• Erzurum Kongresi hakkında bilgi verildikten sonra kongreye katılan delegelerin kısaca biyografileri sunulmuş.Erzurum'dan 20, Trabzon'dan 18, Sivas'tan 13, Bitlis'ten 4, Van'dan 2, Erzincan'dan 6 delege var.Toplamda 63 delege iştirak etmiş.Van'dan seçilen delegeler gelemediğinden onay alınarak yerlerine Erzurum'dan iki kişi katılıyor.
    Kitapta birbirinden renkli simalarla tanışıyorsunuz.Tevfik Fikret'in talebesi şair Muhsin Elgen'den, Mustafa Necati Güner'e,Şeyh Hacı Ahmet Fevzi Efendi'den Paşazade Mehmed Celaleddin Bey'e birbirinden ilginç kıymetli şahsiyetlerin varlığından haberdar olduk.
    Yazarın kendisi Atatürkçü olmasına rağmen muhalif olanları, bilhassa Erzurum Kongresi'ni imzalamayan bazı Trabzon delegelerini aşağılamaya kalkışmaması ve oldukça seviyeli bir üslupla,bilimsel metodla yazması kitabın kayda değer yönlerinden birisi. Yazar, oldukça fazla emek vermiş ve delegelerin her birinin ya yakınlarıyla mektuplaşarak belge ve bilgi temin etmiş ya da valilik, kaymakamlık ve nüfus müdürlüklerine dilekçe göndererek bilgi almış.Hangi delegeyi anlatmışsa dipnot bölümünde kimlerle iletişim kurup bilgi aldığını açıklamış.Kaynakça olarak özellikle Fahrettin Kırzıoğlu'nun Bütün Yönleriyle Erzurum Kongresi adlı eserden çokça yararlanmış, hatıratlara pek başvurmamış.Hatta bilindik olanların isimlerini dahi zikretmiyor.
    Şimdi iki Bayburtlu delegemizi de anmasak olmaz.Birincisi Zahit Bey (Pekindağ) Bayburt'un Türkiye cumhuriyeti tarihindeki ilk Belediye başkanıdır kendisi.Hayatı hakkında ilk kez bu kitaptan bilgi edinebildim.Kendisine Bayburt'a çok büyük hizmetin oldu gel milletvekili ol diyenlere "Biz Allah rızası için hizmet ettik vatan sevgisi karşılıksızdır." diyerek milletvekiliğini reddetmiş.Diğer delegemiz olan Tevfik Çoruh uzun yıllar belediye başkanlığı yapmıştır.Bir belediye personelinin belediyenin parasıyla et alması üzerine kendi evine götürdüğü düşünülüp yolsuzluk dedikoduları yayılır.Tevfik Çoruh benim yönetimdeki belediyede nasıl yolsuzluk yapılır diye bu hatayı kabullenemeyip siyanür içerek intihar eder.Tevfik Bey'in ölümünden sonra söz konusu işçinin evine değil belediyeye et aldığı,söylentilerin iftira olduğu anlaşılır.Bayburt halkının Tevfik Bey'in ahını aldığından olsa gerek sonradan gelenler yüzümüzü güldürmediler hiç.
  • İlk başlar kesinlikle yanlış kitaplardan başlamışım Adnan Bey 'e. Son iki kitaptan aldığım zevki (Acıya Kurşun İşlemez ve Çukurova Çeşitlemesi), son zamanlar galiba sadece William Shakespeare tiyatrolarından aldım.

    "Bir sen kaldın yüreğimin boşluğunda
    Bütün sonların ötesi olsun adın"
    Diyor ki yani şair ; Her şey gitti, her şey bitti, her şey yitti, her şey öldü.. Sen, tek gerçek olan sen, bir tek sen kaldın.

    Bu kitap, Acıya Kurşun İşlemez kitabından daha da fazla siyasi şeyler içeriyor. Şair, Nazım Hikmet 'ten, Orhan Kemal' den bahsediyor bir şiirde. Yani bahisten kastım, öldüklerini belirtiyor. Daha sonraki bir şiirde de yine Nazım Hikmet 'in haklılığını savunuyor. Kızıldere' de vurulan genç yiğitten, asılan Denizlere değiniyor. Duyduğu üzüntüleri dile getiriyor.

    Bir hüzün yaşamak isterseniz, kapağını açmanız yeterli olacaktır kitabın. Keyifli okumalar diliyorum.
  • Pişman olacağım şeyler yapıyorum Şâir Bey!
    E tabi bunun sonucunda mesrur olmayı beklememeliyim,
    Pişmanım.
  • Daha önce Sovyetler'de iki evlilik yapmış olan Nazım,bu yeni sevdaya düşmekte gecikmedi.
    Kızıl saçlı,yeşil gözlü bu kadına tutulmuştu.
    O kadar ki,10 yıl önce,''Aşk şiirine imza atmaya değmez,'' diyen devrimci şair, şimdi,''Biz de çakarız o meretten biraz,'' diye aşk şiirleri yazar olmuştu.
    Piraye, iki çocuğu olduğu için kararsızdı yeni bir evliliğe. Üstelik ailesi de ''komünist bir şair''le evlenmesine kesinkes karşıydı. Bu yüzden tam iki yıl boyunca, ''evet''demedi Nazım'a.. Sonunda 1932 başında teslim oldu Piraye ve o yıl evlenmeye karar verdiler.Çok değil , 1933'ten itibaren bu mutlu hava, bulutlanmaya başlayacaktı. Ve Nazım için, komünizm propagandası yapmak ve gizli örgüt kurmak suçlarından tutuklanmalar başlıyordu...

    Mutlu günler kısa sürmüştü.Şimdi tam 17 sene farklı cezaevlerinde yazılan mektuplarla sürecek hasret yılları başlıyordu.1933'ün sonuna doğru yazdığı bir mektupta, '' Karıcığım,aşk mektuplarımıza elveda,'' dedi Nazım...
    Çünkü savcı idamını istiyordu.
    Piraye panik halinde yazdı cevabını... ''Seni asarlarsa yaşamam,''dedi..
    Nazım, adeti veçhile yine bir şiirle sildi eşinin gözyaşlarını.
    ''....Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda ; yaşarsın,kalbimiz kızıl saçlı bacısı..En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı..''
    Cumhuriyeti'in 10.yıl şerefine af çıkarılmış ve Nazım, 1934'ün Ağustos'unda salıverilmişti.
    O artık Ailesi reisiydi.Piraye'ye dingin bir hayat sözü vermişti. Ama olmadı , Cihan Harbi'nin yaklaştığı ve ırkçılığın prim yaptığı zamanlarda , Sovyet demokrasisini öven kitaplar yayımlıyordu. Sonunda 17 Ocak 1938'de bu kez anayasal düzeni değiştirmek için komplo kurmak iddiasıyla tutuklandı.
    ...Şimdi Donanma Davası'ndan aldığı 13 yıllık cezayla,toplam mahkumiyeti 30 yıla yaklaşmıştı.1939 yılında İstanbul tevkifhanesinde pastel boyayla çizip Piraye'ye yolladığı portresinde,mavi gözleri endişeyle bakıyordu.
    Mektuplarında ''Seni seviyorum, seni sayıyorum,''diye yazan Nazım'ın dilinde,''Gün batar,kuşlar döner/Dönmez bu yoldan beklenen,'' şarkısı vardı artık...

    Piraye'nin kömür alacak parası dahi kalmamıştı, tek beklentisi eşinin bir an önce yanında olmasıydı. Çaresiz mektuplar, karşılıklı gönderiliyordu. Şu satırları yazmıştı Nazım, '' Bilirsin ya,senin bir parmağın da benim yüzümden yanmıştı.Zaten benim yüzümden yanan yalnız parmağın mı ? Senin gençlik günlerinin saadetini yaktım, mahvettim.'' Nazım 15 yıldır hapisteydi. Bedenen hasta düşmüş, ruhen yorulmuştu.Artık Piraye'sine yazdığı şiirlerde,sevdadan çok imkansızlığın izi vardı. ''sende, uzaklığı, sende, ben, imkansızlığı seviyorum.Fakat asla umutsuzluğu değil..''
    1948 yılı başında ziyaretine dayısının kızı Münevver Berk geldi.Hem akraba hem evli olmalarına rağmen bu görüşme yeni bir aşkın kıvılcımlanmasına vesile oldu.Nazım'dan 16 yaş küçük bu kumral,yeşil gözlü kadına sırılsıklam aşık oldu.Cumhuriyet'in 15.yıldönümünde bir af umudu doğmuştu.Nazım, yine özgürlüğüne kavuşacaktı. Bu sebep ile Münevver'e eşinden boşanmasını telkin etti.Birlikte yeni bir hayata başlayacaklardı.Bu karardan sonra en güzel aşk şiirlerini yazdığı karısı Piraye'ye şu satırları yolladı : '' .. karıkocalık münasebetimizi, kesmemiz gerekiyor'' Aralarındaki bu münasebetin artık kesilmesi gerektiğini, birkaç teselli cümlesiyle bildirdi. Hapisteyken bile onu bırakıp gitmeyen Piraye'sine,hayatını mahvettiği kadına , bir başka kadın için, elveda dedi , Nazım..

    Ancak o arada bir başka gelişme oldu ve beklenen af gerçekleşmedi. Münevver, Nazım'ın çıkamayacağını anlayınca bir maceraya atılmaktan vazgeçti ve eşine döndü.

    Nazım, büyük bir pişmanlıkla Piraye'ye '' Seni arkandan bıçakladım'' diye başlayarak yazdı ve af diledi.
    Fakat gelmedi Piraye... Tersine ortadan kayboldu.Tek satırlık mektuplarda,'' Gel,sana muhtacım,'' diye yazan,pişmanlık içinde kıvranan Nazım'la yazışma işini çocuklarına bıraktı.

    Bursa'ya ''Nazım Bey'' diye başlayan ve , '' Hürmetler ederim,'' diye biten bir mektup yazıp avukatlarının isimlerini verdi. Nazım,ölümden söz etmeye başlayınca dayanamayıp oğluyla Bursa'ya gitti ama bu da çare olmadı. Hapishane çıkışında oğlu Memet'e, ''Onu artık sevmiyorum,'' diyecekti.

    Nazım'ın hapishaneden çıkmasından sonra 23 mart 1951'de boşandılar. Piraye, Altunizade'deki evinde inzivaya çekildi.Ortalarda görülmedi pek.. Nazım hakkında hiç konuşmadı.Kimseyle evlenmedi.Ama ölünceye kadar da Nazım'ı affetmedi. 21 Mart 1995'te,89 yaşında, inzivaya çekildiği evinde öldü.

    1950 Temmuz'unda çıktıktan sonra Münnever'e kavuşan Nazım,1951 Haziran'ında Münevver'i ve henüz üç aylık olan oğlu Mehmet'i bırakarak tek başına yurtdışına kaçtı.Şimdi Münnevver de Piraye'nin kaderini paylaşacak ve yıllar sonra buluştuğu Nazım'ı, başka bir kadınla evlenmiş olarak bulacaktı..

    Nazım'ın gönlü, uçsuz bucaksızmış belki ama Piraye öyle mi ? Sığdıramamış kimseyi yüreğine , esir düşmüş sevdiğine. Acısını, kederini gömüp , suratını asıp gitmiş..

    Kafamda oluşan sorular çok net..
    Vefa, nedir ki ? Hangi insanlarda bulunur ''Vefa''? Piraye'den başka kim bilebilir ki ,'' Vefa'' nın anlamını...

    Belki Piraye, Nazım'ın o çok sevdiğim sözünü hatırlattı Nazım'a :
    '' Gitmek '' sadece bir eylemdir.''Unutmak'' ise kocaman bir devrim...

    UNUTMA!
  • Bu inceleme, kitabı bana Kitap Paylaşma Etkinliği ( #31517587) kapsamında hediye eden Burak Bey'e ithaftır. Aldığım hediye kitapların içinde en güzellerinden.. Teşekkür ederim :)



    Siteye kaydolmama vesile olan kitaptır Yedi Güzel Adam. "Yedi Güzel Adam kim yahu? Herkes onları konuşuyor" derkeeenn bir bakmışım buradayım. Aslında etkinliği ( #31574561) kayıt olduğum ay olan Kasım'da mı yapsaydım, bilemedim. Hem ne demişler: "Kasım'da aşk, başkadır." :D

    İnternette şiiri okurken kısa bir şey sanmıştım da oku oku bitmemişti. Hiçbir şey de anlamamıştım şiirden. Hatta bi arkadaşıma "şunu bi okusana" dediğimde bana "bu ne biçim şiir?" demişti. "Ya anlamıyoruz ama altında çok derin manalar yatıyor" dediğimde de gülüp "başkalarına sorsan, onlarda diyecekler bu şiirin çok garip olduğunu. Ama sana sorsan 'anlamıyoruz ama çok anlamlı.' " demişti.

    Hakikaten babam da der hep bana: "normal insanlar gibi ol." Ama ben olamıyorum :D Her şey fazla anlamlı değil mi sizce de? :D

    Kitaba gelince.. Kitaba gelinmiyor :D Çünkü anlaşılmıyor. Çoğu zaman okumuş olmak için okumak zorunda kalıyorsun. Ama yinede yarım bırakmıyorsun, bırakamıyorsun çünkü çıldırtan bir uyum ve güzelliği var..

    Kitap bir yönüyle bana Risale-i Nur'u anlattı. Bilen bilir. Risale'ler de ilk okuyuşta anlaması zordur. Okudukça açılır. Bu kitapta okudukça açılacak gibi. İlk okuyuşta "o neydi gız" şaşkınlığı bırakıyor. Bir yönüyle de Risale'den farklı. O da şu ki, Risale-i Nur'un müellifi Said Nursi, döneminde kullanılan Türkçe ile yazdığı için, kitap o kadar kapalı kalmış. Yani Zarifoğlu gibi, anlatımı özellikle muğlak hale getirmek istediğini sanmıyorum. Cahit'cim Zarifoğlu ise adeta anlaşılmamak için uğraşmış. :))

    Yinede üstün zekâm sayesinde anladığım bazı yerler oldu. :D Ya da anladığımı zannettiğim. Bunlardan birkaç örnek vereyim:

    - 29. Sayfa da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebubekir, Ömer ve Osman Radiyallahu Anhum arasında geçen hadisenin anlatıldığını zannediyorum:

    "Dağ bu
    Yılanla kımıldanırdı
    Yılanla kımıldanırdı

    Yedi güzel adamdan biri
    Bir gün bir dağ göreni
    Durdu değmeden bilmeden devinirken
    Durdu durdu seyreyledi

    Sordu:
    dağ nicesin
    günde mi gecede misin
    geçmişte şimdide
    yoksa gelecek bir düşte misin

    Dağ serpildi
    Atıldı yeniden yer tuttu
    İlk kez yılanla kıpırdanmadı"

    Kaynak olarak şu iki hadis-i şerif'i sunacağım:

    1) “Uhud öyle bir dağdır ki, o bize muhabbet eder, biz de ona muhabbet ederiz”
    (Müslim, Hac, 504)

    2) Bir gün Habîbullah Efendimiz, EbûBekir, Ömer ve Osman radiyallahu anhum, Uhud Dağının üzerine teşrif edince, Uhud Dağı onların aşkıyla çoşar ve sallanmaya başlar. Bunun üzerine Rasûl-i Kibriyâ sallallahu aleyhi ve sellem, kadem-i şerifi ile uyararak, onu teskîn için şöyle buyurur: “Sâkin ol ey Uhud! üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehîd var.”
    (Tirmizi, Menakıb, 18)

    - 32. Sayfada Yedi Uyur olarak bilinen Ashab-ı kehf'in anlatıldığını düşünüyorum:

    "Yedi adamdan biri
    Bir gün bir dağ göreni
    Yeni bir soluk çekti içine
    Değişti aynı kalarak
    İndi kente
    Dağıyla
    Esen başı"

    Bakınız: https://sorularlaislamiyet.com/...adisler-hangileridir

    - 37. Sayfada Arşın Gölgesinde Gölgelenecek Yedi kişiden birisinin anlatıldığını görüyorsunuz, ya da belki Yusuf aleyhisselam'ı..

    "Sen melek uyarmalarıyla
    Uyarılan erkek
    Bu gece bir şehvet azarladın
    Hayvan kovdun
    Yatağını yüceltenlerden oldun"


    1) Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:
    ...
    - Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,
    ...
    (Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesaî, Kudat 2)

    2) Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek 'Haydi gelsene!' dedi. O ise, 'Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan)...bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler.' dedi.

    - 100. Sayfada İbrahim aleyhisselam'ın ateşe atılıp yanmadığı hadisesi:

    "Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe
    Örtü yayıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar
    Güvercin teslimiyeti içinde
    Bakın istiyorsak"

    ° ° ° °

    Anladığım kadarıyla, bu Yedi Güzel Adam ifadesi sadece Sezai Karakoç, Rasim Özdenören vd için değil, ayet ve hadislerde bahsedilen yedişerli gruplar için de kullanılmış. Tam bir ince zekâ ürünü. "Akşam Sofrasında Yedi Kişilik Bir Aile Oyunu" başlığından sonra sahneye Abdulhamid Han'ı almış. Sanıyorum ki onu da Yedi Güzel Adam'dan bilmiş Zarif Şair.

    Hoşuma giden birkaç alıntıyı da buraya bırakıyorum:

    » Güzelin düşmanı güzel olur
    Güzelin yari güzel olur
    (12. sf)

    » Halk aşksızsa sokaklar
    banka dükkanlarıyla doludur
    (35. sf)

    » Yanıldım avrupalanmakla çün bizde
    Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle
    (93. sf)

    » Sürüyü çobansız bırakan çobanın
    Hep içilmez sulara varan koyunların
    (110. sf)

    » Her doğdu
    Bir ölendi
    (119. sf)


    Son olarak Cahit Zarifoğlu'nun ağzından bir itiraf duyacaksınız:

    » » 121. Sayfa

    - eyeski sevdiklerim -

    Sizi şaşırtıyorum. Sanatım
    Fakat ben korkutuldum

    Bana öyle geliyor ki Zarifoğlu (hayat hikayesini fazla bilmiyorum) geçmişinde kalan ("yanıldım avrupalanmakla" 93. sf) kişiler tarafından, gelecekte olmak istediği yaşam şekli yüzünden tehdit edildi. Bu yüzden anlatacaklarını mümkün oldukça kapalı anlatmaya çalıştı. Bu sadece bir tahmindir. Elbette en doğrusunu Allah bilir.

    Okuduğunuz için teşekkür, okumanız için tavsiye ederim Bol yıldızlı, hayırlı geceler dilerim.
  • Bu sitede çok güzel insanlar var. Hediye kitabını hediye edebilecek kadar güzel insanlar. İnceleme yazamadım. Hediyenin hediyesi bir kitap ve içindeki not için teşekkür etmek istedim.

    ''Ahmet Erhan 'ı o kadar yürekten, o kadar duygu yüklü anlattınız ki, aranızda şair - okur ilişkisinden öte özel bir sevgi bir bağlılık hissettim. Hediye olan bu kitabımın kıymetini bileceğinizi düşündüğüm için size göndermek istedim. Beni kırmadığınız için teşekkür ederim. Keyifli okumalar.''

    Hediye olan bir kitabı gönderdiği için ve çok değerli not için Kenan Bey'e çok teşekkür ederim. Hediye olduğunu bilseydim kabul etmezdim diyemiyorum. Söz konusu Ahmet Erhan'sa tüm köprüler yıkılır. Gerçekten çok mutlu oldum.