• 147 syf.
    ·3 günde·8/10
    Neden bu kitabı bu kadar geç okudum ? Çünkü Üsküdar’da dar bir yokuşun başında küçük bir sahaf olan sevgili Orhan Hocam ; bu kitabın ilk baskısı almalısın bunu demişti.İki sene evvel aldım almasına da o gün sohbet muhabbet derken kitabın öyküsünü anlatıvermemişti laf arası..Hep biliyorum deyip bugünlere kadar erteledim.Derken bundan evvel (bkz: Aynalar) okuduğum için araya kısa ,güzel, bizden bir tat karışsın istedim ve nihayetinde okuyabildim.

    Okumaya başlar başlamaz aslında bilmiyormuşum hissine kapıldım.Meğer kitap yazarımızın tedavi olmak için yattığı Almanya’da çantasında bu roman varmış.Hastanede son düzenlemeleri yapmayı sürdürmüş,gücü yetene kadar bu eser için uğraşıp durmuş…

    “Bu romanda üç öyküyü birbirine sarılmış bulacaksınız sevgili okur” diye başlayan;sunuş aslında her şeyin özeti kıvamında…Gerçektenden de okura; Dimitrios,Eşekli Kütüphaneci,Refik Başaran ‘ın kısa yaşamlarını bir bütün olmuş,kaynaşmış ve bu buluşmadan rengarenk bir manzara sunulmuş.
    Öyküler birleştirilince kısa roman kıvamında latif bir eser oluşturulmuş.
    Ne mı anlatıyor ? Meraklısının hevesini kırmak istememem ama kısaca değinmek gerekirse ;kitabın ve komşuluğun değerini gözler önüne serilmiş.Okumanın,okutmanın keyfi ,paylaşmanın, dostluğun,sevdanın güzellikleri…
    Kitap sevgisi demişken; Kitap sevgisi diye bir sevgi vardır sanırım.Ana sevgisi, kardeş sevgisi,yâr sevgisi gibi bir sevgi.Bu sevgi insanın içinde doğuştan mıdır? Yoksa sonradan mı uyanır? Bunu bilmiyorum.Daha doğrusu ben şöyle inanıyorum :Kitap sevgisi de bütün öbür sevgiler gibi doğuştan vardır, ama uyuyordur.Onun zamanı gelince uyandırılması gerekir. (Adam yayıncılık 43 sayfa) bu deyişleri özellikle beğendim ve buraya da eklemek istedim. Sonrasında Mustafa /Hanife Güzelgöz çiftinin de sevda sözleri de okurken beni gülümsetenlerden.Eserde hastaya yatan Hanife Hanım’a eşine : ‘Ben sana hiç doyamadım Mustafa Bey ! lafızları bu kitaba her baktığımda aklıma geleceklerden…
    Romanda canla başla kitapçılık yapmak için köy köy gezinen Eşekli Kütüphanecimiz bir yandan da beni düşmeye sevk etti. Peki ben insanların okuması,öğrenmesi,cahilliği yenmek için ne yapıyorum ?
    Kitabın noksanlığı yok mu ? Kanımca var.Tanzimat sanatçılarımızdan “yazı makinesi” sıfatıyla anılan Ahmet Mithat Efendi üslubuna benzettiğim kısımları sevemedim.Şöyle ki yazarımız iki yerde araya girip ‘Sevgili Okur ‘aslında böyle şöyle demesi ben de bütünlüğe vurulmuş bir darbe niteliğinde..Lakin Ürgüp çevresi,türküler,şiirler, bu noksanlığı görmezden gelmeme vesile oldu.
    Şiir demişken kitabın son kısımlarını https://www.youtube.com/watch?v=o7A3HTnexuQ sözlerini Enis Behiç Koryürek yazdığı bu ezgiyi dinleyerek ile noktaladım.Güzel de oldu.
    Beğenerek okuduğum bir kitabı da bitirmişken öğrencilerime de okutsam mı ? Düşünceleri beni esir alıyor.Ve hoşnut okumayı neticelendirme keyfini yaşıyorum.Okuyacaklara keyifli okumalar…