• Eğer maske kullanılması yaygınlaştırılsa birçok faydası olurdu sanıyorum:
    1. Sıhhi fayda: Tenin korunması,
    2. Estetik fayda: Ismarlama bir maske daima doğal simadan daha güzel olur ve bir sürıı apial, biçimsiz surat görülmesini önler.
    3. Ahlaki fayda: Yapmacık görünmek, yani yüz ifademizi Çoğu zaman duymadığımız hislere uydurmak lüzumu çok azalır, yalnız sözlerle sınırlanır. Felaket içinde bir dostu, duymadığımız bir acıyı yüzümüzde sahte bîr surette ifadelendirmek lüzumu olmadan ziyaret edebilirsiniz.
    4. Manevi fayda: Yapmacık görünmek lüzumu (maske ile bile) Marx Baerhom’un Happy Hypocrite isimli eserinde ispat ettiği gibi, maskenin örttüğü yüzün etini dc yoğurup ona kendi şeklini veriyor, hatta maskeyi takması huyunu değiştiriyor. Yıllarca tatlı ve sakin bir maske taşıyan hiddetli adam, yüzünden sadece asabi çizgileri, ifadeleri yok etmekle kalmayacak, fakat sinirlenmek adetini dc yavaş yavaş değiştirecek. Bu, pedagoji, yapay deha yetiştirme ve daha başka sahalarda istifade için araştırmalar ve denemeler yapılmaya uygun bir noktadır. On yıl, yüzünde Rafael’in maskesini taşıyarak, mesela Roma’da, şaheserler arasında yaşayacak bir adam pek bir gayret sarf etmeden, büyük bir ressam olabilir. Bu esasa dayanarak muhtelif kıymetler, yetenekler yetiştirmek üzere acaba neden enstitüler kurmuyorlar?
  • Gerçekten hümanist (insancıl değil) bir yüce gönüllülükle ha­ reket eden ezilenlerin pedagojisi, kendini bir insan pedagojisi ola­ rak sunar. Ezenlerin bencil çıkarlarını (vesayetçilik şeklindeki sahte yüce gönüllülük kılığına bürünmüş bir bencillik) esas alan ve ezilenleri, insancıllığının nesnesi haline getiren bir pedagoji, ezme durumunu bizzat ayakta tutar ve kendisinde cisimleştirir
    Paulo Freire
    Sayfa 34 - Ayrıntı yayınları , 2. Basım
  • Mamafih, akılcı pedagoji keşfedilmeyi beklemektedir ve psikolojik temeli dışında başka hiçbir temeli olmamasından ötürü toplumsal farklılıkları görmezden gelen ve görmezden gelmek isteyen bir sisteme aslında hizmet eden bugünün bilinen pedagojileriyle hiçbir şekilde karıştırılmamalıdır.
  • Birçoğunuzun bildiği gibi Kaliforniya Amerika Birleşik Devletlerinin en kalabalık eyaleti. 1850’li yıllarda altın yataklarının keşfedilmesinden sonra Amerika’nın en büyük ekonomik gücü haline gelmiş olan bu popüler eyalet bünyesinde sinemanın kalbi Hollywood’u, bilgisayar ve internetin kalbi Silikon Vadisi’ni, yerli ve yabancı turistlerin cazibe merkezi Long Beach’i ve Amerika’nın mutlu azınlığının yaşadığı sosyete semti Beverly Hills’i aynı zamanda modern zamanın hastalığı Kaliforniya Sendromu'nu barındırmakta.

    Dünyanın en büyük 6. ekonomik gücüne sahip olan bu eyalet, devlet olmadığı halde devletler arenasında büyük söz sahibi ve aynı zamanda psikoloji ve pedagoji tarihine de bir sendroma isim babalığı yaparak geçti.

    Daha çok bir hayat tarzı olan Kaliforniya sendromunun ayırt edici özellikleri, eğlencenin, bedensel hazların, para kazanmanın ve harcamanın hayatın temel felsefesi olarak algılandığı, insanların hayatı tüketmek için yaşadığı, üretirken ve tüketirken hatta eğlenirken ortaya çıkan yorgunluğunu tekrar eğlenerek atmaya çalıştığı, sürekli eğlence anlayışın zamanla ruhunda oluşturduğu yaraları ortadan kaldırmak için de daha çok tüketmesinin ve eğlenmesinin gerektiğini düşündüğü her defasında tüketimin ve eğlencenin dozunu artırıp şeklini değiştirdiği israfa dayalı anlayış şeklinde sıralanabilir.

    Susuzluklarını deniz suyu içerek dindirmeye çalışan tuzlu sudan yandıkça daha çok deniz suyu içen bu sendromdan mustarip insanlar bu yaklaşımlarıyla ömürlerini bir kısır döngüye kurban etmektedirler.

    3 ana belirtisi ve bir neticesi vardır:

    - Zevke düşkünlük
    - Bencillik, yalnızlık

    - Mutsuzluk

    'Bana zevk veren şeyler iyidir, zevk vermeyen şeyler kötüdür'

    Bu sendromu yaşayan kişiler, ‘başkası açlıktan ölse bana ne’ düşüncesiyle kendisi dışındaki kişiler hakkında kaygı hissetmemeye başlıyor. Kendine hayran olma, ego fetişizmi de denilebilecek şekilde narsistik eğilimler taşıyor. Bana zevk veren şeyler iyidir, zevk vermeyen şeyler kötüdür, şeklinde iyi-doğru değerlerinde değişme yaşanıyor. Somut zevk ve eğlenceleri yaşamın amacı olarak görüyor. Bu kişiler, başarılı iseler çevrelerinde sahte dostlar bulunuyor. Erkekseler başarıyı, kadınlarsa güzelliği kaybettiklerinde, dostları yanlarından uzaklaşıyor.

    Türkiye'de büyük şehirlerin lüks semtlerinde görülmeye başladı

    Mutsuzluğu telafi etmek için daha çok eğlenceye, sekse yöneliyorlar. Sonuç olarak yukarıda da sözünü ettiğimiz insan tipi çıkıyor ortaya. Sadece kendisi için harcama yapan, paraya tapan, sorumluluklarını göz ardı eden Kaliforniya Sendromlu insanlar. Ünlü psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise dünyada büyük metropollerde ve ABD’yi kasıp kavuran bu rahatsızlığın Türkiye’de de büyük şehirlerin lüks semtlerinde görülmeye başlandığı uyarısında bulunuyor. Etiler, Bağdat caddesi buna örnek gösterilebilir.


    Kaliforniya Sendromunun, depresyonun artışında önemli bir altyapı oluşturduğu da düşünülüyor. Özellikle 1990 sonrası kuşaklarda çocuklar, para, cinsellik ve uyuşturucu ile erken tanıştılar. Yeterli zihni ve ruhsal gelişimi tamamlamadan, ergenliği erken bitirdiler ama olgunlaşamadılar.

    'Tüketmek için üreten, sürekli kendisini düşünen, insanlar'

    Rahatsızlığın mekanizması şu şekilde çalışır. Tüketmek için üreten, sürekli kendisini düşünen, kimseye yardım etmeyen, maddi hedefleri kutsallaştıran, bedeni için yaşayan, toplumsal hedefleri önemsemeyen bir anlayış olarak hastalık yaygınlaşır, zamanla sosyal bir kansere dönüşür. Nihayet topluma yön veren bu durum, giderek daha çok insanı pençesine alır.

    Metropollerin hastalığı olan bu sendrom, aileyi de tehdit etmektedir. Soyut hedefleri olmayan, hayata bir yarış nazarıyla bakan, kimseyi düşünmeyen, benliğini yücelten, hayatı bedensel zevklerden ibaret gören merhamet yoksunu insanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Zevk ve eğlenceyi yaşamın amacı gören bu kesim, zaman içerisinde kendisini insan yapan bu değerlerden yoksun olarak hayatı yaşamakta, aile hayatını küçük görmekte, eşin veya evladın sorumluluğunu almak istememektedirler.
    Aile hayatını yaşarken çok basit meselelerle eşine ve çocuklarına problem yaşatabilmekte sürekli huzursuzluk yaşadığı ve yaşattığı aile hayatını çabuk sonlandırabilmektedir. Kaliforniya internet üzerinden insanların boşanma davası açabilme salahiyetine sahip olduğu Amerika’daki, belki de dünyadaki tek eyalettir.

    Sendromu yaşayan insanlar yalnızlığı hayat tarzı haline getiriyorlar

    Bu sendroma sahip kişiler sahte dostlarla hayatı bir eğlence olarak geçirmekte, buna mukabil gerçek dostlar kendisini terk ettiğinde hatalı davranışın farkına varmakta ama artık iş işten geçmiş olmaktadır. Bu insanlar zamanla yalnızlığı hayat tarzı haline getirip mutsuzluk deryalarına yelken açmakta ve aile hayatının sağlığını da yanlış örnek olarak riske atmaktadırlar. Mutsuzluğunu unutmak isteyen bu insanlar yaşına bakmadan daha fazla eğlenceye yönelmektedirler. Bedenleri için yaşayan ve vücutlarının iflası ile artık hayatı yaşanmaz olarak tanımlayan bu toplum o andan itibaren yaşamanın bir manası kalmadığını da düşünmektedirler.

    Vücudun iflasını beklemeden insanın yaşantısını bir kısım anlamlı ve toplumsal hedeflerle zenginleştirerek yani başkasını yaşatmak için yaşayarak bu kısır döngüye bir son vermesi de mümkündür. Aksi takdirde maddi çerçeveye sıkışan hayat bir zaman sonra anlamsız olarak algılanmaya başlar.
  • "Kendimiz için çoğunlukla alçalma, başkaları için hakaret teşkil eden bir surata neden razı olalım? Herkes, en hoşuna giden ve ruh haline uygun bir çehreyi seçmek hakkına sahip olmak gerektir. O vakit birçok maske yaptırılırdı ve insan o ara ne ile meşgul ise, keyfi nasılsa şu veya bu maskeyi takardı.Herkesin dolabında, şapkaların yanında, taziye ziyaretleri, cenazeler için hazin bir maske; münakaşalar ve düellolar için bir
    yırtıcı maske; “flirt” ve nişanlar için suzinak, solgun, dermansız bir maske; komediler ve dost toplantıları için bir güleç maske ve bu minval üzere başka başka maskeleri bulundurmak gerekir.
    Eğer maske kullanılması yaygınlaştırılsa birçok faydası olurdu sanıyorum:
    1. Sıhhi fayda: Tenin korunması,
    2. Estetik fayda: Ismarlama bir maske daima doğal simadan daha güzel olur ve bir sürü aptal, biçimsiz surat görülmesini önler.
    3. Ahlaki fayda: Yapmacık görünmek, yani yüz ifademizi çoğu zaman duymadığımız hislere uydurmak lüzumu çok azalır, yalnız sözlerle sınırlanır. Felaket içinde bir dostu, duymadı­ğımız bir acıyı yüzümüzde sahte bir surette ifadelendirmek lü­zumu olmadan ziyaret edebilirsiniz.
    4. Manevi fayda: Yapmacık görünmek lüzumu -maske ile bile- Marx Beerhom’un Happy Hypocrite isimli eserinde ispat ettiği gibi, maskenin örttüğü yüzün etini de yoğurup ona
    kendi şeklini veriyor, hatta maskeyi takması huyunu değiştiriyor. Yıllarca tatlı ve sakin bir maske taşıyan hiddetli adam, yüzünden sadece asabi çizgileri, ifadeleri yok etmekle kalmayacak, fakat sinirlenmek adetini de yavaş yavaş değiştirecek. Bu, pedagoji, yapay deha yetiştirme ve daha başka sahalarda istifade için araştırmalar ve denemeler yapılmaya uygun bir noktadır. On yıl, yüzünde Rafael’in maskesini taşıyarak, mesela Roma’da, şaheserler arasında yaşayacak bir adam pek bir
    gayret sarf etmeden, büyük bir ressam olabilir. Bu esasa dayanarak muhtelif kıymetler, yetenekler yetiştirmek üzere acaba neden enstitüler kurmuyorlar?"