceğini korumaktan daha acil bir dava, daha uygun düşen bir adanmışlık olamaz. Sorunlarımızın hemen hemen hepsi insanlar tarafından yaratılmıştır ve yine insanlar tarafından çözülebilir. Hiçbir toplumsal gelenek, siyasi sistem, ekonomik varsayım ve dini inanç bundan daha önemli değildir.

Milyarlarca ve Milyarlarca, Carl SaganMilyarlarca ve Milyarlarca, Carl Sagan
Naibe, Yolcu'yu inceledi.
 05 May 21:36 · Kitabı okudu · 19 günde · Puan vermedi

Hikaye kaldığı yerden hız kesmeden devam ediyor. Alışılanın aksine bu sefer hikayeyi Jamie'den dinliyoruz en azından kendi hikayesini... Güzel bir başlangıç olduğunu söyleyebilirim.

Serinin bu kitabını diğerlerinden daha çok sevdim. Yazarın kurgusal alanda yaptığı ince raslantılar sayfalar ilerledikçe hayrete düşürüyor. Ne heyecanınız azalıyor ne de merakınızı kaybediyorsunuz. Bütün duyguları en derinden hissedebiliyorsunuz, her an zihninizde bir film sahnesi gibi oluşuyor. Birde bakmışsınız Willie'yi özlemiş ama asla kavuşamayacağının acısını derinden hissetmiş ya da arkasında kızını bırakarak taşlardan geçmek zorunda kalan siz olmuşsunuz. Ve yahut A. Malcolm yazısını görünce eli ayağı dökülen, kalbi deli gibi atmaya başlayan sadece Claire olmamış...

Maceradan maceraya koşarken yahudi bir seyyahın tecrübelerini, kölelere yapılan zulümleri, sömürge valiliklerinde neler döndüğünü, hangi otun neye şifa verdiğini denizde savrulurken 'yaşayarak' öğreniyorsunuz. Aslında hikayede bizde varız ama görünmezlik peleriniyle boy gösterdiğimiz için pek farkedilmiyoruz o kadar.

Tek "Yolcu"nun Claire olması sizide gücendiriyorsa sayfalara dokunmanız yeterli.

Güleyşa, bir alıntı ekledi.
01 May 17:31

İcerikler
Konuşuyoruz desem konuşmuyoruz da
Ayrı ayrı şeyler düşünüyoruz üstelik
Birbirimize bakarak
Ne seviyoruz ne de sevmiyoruz birbirimizi
Ne varız, ne de yoğuz gerçekte
İki lamba gibiyiz, iki ayrı yerinden
Aydınlatan odayı

Değilsek de yakın birbirimize
Uzak da sayılmayız büsbütün
Gökyüzünde iki uçurtma başıboş
Yanyanayızdır sadece

Her çiçek bir çoğulluktur gününe göre
Yalnızlık çoğulluktur
Sanırım bir giz de yok bu beraberlikte

Edip CANSEVER

Sonrası Kalır 1, Edip Cansever (Yapıkredi yayınları)Sonrası Kalır 1, Edip Cansever (Yapıkredi yayınları)

Bizi en ince yerimizden yakalıyor hep; birimizi, bazılarımızı değil, hepimizi… Kendini anlatıyor ama, dizelerinde hepimiz kendimizi buluyoruz, üstelik onlarda sadece biz varız sanarak. Öznel sevdalarımızı, “bize ait olanı” duyuyoruz onun sesinde. Hepimiz onun şirinin kahramanlarıyız: bir türlü layıkıyla söylemeyi beceremediğimizi üç kelimeye sığdırıveriyor o: “Ben sana mecburum!”

Attila İlhan şiirinin tek teması aşk değil elbette; bu kitapta beş bölümde topladığı şiirlerinde, dönemin siyasi havasını, çalkantılarını, gerilimi, direnişi, başkaldırıyı, imkansız aşkları ve özgürlük özlemini bulacaksınız.

İçindekiler;

askıda yaşamak

istanbul ağrısı
yorgun serüvenci
süleyman
büyük yolların haydudu
telsizci hamdi
geç kalmış ölü
ömer haybo’nun son günleri
varujan’a karşı ömer haybo
cehenneme dört bilet
yaşamakta direnmek
tension a smyrne

yirmi beşinci saat
deprem bekçisi
tension a smyrne
24-61
gaziler caddesi
kırmızı pazar
sen burda bir yabancısın
ağustos çıkmazı
memleket havası

-1 utanmak

-2 demir kuşaklı halkımız

-3 923’de demiş

-4 heyet-i temsiliye namına

-5 üç köylü

-6 neden kızkardeşlerim

-7 çarşı içi

-8 fabrika

-9 kürtler

-10 ya bereket deyip ıslanıyoruz

-11 kalpaklı süvari

-12 fırat rüzgâra karşı aktığı zaman

-13 sendikacılar

-14 bir garip yolcu it

-15 silâhlı dört besmele

-16 mustafa kemal’in sofrası

imkânsız aşk

sen beyaz bir kadınsın
belma sebil
yirmi beşinci kısım
gece buluşması
lady from smyrna
ben sana mecburum
dördüncü krallığım
üç tenha köpek
yanlış yaşamak
uzaktan sevmek
cehennem dairesi

viyolonsel yalnızlığı
ikinci viyolonsel
birinci keman
no pasaran
-1

-2

cezayir mektubu
waldorf astoria
ortadoğu’dan gece telgrafları
-1

-2

budapeşte’den kartpostal
“hürriyet ve istikbâl benim karakterimdir”
meraklısı için notlar

Rana, Delilim Yok Kalbimden Başka'yı inceledi.
20 Nis 13:16 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

"Cümlelerim var benim.
Gölgem gibi, eski bir dost gibi, uzaktan bir tanıdık gibi, vuslatsız sevgili gibi, gerçek bir arkadaş gibi cümleler… "
Der ve ruhunuzun karşınıza geçip konuştuğunu hissedersiniz her satırda zira yaşadığımız dünyada es gectiklerimizi, dikkat etmemiz gerekenleri bir bir anlatır Serdar Tuncer, sen susarsın ve dersin ki ben bağrımı toprak sandım taş imiş,meğer taşa tohum ekilmez imiş..

5 bölümden oluşan kitap Her defasında başka bir surette gelir ve kalbimize dil olur, yakarırız birlikte...
Özellikle 'olmak için 'olması gerekenler bölümü tekrar tekrar okunup işin özü diyip uygulamak için en güzel bölümdü bence...

Velhasıl kelâm Serdar Tuncer'in okunası kitabını başlangıçtaki gibi yine kitaptan bölümle bitireyim ;
"Elbiselerimizle şık, simalarımızla güzel, bakışlarımızla derin, yürüyüşümüzle alımlı, cüzdanımızla muteber, tellallığımızla bilge, taatimizle kul ve nihayet nefsimizle var olduğumuzu zannetsek de, biz sadece kelimelerimizle varız, kelimelerimiz kadarız.’’