• 351 syf.
    ·3 günde·10/10
    Kendine has akıcı üslubu, anlaşılır anlatım tarzı ve araştırmalarındaki titizliği ile tanınan Beşir Ayvazoğlu’nun ‘1924 Bir Fotoğrafın Uzun Hikayesi’ isimli anlatısı Kapı Yayınları arasında 282 sayfadan müteşekkil olarak 2016 yılında neşredilmiş, bendeki nüsha dördüncü baskı.Kitaba mevzu bahis fotoğraf, İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy’un ‘Safahat’ adlı nadide eserinin altıncı bölümü olan ‘Asım’ın yayınlanmasını kutlama amacıyla Midhat Cemal Kuntay’ın meşhur Mısır apartmanında verdiği bir davette çekilmiş. Aynı zamanda Mehmet Akif’in dostu olan Kuntay’ın unutulmaz Mehmet Akif monografisine de sıkça göndermelerde bulunan bir kitap, ‘1924 Bir Fotoğrafın Uzun Hikayesi’. Kitapta hem o günkü davete katılan dönemin ünlü ve saygın isimleri,  hem de davette konuşulan konuların muhatabı kişiler, hususiyetler barındıran anekdotlar ve anılar eşliğinde anlatılmış. Burada bir parantez açmalıyım, zira Beşir Bey, Midhat Cemal’in bazı aktarımlarının  yanlış ya da hatalı olduğunu, bu konuda dikkatli olunmasını salık veriyor.Davette çekilen fotoğraflarda her ne kadar merkezde Abdülhak Hamid Tarhan görünse de muhabbet akışı Mehmet Akif Ersoy odaklıdır. O gün kimler vardır? Davet sahibi Midhat Cemal Kuntay, Abdülhak Hamit Tarhan, Samipaşazade Sezai, Süleyman Nazif, Faruk Nafiz Çamlıbel…Topluluk içinde kendine has müstesna ve mütevazı bir portre çizen Akif, Asım’dan parçalar okunması isteğini usta manevralarla geçiştirir ,dikkatleri genç şair Faruk Nafiz üzerine yöneltir. Mehmet Akif’in, dönemin ses getiren romanı Sergüzeşt romanı müellifi Samipaşazade Sezai’yi, Sezai Bey’in de Safahat’ı okumamış olması başlarda tedirgin bir havaya sebebiyet verse de, davetlilerin hararetli bir şekilde o günlerin edebiyat ortamını mülahaza etmeleri havayı değiştirir. Herkesin büyük saygı duyduğu, övdüğü ve yazdıklarına onay bekledikleri isim ise şair-i azam Abdülhak Hamid Tarhan’dır. Kitapta davetin bir fotoğrafı çekildikten sonra bu önemli edebiyatçılarımızın edebi kişiliklerine, düşüncelerine ve herkesin birbirleri hakkındaki fiskoslarına  odaklanır. Tarhan, Ersoy, Sezai, Kuntay, Şehabeddin gibi kalemler olumlu ve olumsuz yönleriyle, kulis dedikoduları sosuyla okuyucuya aktarılır. Tarhan’ın şiirde eskide kalmış ve kendini pek yenileyememiş tarzı, Şehabeddin’in Milli Mücadeleye olumsuz bakışı ve bu minvaldeki net tavrı, Kuntay’ın lükse ve şatafata düşkünlüğü, genel olarak hepsinin çektiği maddi sıkıntılar… yer yer mizahi, yer yer düşündürücü ve hatta üzücü bir anlatımla okuyucuya ulaşır.‘1924 Bir Fotoğrafın Uzun Hikayesi’de belki de en etkileyici, hüzün dolu satırlar bu büyük aydınların edebi istirahatgahlarına uğurlandığı anları  anlatan bölüm, zannımca. Çapkınlığı ve bohem yaşamı, kadınları etkilemedeki hüneriyle bilinen Tarhan’ın son zamanlarını sefalet içinde geçirmesi, devletin bağladığı maaşla tutunabilmesi aydınlarımızın pür-ü melalini ortaya koyan etkileyici kısımlardan biri. Elhan-ı Şita gibi muazzam bir kar şiirinin büyük şairi Cenab  Şehabeddin’in cenazesinin defin gününde yoğun kar yağışı nedeniyle hasta ve yorgun bazı ediplerin cenaze merasimine katılamayışları da manidar anlatılardandı. Bir başka hüzün dolu detay ise Midhat Cemal Kuntay ile ilgili satırlardı. Eşinin ölümüyle adeta hayata küsen ve on yıl boyunca eşinin odasına giremeyen Kuntay, sekaret günlerinde eşinin yatağına yatar ve onun yatağında son nefesini verir. Yaşamı boyunca maddi ve manevi sıkıntılar çeken, ulusal marşımızın şairi olmasına rağmen devletin kendini adım adım takip ettirmesine içerleyen ve Mısır’da uzunca bir süre yaşamak zorunda kalan Akif, en zor günlerinde Said Halim ve Abbas Halim Paşaların yakın ilgisini ve desteğini görür. Mısır’da vefat eder, cenazesinin yurda getirilişi ve sahipsiz sanılan tabutunu üniversite öğrencisi gençlerin omuzlayışı adeta okuyanı derin acılara gark eden bir başka detay, kitapta.Edebiyatımızın bir dönemine damga vurmuş önemli ve saygın ediplerimizin, edebiyat tarihi kitaplarına pek yansımayan ilginç hususiyetlerini yer yer gülümseyerek, yer yer gözyaşları içinde okuyacağınız ‘1924 Bir Fotoğrafın Uzun Hikayesi’ adlı eseri meraklılarına hararetle öneririm, aynı zamanda akıp geçen ömrün, eldeki imkanların kıymetini iliklerinize kadar duyumsayabilmeniz için...
  • Biz Sözlerimizi Satırlara Değil, Sinemize Yazdık;
    Kalbinizin Gözü Varsa Okur,
    Kulağı Varsa Duyar,
    Dili Varsa Konuşursunuz..!"

    Hz. Mevlana

    Ah be cancağızım !
    Sen gideli güneşim söndü!
    Nevbaharı yaşarken biçare gönlüm hazana döndü!
    Bedirde yolumu bulmuşken Sadrıma karanlıklar çöktü!
    Ruhumda açan çiçekler ve güller yaprağını döktü!
    Denizler suyunu çekip hayatım sensiz çöle döndü!
    Ah yarama merhem olmayan, gönlüme şifa sebebi olamayan; şu sevdalı yüreğime yüreğinin kilidini açmayan yârenim !
    Hayatıma renk katan yâr! Sen gideli hayatımın rengi söndü....
    ArTıK
    HaYaTıM
    ReNkSiZ
    TaTSıZ ve TuZSuZ

    SAHİPSİZ SATIRLAR !

    Aşk'ın à Hali
  • 200 syf.
    Ben bu kitabı neden incelemeden aldım? İnanılmaz kızgınım kendime. Bu incelemem kitabın satışlarını olumsuz etkilemek için kasıtlı olarak yazılmıştır. Çünkü hiç beğenmedim.
    Kitabı almamda emeği geçen üniversite arkadaşım Leyla'yı sevgiyle anıyorum. Bana vakti zamanında 'Ağır Misafir' i hediye etmişti. İbrahim Tenekeci iyi bir şair olabilir, ama kesinlikle iyi bir yazar değil. İsmine kandık aldık. Lanet.

    Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümü ben size özet geçeyim: İbrahim Bey ve bir kaç arkadaşı dağları, taşları gezmeyi çok seviyormuş.Geziyorlar, ateş yakıyorlar, su içiyorlar, çay yapıyorlar. Bitti. Abartısız 150 sayfaya yakın bunlar tekrar ediyor. Üstüne aynı anılarını ikişer kez okuduğumuz bile oluyor. (Saka ve Kar)
    Konular çok basit. Etliye sütlüye dokunmamış. İktidar yanlısı bir tutum göze batıyor.
    Ancak şu satırlar bende ' ne demek istiyor bu ya?' dedirtti.

    Sf.71: 'Çiçek yetiştirmenin meşakkatini bilen biri ise, o çiçeği koparmaz, eğer almak isterse, köküyle birlikte çıkarıp saksıya diker. ( Cumhuriyet ile Osmanlı arasındaki fark da biraz böyledir. Osmanlı dikmiş, Cumhuriyet koparmıştır.)'

    Sf.141: 'Buraya ilk kez yıllar önce gelmiş, şehitliği bulmuştum. Garip düşmüş, sahipsiz kalmış, tahammül sınırlarını aşacak şekilde ihmale uğramıştı. Bir mezbeleliğin içindeydi. Bunu yazmıştım. Çatalca Kaymakamlığı'nın özel gayretleriyle burası temizlendi, çevresi ağaçlandırıldı. Anıt inşa edildi. Artık anma törenleri de düzenleniyor. Aklıma ilk geleni yazayım: Buralar, Halk Partili belediyelere bırakılamayacak kadar mühim beldelerdir.'

    Kitabın ikinci bölümünde ise tesbih, pul, dolma kalem ile ilgili bir kaç bilgi edinebilirsiniz.

    Yazar naif biri olabilir, olumsuzluklara karşı olan bakış açısı iyi olabilir. Alıntıları iyi olabilir. Zaten tek beğendiğim cümleler, kendisine ait olmayanlardı. Zira ben okulda kompozisyon yarışması yapsam ve o kağıtları toplayıp kitap olarak sunsam herhalde aynı düzeyde olurdu.

    Sevgili İbrahim Bey , siz şiir yazın. Ya da köşe yazılarınız, köşe yazısı olarak kalsın.
    Sevgiyle kalın.
  • Ben içimdeki cümlelerimi duysa bile umursamayacak birine değil. Duyduğunda gözlerinin içi dolacak biri için sakladım. Sahipsiz satırlar biriktirdim kimini yazdım kimini savurdum. Aradığım neydi yıllardan beri, huzurun kıyısına varıp varıp, azarlanmış bir çocuk olmaktan yoruldum.