• Aşk... Işka kelimesinden geldiği rivâyet edilir. Sardığı ağacı kurutup tüketen bir bitki olan "sarmaşık" anlamına gelen bir Arapça sözcüktür. Aşkı da insanı zayıf düşüren, zamanla yiyip bitiren bir parazit gibi, sarmaşık gibi görürüz, mülâhaza ederiz. Öyle deriz ya, aşık olanı şifâsız bir belâya düşmüş gibi ifâde ederiz. Hâlbuki aşkı gerçek mânasının dışına çıkaran, değiştiren ve zayıflatan zamanla insanların değişen düşünce ve duygu yapılarıdır. Oysa aşk Tanrı'nın bize ne güzel bir lütfudur!

    Tevrat'ta Hz. Havvâ'nın; Hz. Âdem'in uyuduğu bir sırada onun kaburga kemiğinden yaratıldığı ifâde edilir (Tevrat, Yaratılış 2: 21-23). Âdem uyanıp gördüğü kadının kim olduğunu sorduğunda ona "O senin yalnızlığının aynası..." dendiği rivâyet edilir. Aşkın yaratılışıdır bu. Buradan insanın yaratıldığında içinde bir boşluk olduğu ve insanın hayatının aşkını bulmak için çabalaması aslında bu boşluğun bir sonucu olduğu düşünülür. Nitekim, ben de bunu ilk öğrendiğim zaman biraz mütâlaa ettiğimde gerçekten mantıklı bulduğumu söyleyebilirim.

    Sinan Paşa'nın "Aşk Üzerine" adlı nesrinde aşka dair bir çok güzel ifâdesi vardır ki şu ifâdesini pek beğendim: "Âşk bir cevher-i pâkdür arâz sanman, aşk rahât-ı cândur maraz sanman." (Aşk kudsidir varlığı için başkasına ihtiyacı var sanma, aşk canın sağlığıdır hastalık sanma). Bir nesri bir şiirmiş gibi tahrir eden büyük bir üstâd... Ne güzel bir ifâdedir. Kanâatimce aşkın tanımı için söylenecek en güzel ifâdelerdendir bu.

    Bu güzel ifâde ve açıklamalardan sonra biraz mütâlaa edecek olursak; aşkı ne kadar iyi anlıyoruz? Veya anlamadığımız aşikâr değil mi? Aşkın kutsallığını nasıl hiçe sayıyoruz? Tanrı'nın bize verdiği bir lütfu nasıl bir maraz tezâhür eden parazit, bir belâ gibi görürüz? Diğer yandan günlük heveslerimizi, haftalık hoşlantılarımızı veya karşılıklı çıkara dayanan bir süreci nasıl aşka mâl edebiliriz? Tabi ki bu tür tavırlar ve fikirler aşka yapılan büyük bir hakaret ve haksızlıktır en nihâyetinde. Aşkı belâ haline getiren, kendisini bir sarmaşık gibi kurutup tüketen insanın ta kendisi değil midir? Peki; bir abdalın Allah'a olan aşkı onu kurutur mu, tüketir mi? Ya bir kulun Allah için bir kula aşık olması, sevmesi onu tüketir mi? Elbette ki Rabb'i unutmazsa insan, onu tüketmez yaptığı hiçbir şey. İnsan açgözlü bir varlık olduğu sürece her şeyden zarar görür. Yediği ekmekten, içtiği sudan, kestiği ağaçtan... Şifâ bile mariz bir birey için fazlaca mâruz kalındığında tekrar maraza sebeb olmaz mı? Tabi ki sonuç aşikârdır.

    Hülâsa, aşk hudûdunu aşarsa şâyet; işte o zaman bir ışka gibi insanı sarar. Önce aklını, sonra gönlünü ve rûhunu... Sonra insan tanrısını kaybetmeye başlar. Taptığı artık bir kul olduğunda tamamen kurumuş ve tükenmiş olur. İşte bu yüzden aşka bu mâna yüklenir; ışka...

    Vesselam.