• 184 syf.
    Hasretinden prangalar eskittim ekseninde
    Ahmed arifle ankara sokaklarına
    Ve yazılamamış şiirlerine dair..

    ‘Karanfil sokağında bir camlı bahçe
    Camlı bahçe içre bir çini saksı
    Bir dal süzülür mavide
    Al - al bir yangın şarkısı,
    Bakmayın saksıda boy verdiğine
    Kökü Altındağ'da, İncesu'dadır.’

    Her karanfil sokağına aylaklıkla işim düşende, aklıma gelen dizelerin sahibidir.
    Ankara’nın şairleri vardır. Griliğini çekilir kılan, bu bürokrasi piçi şehirde yaşana bilinir inancını diri tutan. Ahmed Arifde onlardan birisi hatta zannederim Ankarayı en çok seven Diyarbakırlıdır kendisi. Çünkü;
    “hasretin nazlıdır ankara” Demiştir.
    Bu dize hiçbir yere varılmasa da çok sarhoş gecelerde tekrarlanandır.
    Sevdiğim bir eylemdir, Karanfil Sokağın da, Öyle bir başına, öyle mahsun, öyle garip.. -hayır hayır lan şairle dolaşıyoruz. Bi umudunun bizde olmasının bilinciyle- dolaşmak. Ara sıra gökyüzüne bakıyoruz. Nihayetinde aynı gökyüzü. sonra sokak üzerinde bulunan bir çiçekli kafeden kaçak çay içmek- bak orada fidan kafe var, kışın kar toplayıp, çayı orada kardan demletebilirsiniz. Anlayışla karşılıyorlar.- yine birkaç şiirinden birkaç mısra tekrarlamak, ardından tunalıya doğru yol almak.. Varınca da, şöyle göz ucuyla İncesuyu yoklamak.
    Fukaradır şair. Hep bir para sıkıntısı yaşamıştır. Halbükü akşamüstleri ne kadar da sarabidir. Ne kadar da güzel yaşanılır iyi bilir. fakat fukaradır. Kaç küfür etmiştir bu fukaralığına diye düşünürüm. Ne küfürler etmiştir. Yaratıcılığın sınırı yok.
    Küfürbazdır ahmed arifimiz. Ama Yüreği şair yüreğidir. Öyle aceleci öyle temiz ve öyle inançlı.. Namus işçisidir.. Ama;
    ‘Dört yanım puşt zulası,
    Dost yüzlü,
    Dost gülücüklü
    Cıgaramdan yanar.
    Alnım öperler,
    Suskun, hayın, çıyansı.
    Dört yanım puşt zulası’
    Küfürler argo çiçektir ona yakışır.

    İşkence edilip, ölür zaten diye atıldığı çöplük sonra.. Hani köpekler gelip kokladığında, yiyecekler lan bunlar beni diye korktuğu yer;
    19 Mayıs stadının yanın da ki büyük yan sahaların ora. Bir turnuva dahilinde katıldığım da öğrenmiştim. Her seferinde aklıma geliyordu.
    ‘Vurun ulan,
    Vurun,
    Ben kolay ölmem.’ Diyerek..
    Her seferinde, stadın girişinde, ortasında, sonunda.. Ahmet arifi anıyorum.
    Ben nefes nefeseyim ama o:
    Öyle kemikleri kırık, yüzü kan, karnında hafif bir can belirtisi..
    ‘Karnımda sözüm var
    Haldan bilene.’
    Diyor ve ben, Gözlerim dolu dolu maçı siktir edip, hınçtan bi kenarda cigara yakıyordum cigara üstüne. Haldan anlıyordum. ve emniyetle maç yaptığımızda sert faullerin sebebi başkalarınca anlaşılmıyor .
    Buraya kadar çok karıştı, Zaten okuyan da pek çıkmaz bu türü pek belli olmayan yazıyı.
    Geceleyin içimde bir sıkıntı. Yazıyoruz işte. Bizde ki izdüşümlerini Hepsi bu. Ama Ahmet arifin yazamadığı Şiirlerden bahsetmesek bu gece bitmez bu yazı epey yarım olur. nihayetinde Başlığı attık lan.
    Şimdi Şair Çoğu şiirlerini aklında tutar. Olgunlaşmasını bekler. Hatta bazı mısralarını yirmi yıl aklında tutuğunu söyler şair.
    Ve zaten bu hasretinden prangalar kitabını yazdığında da, Zihninde taşımış ve değiştire değiştire olgunlaştırmış zaten. – ki şiir yazanlar bilir, bunun bir dehalık belirtisi olduğunu-
    iki haftada sadece daktilo eder. Ki aslında şiirlerini zihnin den yazmasının sebebiyse kızlara verilen, kaybolan şiirler, polislerin el koyduğu şiir defterleri olması da kuvvetle muhtemeldir.
    Ardından şiirler yazmaya başlar. Kafasında bir kitaplık daha şiir olgunlaşmıştır.
    Daktilo başına geçer. Fakat ilk gün kalp krizi geçirir. Hastahaneye kaldırılır.
    Bırakır şiirleri, durum ciddidir. Der ki, bu şehirde ölmek istemiyorum.
    Dicle kıyısına bir çadırda ölmek isterim, orada çok güzel ağıt yakar o kadınlar. O müziği dinlemek istiyorum der.
    Fakat Ahmed arif gidemez. Ankara da gözlerini yumar. Soğuk bir hastahane odasında.
    Umarım tilililerle karşılanmıştır. Ve o zalımına o leylisine o güzel ülkesine kavuşur.
  • Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
    Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz

    Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde
    Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz

    Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine
    Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz

    Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest
    Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz

    Bir hadeng-i cân-güdâz-ı âhdır sermâyesi
    Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz

    Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı cây-gâh
    Bî-aded mağrûrun sadr-ı i’tibârın görmüşüz

    Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd
    Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz

    https://youtu.be/px8e4DWxH78

    Açıklama:
    Zaman bağının baharını da gördük güzünü de; üzerimizden neş’e rüzgârları da geçmiştir gam fırtınaları da.Mevki sahibi olunca zafer sarhoşu oluverme; zîrâ böylesine mest (sarhoş) olup sabah olunca da baş ağrısı çeken binlercesini görmüşlüğümüz var.

    Gönlü kırık olanın atıverdiği âh topunun nice büyük sultanların muhkem kalelerini yıktığını biliriz.Derd ehli olanların kırıklıkla döktükleri gözyaşlarının yaptığı seller önünde nice gösterişli kâşânelerin, mâlikânelerin yerle bir olduğunu biliriz.O garipler ki, bütün sermâyeleri can yakıcı bir âh silâhından ibarettir ama, onu şöyle bir attıkları zaman, nice hızlı süvarilerin vurulup yere serildiklerini gördük.

    Sadarette itibar üzere oturan nicelerini gördük ki; gün geldi de onlar el pençe vaziyette pabuçluğu mekân tuttular (yani hizmetçi oldular)O elindeki –gururla kaldırıp kaldırıp- içtiğin kadeh var ya, gün gelir de dilenci çanağına döner; benzerlerini çok gördük.(Açıklama antoloji'den alıntıdır.)
  • Sen bak,
    Şiir olur.
    Sen konuş,
    Şiirdir o.
    Sen sev,
    Şiirleşirim ben
    Şâir Bey.
    🍂
  • Ve öyle kötü bir şair olmuştum ki
    Son sözcüğü yazmayı asla beceremezdim.
    John Dos Passos
    Sayfa 169 - İletişim Yayınları, Çeviri: Tomris Uyar, Osman Yener, 2. Baskı: 2016 | Blaise Cendrars
  • Kırmak kolaydır,
    Tamiri bir o kadar zor.
    Herkes şair yürekli değil ki:
    İnsan bu.
    Anlatamaz kırıldığını çoğu zaman.
    Çünkü kırıldım saç uçlarıma kadar.“ der Zarifoğlu.