Her gecenin bir rengi vardır; bazısı teheccüdün loşluğunda beyaza çalar, bazısı kalabalıkların gürültüsünde göz alıcı ama geçicidir. İnsan bazen fark etmeden kendisine ait olmayan bir ışığın altına girer, bir başkasının evinde yakılan lambaya hayranlıkla bakar ve yavaş yavaş kendi kandilinin sönmeye yüz tuttuğunu fark etmez. Oysa iman, rüzgârda korunması gereken bir mum gibidir; her esintiye açık bırakılırsa “bir şey olmaz” denilen ilk rüzgârda titrer, ikincisinde kararır, üçüncüsünde ise sessizce söner.
Miladi yılbaşı gecesi de böyledir. Bizden olmayan bir takvimin sayfası kapanırken, eğer bizim kalbimizden bir yaprak kopuyorsa durup düşünmek gerekir. Çünkü mümin, her çağrılan sofraya oturmaz, her çalınan kapıyı açmaz, her süslenen geceyi bayram sanmaz. Bazen bir nehrin yönünü değiştirmek için büyük barajlar kurulmaz; küçük bir kanal yeterlidir. İtikadı zedeleyen de çoğu zaman büyük inkârlar değil, fark edilmeden alışkanlığa dönüşen küçük adımlardır.
Bu sebeple “haddimiz olmayarak hatırlatmak”, aslında bir kardeşin kardeşinin omzuna usulca dokunmasıdır; incitmeden, yargılamadan “yol burası değil” demesidir. Rabbim bizi başkasının bayramında eğlenenlerden değil, kendi kıymetini bilenlerden eylesin. Kendi kandilini başkasının ateşiyle yakmaya çalışanlardan değil, nurunu muhafaza edenlerden eylesin. Son nefesimiz dahil bizi ve sevdiklerimizi imanımıza zarar verecek kişi ve adetlerden muhafaza buyursun. Âmin.