Arkadaşımın en sevdiği yazarmış Aylin Balboa. Doğum günümde bu kitabı hediye ederken söyledi bana. Böylece daha anlamlı bi’ hediye oldu. Öyle seviyormuş ki, sarhoş olduğunda kendisine mesaj atarmış.
Bu kadar sevdiğine göre iyi olmalıdır diye düşünüp okumaya başladım.
Biraz hisli, yumuşak bi’ tat bıraktı kitap üzerimde. Öykülerin çoğunda duygusal yoğunluk vardı ve “bir sonraki öykü de böyle mi acaba” diye düşünerek geçtim her sayfayı. Sonu olmayan öyküleri daha çok sevmekle birlikte genel anlamda akıcı ve yalın olması da hoşuma gitti. Mutlaka diğer kitaplarını da okuyacağım.
İlk öyküde boğazınızda oluşan o düğüm hiçbir öyküde çözülmüyor. Biraz travma tetikleyici yer yer de karamsarlık var. Harika bi’ öykücülük ancak okumak için psikolojinizin iyi olduğu zamanı bekleyin!
Sessiz sakin, akışında ilerleyen öyküleri okurken son sayfalarda “Rüya Hanım’ın Günlüğü” öyküsüyle karşılaşmak gerçek bir duvara çarpma etkisi yaratıyor!
Normalde akışı farklılıklar sunan, karmaşık söz dizimine sahip ve şiirsel anlatımlı öyküleri sevmeme rağmen bu kitaptaki anlamsal karmaşalar ve “şimdi ne okudum ben” hissi veren bağlamdan kopmalarla çok başarılı bulamadığım bir kitap oldu. Altında yatan mesajları son cümlelerle açığa çıkarması fikir olarak iyi olsa da akışkan dili son cümleye kadar maalesef koruyamıyor.
“Mabel Matiz, adı Kumral Ada Mavi Tuna romanında yer alan "Tuna" karakterinin takma adı "Mabel" ve "çok sarhoş, düşkün kimse" anlamlarına gelen Eski Yunanca kökenli kelime matizin birleşiminden oluşur.”
3. kez mutlaka buluşacağız.