• Bu sitede çok güzel insanlar var. Hediye kitabını hediye edebilecek kadar güzel insanlar. İnceleme yazamadım. Hediyenin hediyesi bir kitap ve içindeki not için teşekkür etmek istedim.

    ''Ahmet Erhan 'ı o kadar yürekten, o kadar duygu yüklü anlattınız ki, aranızda şair - okur ilişkisinden öte özel bir sevgi bir bağlılık hissettim. Hediye olan bu kitabımın kıymetini bileceğinizi düşündüğüm için size göndermek istedim. Beni kırmadığınız için teşekkür ederim. Keyifli okumalar.''

    Hediye olan bir kitabı gönderdiği için ve çok değerli not için Kenan Bey'e çok teşekkür ederim. Hediye olduğunu bilseydim kabul etmezdim diyemiyorum. Söz konusu Ahmet Erhan'sa tüm köprüler yıkılır. Gerçekten çok mutlu oldum.
  • Sadece 20 şiir yazarak, dünya şiir tarihine geçmek; Hristo Botev

    HAYRETTİN FİLİZ 12 Eylül 2016

    “Uyandır tek tek her insanda, ey tanrım, gerçek özgürlük sevgisini,

    Taksın canını dişine dövüşsün, halkı ezenlere karşı bir savaş ki bu, amansız.

    Koma yaban ellerde sönsün yalım yalım yanan taşıdığım bu yürek.

    Sesim boşa gitmesin, sesim kalmasın çöllerdeki gibi yankısız ”

    Bulgaristan’ın Osmanlı’ya karşı verdiği özgürlük mücadelesinde, kuşkusuz birçok insanın adını anabiliriz. Ancak iki isim var ki ; bu gün Bulgaristan tarihinde anıt isimler olarak saygı görür. Bunlardan biri, Osmanlı Devleti tarafından, 36 yaşında asılarak idam edilen Vasil Levski, diğeri, yine Osmanlı askerlerince, 27 yaşında vurularak öldürülen şair Hristo Botev’dir. Botev’in incecik bir kitap olmasına karşın, çok etkili olan ve sadece 20 şiirden oluşan ,“Pesni i Stihove” (Şarkılar ve Şiirler) adlı tek bir şiir kitabı vardır. Kitap ilk kez basıldığı 1875’ten beri, Bulgarların ezbere bildiği özgürlük dizeleridir ve dünya şiir atlasında da ölümsüz bir yere sahiptir. Bugün Botev ve şiirlerinden söz edeceğiz.

    Hristo Botyov Petkov ya da daha çok bilinen adıyla Hristo Botev, Bulgar halkının özgürlük savaşında sembol olmuş bir isimdir. 6 Ocak 1848’de Kalofer’de doğan Botev’in bu yurtsever ve devrimci kimliğinin oluşumunda,1863 yılında, liseyi okumak için öğretmen babasının onu Odesa’ya göndermesi ve orada ki Rus devrimcileriyle tanışmasının büyük etkisi olduğu düşünülüyor. Botev her ne kadar okulunu bitiremese de, 1867 yılında memleketine döner. Ama başka bir Botev gelmiştir geriye. Ağzında, ateşli özgürlük türküleri ve işbirlikçi zengin Bulgarlara nefret duyan bir öfke vardır. Kiril alfabesinin yaratıcısı Kiril ve Metodi Kardeşlerin anma toplantısında zehir gibi bir konuşma yapar. Bu konuşma esaretini kader sanan köylülerince kabul görmez ve Botev, doğduğu topraklarından ayrılarak, Bulgar özgürlürlüğüne inanan kaçak Bulgar devrimcilerinin toplandığı Romanya’ya kaçmak zorunda kalır. Bu zorunlu sürgün onun önüne büyük bir arkadaş ve vazgeçmeyi bilmeyen bir başka devrimciyi çıkarır. Bükreş’te terk edilmiş bir eski değirmende yaşamak zorunda kalan Vasil Levski’yi…

    1871 yılına kadar Bulgar devrimcileriyle Romanya’da kalan Botev, bu sürede öğretmenlik yapar. Ama bizi ilgilendiren bir başka şey de bu günlerde kendini gösterir ilk kez. Hristo Botev’in ilk şiirleri, devrimci göçmenlerin çıkardığı, “Emigranti Bulgarskite Na Duma”da yayınlanır. Burada kalmaz; Botev yine seçkin Bulgar yazar ve devrimcileri tarafından çıkarılan “Özgürlük” (Svoboda) gazetesinde çalışmaya başlar. Derginin sorumlusu bir diğer devrim lideri olan Lyuben Karavelov’dur.

    Romanya, Osmanlı yönetimine karşı gelecek genel ayaklanma için Bulgar devrimcilerinin hazırlanma yeridir bir çeşit. Vasil Levski’nin başında olduğu “Bulgar Merkezi Devrimci Komitesi “ ve buna bağlı çalışan diğer devrimci komiteler, Romanya’da toplanmış, dönem dönem eylem yaptıkları muazzam bir ağ kurmuşlardır (BCRC) adıyla… Osmanlı Devleti her yerde bu adamları aramaktadır.

    Vasil Levski Kimdir? 18 Temmuz 1837’de, Bulgaristan-Karlovo’da doğan Levski, bir süre keşişlik yaptıktan sonra, kendini Bulgaristan’ın kurtuluşu mücadelesine adamış bir devrimcidir. Cesaretinden dolayı Levski (*Aslan gibi) lakabıyla anılmaya başlar. Georgi Sava Rakovski’nin devrimci fikirlerinden etkilenerek 1862’de Bulgaristan’ı terk ederek Sırbistan’da kurulmuş olan Bulgar Gönüllüler Örgütü’ne katılır. Kurtuluş mücadelesini yurtdışından ülke içine taşıyarak Bulgar ulusal hareketinde yeni bir evreyi başlatmasıyla bilinir. Bulgaristan’a döndükten sonra, ülkeyi dolaşarak gizli devrim komiteleri oluşturur. Bulgar bağımsızlık hareketinin dış merkezi olan Bükreş’te Lyuben Karavelov’la birlikte 1869’da Bulgar Merkezi Devrimci Komitesi’ni kuran Levski; Bulgaristan’da bu komiteye bağlı kişi ve hücrelerden de bir ağ oluşturur. 1872’de Bulgaristan’a görevle gizlice gidişlerinden birinde, Osmanlı postasına yönelik bir soygundan sonra ortaya çıkarılan örgütüyle birlikte yakalanır. Özel bir mahkemede yargılanır ve asılarak idam edilir. (19 Şubat 1873)

    “Söyle yoksul halkım, kim seni köle beşiğinde böyle sallayan?

    O mu, hani çarmıh üstündekini delik deşik eden çivileyerek;

    Ya da seni masallarla tavlayan ”sabrın sonu selamettir!” diyerek”

    Hristo Botev, 1875 yılında, Bosna- Hersek Ayaklanması patlak verince şöyle yazar çalıştığı gazetenin sütunlarında: “Balkan yarımadasının faciası başlıyor. Avrupa ve oluşan siyasi koşullar yalnız bunu kendi başına elde edebilene siyasi özgürlük ve egemenlik tanıyor. Bulgaristan bu tarihi fırsata seyirci kalmamalı ve bu fırsatı kaçırmamalıdır.” Bulgarların beş yüzyıllık Osmanlı esaretine karşı kurtuluş mücadelesinde doruk noktası olan 1876 Nisan Ayaklanması başlar ardından… Osmanlı işgaline karşı Bulgarların genel silahlı ayaklanmaya yakın olduğuna ikna olunan ve başlatılan bu hareket büyük bir heyecan yaratır Bulgarlarda. Her ne kadar ayaklanma başarılı olamadıysa da, Bulgarların acımasızca bastırılan Nisan Ayaklanması’ndaki kahramanlıkları Avrupa basınında geniş yer bulur. Botev, bu yankıların öneminin bilincinde bir devrimcidir. Bu, gündem oluşturmak ve hareketin sesini tüm dünyaya duyurmak için çok önemlidir. Hareketin dışında kalmak istemeyen ateşli devrim adamı Hristo Botev, Romanya’dan Bulgaristan’a geçen 200 kişilik bir gerilla gurubunun başında ülkesine girer. Gurup hareket etmeden önce Botev, en büyük Avrupa gazetelerinden “Journal de Geneve” ve “La Republique Francaise” e gönderdiği telgrafta, üstlendiği misyonu anlatır. Botev ve adamları, Avusturya bandıralı buharlı “Radetski” adlı bir gemiye binerler ve Tuna’yı aşarak, 17 Mayıs 1876 günü, bugünkü Kozloduy’a yakın bir yerde karaya çıkarlar. Hepsi bahçıvan kılığında olan devrimcilerin gelişi, Osmanlı yönetimince 20 Mayıs günü anlaşılır ve Osmanlı’nın en tehlikeli birliği sayılan “başıbozuk” birliği Botev ve adamlarının peşine salınır. (Meraklısına Not; Başıbozuk’lar, bir çeşit kuralsız, yapacak hiç bir şey bulamadığından orduya gönüllü katılan serserilerin oluşturduğu, düzen tanımayan asker guruplarıdır.) Hasan Hairi Bey liderliğindeki iki başıbozuk taburu, ikiye ayrılan Botev ve adamlarına saldırır Voinovski civarında… Birkaç gün süren çarpışmalardan sonra devrimciler, 2 Haziran 1876 günü, Veslez Dağı yakınlarında (Koca Balkan Dağı olarak da bilinir) kıstırılır. Girilen çatışmada, 130 devrimci öldürülür. Geri kalanlarda yakalanıp idam edilecektir. Hristo Botev’se, çatışmaların en yoğun olduğu 2 Haziran gecesi, Osmanlı keskin nişancısının uzaktan gönderdiği tek bir kurşunla, göğsünden vurularak öldürülür.

    “Özgürlük düşüncesi onu sürü yapmasınlar diye her şeye gücü yeten bir tutkudan başka bir şey değil.” (Hristo Botev’in, 13 Temmuz 1875 tarihli, Bayrak Dergisi’nin 22. sayısına yazdığı yazıdan)

    Her ne kadar şair Hristo Botev, henüz 28 yaşındayken öldürülmüş olsa da, Nisan Ayaklanması’nın yankısı, Bulgar halkının bağımsızlık mücadelesinin uluslararası destek bulmasını sağlar ve Bulgaristan’ın özgürlüğünün kapılarını açacak olan, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın çıkış nedenlerinden sayılır.

    Hristo Botev’in sadece 20 şiir yazdığı halde, hem ülkesi Bulgaristan’da, hem de dünya şiiri içinde nasıl bu kadar etkin olduğunu merak edip, neredeyse bir kaçı hariç diğerlerinin dilimize çevrilmediği şiirlerinin peşine düştüm… Bilmem ki, bir iki kişinin dikkatini çekmeyi başarabilir mi bu çabam?

    Hristo Botev’in ilk şiiri kabul edilen “Anneme” 1867 yılında yazılmıştır. Ama buradaki ‘anne’ seslenişi, sanıldığı gibi doğuran kadın-anne değildir. Botev’in ‘anne’ diye seslendiği özgürlüğe hasret, acı içinde kıvranan memleketidir.

    “Senden başka hiç kimse sevgili anne, vatanım, özgürlüğüm / Senden başka hiç kimse bu kadar büyük değil / Sen benim aşkım ve inancımsın / Ama şimdi sizi kucaklamak için esir olan umutlu kalbim küle dönüyor / Birçok rüya, sevgili anne hâyâl / Birlikte mutluluk ve zafer paylaşmak istiyorum seninle / Gücüm sana duyduğum arzular kadar / Ama biliyorum, bütün arzular için bir de büyük büyük çukurlar var.

    Benim yoksul kalbim, sevgili kucağına düşmek için yoksul kaldı / Yani bu genç kalp, bu acı ruh, yoksul biçare isteyebileceğini senin uğruna ölerek teselli ediyor… / Baba, kız kardeşim ve sevgili yoldaşlarım / Ben, sert duygular olmadan sizi kucaklamak isterdim, ama olmadı.

    Benim mezarda bir başıma çürümeme izin vermeyin!”

    Botev’in 1867 tarihli başka bir şiiri yoktur kayıtlarda. Ardından 1868 tarihli “Kardeşim İçin” şiirini görürüz. Bu şiirinde de haykırmaktadır Botev. Kavgaya çağırmaktadır. “O kimdir bir dost eli yerleştirir sıkıntı içinde kanayan kalbimde üzerine? / Hiç kimse, hiç kimse / Özgürlük “ … 1869’da hiç şiiri yoktur şairin. Ertesi yıl iki şiirini birden görürüz. “Ağıt”(Yakarış) ve “Ganimetleri Paylaşmak”

    Örneğin ‘Ağıt’ şiirinde şöyle seslenir şair. “Güç ver benim koluma, silâhıma, başkaldırdığı gün köleler! / Güç ver ki, ben de kendi mezarımı dövüşenler arasında bulayım!”… Bu acı sesleniş, “Ganimetleri Paylaşmak” şiirinde öfkeli bir meydan okumaya döner.

    “Kuşaklar hüküm verecektir / Bizim iyi ya da kötü yaptığımıza / Ama şimdi amacımız el ele / hayatı en ileriye taşımaktır… Acı içinde ve tutsak bir ülkede kalbimizin yoksulluğu / Bizim yaşam yoldaşımızdır / İşkence altındayız ama başımızı eğmeyeceğiz esarete / Tutkular, saygısız putlara boyun eğmez çünkü / Biz iki kederli savaşçı / Kalplerimizde ne varsa inanca ve yaşamaya dair / Biliyoruz ki şimdi ilerlediğimiz yerdedir.”

    1871 şairin daha acıya daha da duyarlı olduğu bir dönem olmalı? Dört şiirini birden görürüz. “İlk Aşk”, “Veda”, “Haijduk” ve “Eloped” adlı bu şiirlerde daha çok, halkın acı içinde inleyişi ve hürriyet özlemleri, heyecanlı bir propanga diliyle Botev’in ateşli ağzından duyulur. 1871’de “Mücadele” ve 1872’de “Yabancı” isimli şiirleri yazar Botev. 1873, şairin iyiden iyiye keskinleşmeye başladığı yıllardır. “Aziz George Günü, Vatansever, Neden değilim…? Epistle, Lokali, İnancım, Karanlık Bir Bulut Belirdi ve Hacı Dimitar” şiirlerinin hepsi 1873 yılında kaleme alınmış şiirlerdir. Botev, neredeyse tüm şiirlerini sürgünde, dağlarda, savaş ortamında yazar. Belki de bu yüzden, direk ruhumuzu yaralayacak kadar kuvvetli bir yalınlık, bir davet vardır Botev’in dizelerinde. Botev’in şiiri, hem yabancı ve yerli zalimlere karşı kendi özgürlüğü için mücadele etmek gerektiğini söyler; hem de, devrimci fikirlerle dolu yoksul insanların duygularını yansıttığı için ölümsüzlerdir bence… En ünlü şiirlerinden biri kabul edilen, “Hacı Dimitar” şiirindeki lirizm, yazıldığından bu güne, yani 127 yıl sonra bile tüylerimizi ürpertiyorsa, Botev’in sadece 20 şiirle dünya şiir tarihinde yer almasına şaşırmamalıyız… Botev bu şiirde sanki geleceği görmüş de, kendi ölümünü yazmış gibidir.

    “O hayatta, yaşıyor! Orada Balkan Dağı’nda / Bir kahraman göğsünde derin bir yara ile yatıyor / Sessiz ol kalbim! / Özgürlük mücadelesinde düşenlere ağlanmaz / Yas yok, biliyorum / Ve her şarkıda onu hatırlıyorum… / Gündüzleri bir anne kartal ona gölgesini ödünç verdi / Ve bir kurt usulca, yarasını yaladı / Ormanda rüzgâr Balkanların en yiğit haydutunun şarkısını söylüyor! / Şimdi, onun kardeşi olan kalbim / Sana onun yolunda ilerlemek düşüyor. “

    Botev’in geri kalan iki şiirinin biri 1875 tarihinde yazdığı “Ona” adlı şiiri ve son şiiri de, 1876 tarihli “Vasil Levski’nin Asılması” adlı şiiridir. Büyük kavga yoldaşı Vasil Levski’nin asılmasını bakın nasıl dize dize ağlıyor büyük şair. (*Bu şiiri Ataol Behramoğlu, İngilizceden dilimize çevirmiştir.)

    “Anam benim, doğduğum, sevdiğim toprak / Neden ağlamaktasın böyle acı acı, böyle zavallı? / Sen ey iğrenç karga, lanetli kuş / Üstünde gakladığın kimin mezarı?

    Ağlıyorsun anam, biliyorum neden / Tutsaksın, ezilmektesin bir kuru ekmek uğruna / Senin temiz sesin, elemini söyleyen / Umutsuz bir sestir, ıssız bozkırda.

    Ağla! Çünkü orada, yakınında şu Sofya kentinin / Yükselmede bir darağacı kocaman kocaman / Orada Bulgaristan, en yiğit oğlun senin / Sarkmada sarkmada darağacından”

    Türkiye’deki kaynaklarda neredeyse bir kaç kuru sözle geçiştirilen bu dünya şairiyle ilgili yaptığım bu çalışmanın, şiir dostu genç insanlara bir ilham vermesini dileyerek yazımızı bitirelim.

    Hristo Botev, gün be gün duyarsızlık ve aktüel batağına çekilen gençler için belki hiç bir şey ifade etmeyecek, biliyorum. Ama bakın, o ilgi çekmeyen ve sadece 27 yıl yaşamış, sadece 20 şiir yazmış bu adamın adı nerelere verilmiş? Vurulduğu dağın en yüksek tepesine onun adı verilmiş örneğin… Koskoca bir şehire de onun adını vermişler; Botevgrad… Bulgaristan Ulusal Radyo Kanalı’nın adı da onun adını taşıyor. Sonra bir kaç stadyum onun adıyla anılıyor. Birçok da spor kulübünün adı, onun adıyla eşlenmiş durumda. Örneğin, PFC Botev Plovdiv, örneğin Botev Vratsa gibi… Zvezdno Obshtestvo Gözlemevi ‘de görev yapan, Bulgar uzay bilimci Fratev tarafından 23 Ağustos 2009 tarihinde keşfedilen asteroide bile onun adını vermişler. Sadece bu kadar da değil… Bulgaristan Hükümeti, Botev adına Uluslararası Botev Ödülü adında bir de ödül uyguluyor şimdilerde… Romanya, Makedonya ve Polonya’da da, Botev’in adı bazı cadde ve sokaklara verildi.

    Her yılın 2 Haziran günü, saat 12.00’da, Bulgaristan’ın her yerinde, hava saldırısını uyarmak için kullanılan sirenler, Hristo Botev ve Bulgaristan’ın özgürlüğü için ölenlerin anısına bir dakika boyunca ötüyorlar. Sirenler durdurulana kadar tüm Bulgaristan, ayakta ve gözleri kapalı bir halde, Botev’i ve diğer devrim için ölenleri düşünüyor.
  • Harzemşahlar Devleti görünüşte Asya'nın en güçlü devleti olmasına karşın, içte çürük bir yapıya dayanıyordu. Yönetimde ve aile içindeki çekişmeler orduda düzen, disiplin bırakmamıştı. Komutanlar ve yöneticiler arasında çekememezlik alıp yürümüştü, imparatorluğu oluşturan çeşitli boylar arasında düşmanlıklar sarmıştı. Mezhep çatışmaları ülkeyi bölmüştü. Harzemşahlar yönetimine zorla girmiş olan birçok bey bağımsızlığını kazanmak için fırsat bekliyordu. Bu çelişkiler içindeki imparatorluk bir de Cengiz Han'ı karşısına aldı. 1219 yılında Cengiz'e karşı yaptığı savaşta yenildi. Böylece gerçekte Harzemşah Devletinin Harezm'deki yaşamı son buluyordu. Celâlettin
    Harzemşah Batı İran ve Irak'ı eline geçirdi. İran'a girmek isteyen Moğollara karşı başarılı savaşlar verdi. Ancak Anadolu Selçukların karşı giriştiği savaşta Erzincan'da ağır yenilgiye uğradı. Yaptığı sürekli savaşlar nedeniyle ordusu yorgun ve bitkindi. Yeniden Moğollar üzerine yürüyünce yanında kimseyi bulamadı. Yakın adamlarını yanına alıp kaçtı. Parasını almak isteyen biri kendisini öldürdü (1231). Harzemşah soyunun son hanı iyi bir komutan, yiğit bir asker olmasına karşın; kötü bir yöneticiydi. Bu yüzden askeri başarılarından yararlanamadı.
    Harzemşahlar döneminde Harezm'de bilim ve yazın alanında büyük etkinlikler oldu. Harezm illerinde düzenli medreseler, büyük kitaplıklar vardı. Sultanlar bilginleri, sanatçıları koruyorlardı. Saraylarda bilim toplantıları düzenliyorlardı. Bu dönemde Harezm'de Farsça yazan şair yetişti. Harezm'de devlet dili Türkçe idi. Yazın dili olarak da Türkçe önem kazanıyordu. Medreselerde Türkçe eğitim dili olarak kullanılıyordu. Zemahşeri, Mukaddemet-ül Edeb adlı yapıtında, dönemin Harezm Türkçesinden örnekler sunmaktadır. Harezm'de Türk dili üzerine kimi yapıtların yazıldığı sanılır. Büyük olasılıkla bu yapıtlar Moğol yayılması sırasında yok edilmiştir.
  • İsmet Özel

    Cumhuriyet Dönemi'nin ilk polis memurlarından, Rüştiye mezunu polis memuru Ahmet Bey'le, Sultan Reşat zamanında ilkokulu bitiren, ev hanımı Sıdıka Hanım'ın altı çocuğundan sonuncusu olarak 19 Eylül 1944'te Kayseri, Düvenönü'nde dünyaya gelir.
    Ahmet Bey'in memuriyeti sebebiyle birçok şehir dolaşır.

    İsmet Özel, anne ve babasının ailesi için şunları söyler: " İçinden çıktığım aile, herhangi bir üstünlük taşımaz. Annem bir ortakçının kızı. Babamın ailesi de arabacılık yaparmış."
    Babasıyla arasında 45 yaş fark olduğu için bir iletişimsizlik hali mevcuttur ve " Ben babamla o öldükten sonra yakınlık kurabilmiş olan biriyim." der. Bu 'huzursuzluk / eksiklik' , İsmet Özel'in çocukluk yıllarına düşen bir gölge olarak zaman zaman kendini şiirlerinde hissettirir. Uzaklığın üşüyen dili, babayla oğlun suskunluğuna karışır. İsmet Özel, babasına, hiçbir zaman 'sen' diye hitap etmez.

    1. Dünya savaşı yıllarında Tokat yöresinden çocuk yaşta denecek gençlerin Çanakkale Cephesi'nde askere alınmıştır. İsmet Özel'in Amentü'sünde de karşılığını bulur: "Tokat/ aklıma bile gelmezdi / babam onbeşli olmasa"
    Amentü, bir tür babayla ideolojik hesaplaşma şiiri denilebilir ve bu şiirde baba "polistir" ve "Cumhuriyetin bir kuludur."
    Babası İsmet Özel'in kitaplarla ama hiçbiri ders kitabı olmayan kitaplarla haşır neşir olması sebebiyle ona 'bal yapmaz arı' der.

    İsmet Özel'in yaşamında belirleyici üç şehir vardır: Kastamonu, Çankırı ve Ankara.

    İlkokul 3. sınıftayken kendi çabasıyla Ankara'da yayımlanan bir ilkokul gazetesine 'Kış' adlı ilk şiirini gönderir. Şiir yayımlanır ve bir öğretmeninden aşağılayıcı bir 'Sen şair mi oldun be!' tepkisini alır.
    Kış isimli şiir Erbain'in ilk şiiridir ve 1953'te yayımlanır.

    Özel ailesi 1959 tarihinde Ankara'ya taşınır. İsmet Özel matematik sınavında başarılı olamaz ve bir yıl bekler. O bir yıllık boşlukta olur, ne olursa.
    "Çağdaş serüvenler adına/ bütün fotoğraflarını yakan/ yakan ve bekleyen" İsmet Özel, bu sırada boş durmaz. Dünyayı 'merakla' araştırıp anlamlandırmaya çalışır ve 'ergen ben'ini kurcalayan soruların peşi sıra gider. Bu bekleme/bilgilenme sürecinde verdiği iki karar vardır: " Sosyalist olmak, Şair olmak."
    Bu dönemde, ciddi sorgulamalar geçirir ve 'nasıl bir dünyada yaşandığı' sorusunun peşi sıra gider. Maddi kazanımlar elde eden insanların 'ruhça kaba, insan ilişkileri bakımından da yıkıcı' olduklarını farkedip insan ilişkilerini buna göre düzenler. Partizan şiirinde geçen 'Dinmeyen bir mavilikle kanayan' bilinci, 'Şehrin insanı'nı sorgular.

    İsmet Özel 1963 yılında TİP'e kaydolur.
    Askerliğe gidince Ataol Behramoğlu ile mektuplaşmaları başlar. Askerde Ataol Behramoğlu Özel'in bıraktığı ortamın hiç değişmediğini ve hatta daha kötüye gittiğini söyler. Askerden döndükten sonra bu ortamı bizzat kendi görür ve dostlarının gündelik kazanımlar etrafında toplaştıklarını fark eder. Askerdeyken, 1969'un Mart'ında, babasını da kaybeden İsmet Özel'in Kanla Kirlenmiş Evrak şiirinde belirttiği gibi 'cebindeki adresler'den umudu kalmamıştır.
    Mart 1970'te Halkın Dostları dergisi yayımlanır.

    İslami dünya görüşüne geçtiğini, Sezai Karakoç'un Diriliş dergisinde Amentü şiirini yayımlayarak dışa vurur.

    Sosyalist düşünceden kopuşunu belli eden başlıca kopuş dizeleri şunlardır:
    Cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır./ Kanla Kirlenmiş Evrak
    Küfre yaklaştıkça inancım artıyor./ Kanla Kirlenmiş Evrak
    Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın başından başlayabilirim./Kanla Kirlenmiş Evrak
    Çocukların üşüdüğü anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan/ Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak
    Yürek elbet acıyor esvap değiştirirken/Tahrik

    Kendi şiirleri için şunu söyler:
    "Benim şiirimde edebi numara yok. O yüzden şiirle temas kurmak isteyen insan, kendi damarlarıyla benim damarım arasında ister istemez bir bağlantı kuruyor."

    İsmet Bey'in şiirlerini okurken yaşadığı üç ayrılığını bilmekte fayda var:
    I. Ayrılık: Kayseri ve Kastamonu'dan Ankara'ya uzanan, gençliğini biçimlendiren hamurdan ayrılığı sosyalizmle olur. Sosyalizm onu Kayseri ve Kastamonu'dan ayırır.
    II. Ayrılık: Sosyalizmden ayrılığı Kayseri ve Kastamonu'ya geri dönüşü olarak yorumlanabilir. Sosyalizmden İslam'a olan geçiş evresidir.
    III. Ayrılık: Bu en önemli ayrılıktır, 4 Agustos 2003 tarihinde Milliyet'in pazar ekine demeç verir. Bu bir kopuş değil ayrılıktır.

    Aslında bunun bir Erbain incelemesi olması gerekiyordu ancak kısa bir özet geçerek kırk yılın şiirlerinin nasıl biriktigini bir izah etmek istedim.
  • Bir konferans esnasında öğrencilerden biri Hayati İnanç'a sorar . Hocam Şair Nabi'yi anlayamamızın sebebi nedir?
    Hayati Hoca cevap verir. Tayyip Bey kaçıncı Devlet başkanımız. Cevap gelir 12.
    Oğlum sen Tayyip Bey'e sen 12. başkan dersen anlayamazsın. Nasıl dedi?
    Hesap şöyle yapılır.Tuğrul Bey 1 , Alparslan 2 , Osman Bey 28 ,Atatürk 64 , Tayyip Bey 75 . Eğer bu zinciri şu veya bu sebeple kırarsan, şunu demiş olursun Nabi merhum başka bir iklimin insanıdır beni alakadar etmez. Bunun için de anlayamazsın
  • +Türkiye Diyanet Vakfı'nın hazırlattığı İslam Ansiklopedisi, son dönemlerde Türkiye'de başarılmış en büyük telif çalışmalarından birisidir; belki de en önde gelenidir, çok kıymetli bir eserdir.
    İslam Ansiklopedisi'nin tamamına şu linkten erişebilirsiniz: http://www.islamansiklopedisi.info

    Duke Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki Osmanlıca 216 kitabı online okumak/incelemek ve indirmek mümkün:
    https://archive.org/...downloads&page=3

    Kebikeç dergisinin yaklaşık 20 yıldır yayınlanmış bütün nüshaları ücretsiz online erişime açıldı:
    http://kebikecdergi.org


    Amsterdam'daki Van Gogh Müzesi Van Gogh'un resim ve çizimlerini yüksek çözünürlüklü olarak sitesine yüklemiş:
    https://www.vangoghmuseum.nl/...n?Q=Vincent+van+gogh … …
    Van Gogh resimleri, resimlerden detaylar ve Van Gogh ile ilgili başka şeyler olmak üzere şu an sitede 3523 görsel yüklenmiş gözüküyor.


    1930'larda Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı Kadro dergisinin bütün sayıları taranmış olarak şu linkte:
    http://digitale-sammlungen.ulb.uni-bonn.de/...al/structure/3137049 … …
    "Kadro" dergisi, Kemalizm'in sol yorumu açısından önemli bir ekoldü.
    Yakınlarda tıpkı basımı da yapıldı:
    http://www.kitapyurdu.com/...lt-takim/310366.html

    Martin Luther Üniversitesi (Almanya) kütüphanesinden dijital erişime açık olan Türkiye'yle ilgili kitaplar şu linkte:
    http://menadoc.bibliothek.uni-halle.de/landau/nav/index/all

    Princeton İlahiyat Kütüphanesi:
    Epey kitap ve dokümana ücretsiz erişim mümkün:
    https://archive.org/details/Princeton

    Hemen her konuda tarama yapabileceğiniz, her dilden binlerce yayının yer aldığı online kütüphane:
    http://gen.lib.rus.ec


    İspanya Milli Kütüphanesi dijital koleksiyonunda 350 kadar Türkçe/Farsça/Arapça yazma varmış.
    Kitaplar şu linkte:
    http://manuscripta.bibliotecas.csic.es/buscar

    Alman Arkeoloji Enstitüsü İstanbul şubesinin dijital arşivi:
    http://arachne.uni-koeln.de/drupal/
    Düşük çözünürlüklü belgeler ücretsiz indirilebiliyor

    Osmanlı tarihi hakkında kıymetli bir eser (İngilizce):
    Encyclopedia of the Ottoman Empire (ed: G. Ágoston & B. Masters)
    PDF linki:
    http://psi424.cankaya.edu.tr/...f%20Ott%20Empire.PDF

    Marmara Üniversitesi Nadir Eserler Kolleksiyonu da online kullanıma/erişime açık.
    Kütüphaneden istifade edebilmek için siteye üye olmak gerekiyor:
    http://katalog.marmara.edu.tr


    Osmanlı'dan bu yana Ankara gazeteleri arşivi
    Ankara Üniversitesi internet sitesinde:
    http://gazeteler.ankara.edu.tr

    Tebriz'den (İran) Hasan Bey Hadi'nin Turuz sitesinde taranmış halde binlerce kitap var.
    Özellikle dil ve etimoloji alanında kolleksiyon çok zengin.
    Sitede İran'da basılmış Türkçe kitaplar da yer alıyor.
    Dil/etimoloji meraklıları için özellikle tavsiye: http://www.turuz.org

    Dünyanın en büyük harita kolleksiyonu:
    Modern dönem haritalarına ilaveten; son 5 asra ait 67.000 civarında tarihî harita şu linkte:
    http://www.davidrumsey.com

    Osmanlı devleti Brüksel elçiliği evrakı (1849-1914 dönemi).
    Yaklaşık 5000 belge taranmış, online erişime açık:
    http://dighum.uantwerpen.be/ottomandiplomats/


    Münih'teki Bayerische StaatsBibliothek adlı çok büyük kütüphane taranmış binlerce eseri online paylaşıma açmış.
    19. asır öncesinde basılmış Türkiye/Osmanlı ile ilgili kitapların çoğu bu kütüphanede var, erişim şu linkte:
    https://www.bsb-muenchen.de/en/
    Konulara göre tarama imkânı mevcut

    Kebikeç dergisinin yaklaşık 20 yıldır yayınlanmış bütün nüshaları ücretsiz online erişime açıldı:
    http://kebikecdergi.org

    Project Gutenberg, dünyadaki en büyük ücretsiz online-kütüphanelerden biri:
    http://www.gutenberg.org
    Sol taraftaki menüden konulara ve yazarlara göre tarama yapılabiliyor.
    Bu site üzerinden şu an itibariyle taranmış 54.000 civarında kitaba bedelsiz erişim mümkün.

    Türkiye'nin en büyük online fotoğraf arşivlerinden birisi, 15 Temmuz darbe gecesi şehit olan merhum Mustafa Cambaz'a aitti.
    Şehidimizin sitesinde kendisinin çektiği toplam 30.902 fotoğraf var:
    http://www.mustafacambaz.com
    Allah rahmet eylesin, makamı cennet olsun...

    Newyork Public Library'nin (Halk Kütüphanesi) internet sitesinden 200 bin civarı görsele ücretsiz erişim imkânı var:
    http://digitalcollections.nypl.org/collections#/?scroll=2


    Hemen her konuda tarama yapabileceğiniz, her dilden binlerce yayının yer aldığı online kütüphane:
    http://gen.lib.rus.ec

    İSAM dijital veri tabanındaki akademik makaleler herkesin erişimine açılmış. Güzel bir imkan:
    http://www.isam.org.tr/...id=1179&cat_id=5

    Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nin yayınlarının bir kısmını PDF formatında şu linkten indirmek mümkün:
    http://www.devletarsivleri.gov.tr/...askanligi-yayinlari/

    Şu linkte Türk modernleşmesi ve yakın dönem tarihiyle ilgili epey kitap/makale mevcut.
    PDF olarak indirilebiliyor:
    http://psi424.cankaya.edu.tr/course.php?page=12

    Eski Harflerle Basılmış Türkçe Eserler Katalogu”nun yazarı Seyfettin Özege vefatından önce (1981) kitaplarını Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne bağışlamıştı. Bu kitapların taranmış haline (üye olarak) şu linkten ulaşabilirsiniz:
    http://kutuphane.atauni.edu.tr
    Çok esaslı bir kolleksiyon

    Azerbaycan'da "Açık Kitap" isimli bir site var.
    Bu site üzerinden kitap okumak ve indirmek mümkün.
    Özellikle Azerbaycan'da basılmış kitaplar için güzel bir imkân.
    Sitenin linki: http://www.achiqkitab.az

    DergiPark internet sitesi üzerinden (bugün itibariyle) 1.528 akademik dergi ve 260.800 makaleye erişmek mümkün.
    Siteden yararlanabilmek için üye olmak gerekiyor.
    Site linki: http://dergipark.gov.tr

    Kültür Bakanlığı'nın internet sitesinin genel erişime açık e-kitap bölümü var.
    Bu siteden değişik konularda epey bir kitabı indirebilmek mümkün.
    Sayfanın sol tarafındaki menü üzerinden konulara göre tarama/seçim yapmak mümkün olabiliyor:
    http://ekitap.kulturturizm.gov.t

    Milli Kütüphane'deki kitaplardan taranmış olanlarına internetten erişim mümkün.
    Bunun için şahsen müracaatla üye olmak gerekiyor.
    Üye olunduğunda 27.464 el yazması kitap, eski yazı olanlar da dahil bir ton süreli yayın ve sair neşriyat bilgisayarınızda:
    http://www.mkutup.gov.tr/...jital-Kutuphane.aspx

    @Caner Bey'in http://www.istanbulium.net sitesini daha önce bu flood kapsamında paylaşmıştım.
    Belki gözden kaçmış olabilir, aynı sitenin bir alt başlığında 10.000 kadar yüksek çözünürlüklü eski İstanbul fotoğrafının yer aldığı harika bir arşiv var:

    World Digital Library sitesi üzerinden 17.235 yayına (yayınlar 193 ülkeden) ücretsiz erişim imkanı var:
    https://www.wdl.org/en/

    Asya tarih ve kültürleri (ağırlıklı olarak Hindistan ve Çin) ile ilgili epey bir kitabın indirilebileceği bir liste.
    Arada başka konular da yok değil.
    Eski Yunan, eski Mısır vs. gibi konularla ilgili kitaplar da var:
    https://sanskritdocuments.org/...ooks/asiallpdfs.html

    Trinity College (Cambridge, İngiltere) kütüphanesinin dijital kolleksiyonu üzerinden çok ilginç kitaplara ve el yazmalarına erişim mümkün:
    https://www.trin.cam.ac.uk/...ren-digital-library/
    Mesela, Newton'un şahsi not defteri veya Principa Mathematica'sının şahsi nüshası gibi ilginç eserler bu linkte

    Dünyanın en büyük dijital kütüphanelerinden birisi:
    eGranary Digital Library
    Şu an itibariyle 32 milyondan fazla dokümana erişim imkânı var.
    Hepsi indekslenmiş ve konulara/başlıklara göre arama/tarama yapabilmek mümkün:
    http://www.widernet.org/eGranary

    İsrail Milli Kütüphanesi'nin dijital kolleksiyon bölümünden bir sürü kaynağa erişim ve kitapları indirme imkanı var.
    Kütüphanede Türkçe kaynaklar da mevcut --hem Latin harfleriyle, hem eski yazı, hem de el yazmaları.
    http://dlib.nli.org.il/...HM-00018?func=search
    Konu/başlıklara göre arama imkanı var

    Almanya'daki Martin Luther Üniversitesi'nin (Halle-Wittenberg) Türkiye Çalışmaları Araştırma Kütüphanesi dijitize edilmiş; listelenmiş kitaplara online erişim ve kitapları indirmek mümkün:
    http://menadoc.bibliothek.uni-halle.de/landau/nav/index/all

    Çok güzel bir çalışma:
    İstanbul'daki Osmanlı Kitabeleri Projesi.
    Muhtelif yerlerdeki kitabeleri fotoğraflayıp yazı çevrimleriyle yayınlıyorlar.
    Şu an sistemde 1853 kitabe kaydedilmiş durumda:
    http://www.ottomaninscriptions.com/top.aspx
    Site anasayfası:
    http://info.ottomaninscriptions.com

    İstanbul Kadı Sicilleri online arşivi:
    Diyanet Vakfı'na bağlı İSAM (İslam Araştırmaları Merkezi) 16. ve 17. yüzyıllara ait kadı sicillerinden 40 defteri yayınlamış; ayrıca online erişime de açmış.
    Konulara ve tarihlere göre tarama yapma imkanı da mevcut:
    http://www.kadisicilleri.org

    Kütüphanenin internet sitesindeki açıklamada Dede Korkut yazmasının eksiksiz tek nüsha olduğu iddia edilmiş.
    Doğru mudur bilmiyorum; ama başka nüshası olsa da olmasa da Dede Korkut'un Almanya'daki eksiksiz nüshasını online okuyabilmek yeterince ilginç:http://digital.slub-dresden.de/werkansicht/dlf/10013/8/


    Türkiye'de yer adları habire değişip duruyor.
    Bu konuda süreklilik yok; tarihî kaynaklarda geçen yerleri tespit etmek bazen çok zor.
    Şu eser bu konuda çok faydalı (Osmanlı arşivleri yayını):
    http://www.os-ar.com/osmanli_yer_isimleri.pdf
    Yer adları eski yazıyla da listelenmiş, o da ciddi bir avantaj

    Bu blog üzerinden eski yazı (Osmanlıca) bir sürü kitabı online okumak ve kitapları PDF formatında indirmek mümkün:
    http://eski-arsiv.blogspot.com.tr/?m=1
    Internet ortamında değişik kaynaklar üzerinden erişilebilir olan eserleri tek bir blogda toplamaya çalışmışlar.Keşke arama özelliği olsaydı

    Katar hükümeti çok para ve emek harcayarak muazzam bir dijital kütüphane oluşturmuş:
    https://www.qdl.qa/en
    Şu linkte Osmanlılarla ilgili kayıtlar yer alıyor (şu an itibariyle toplam kayıt: 11.953):
    https://www.qdl.qa/...ite/Ottoman%20Empire
    Sitede konu ve başlıklara göre arama imkanı var.

    Almanya'da Berlin Eyalet Kütüphanesi'nin internet sitesi üzerinden onbinlerce kitap ve görsele erişim imkanı var:
    http://digital.staatsbibliothek-berlin.de/...;sort_direction=desc
    Sitenin dili yalnızca Almanca; yine de üstteki linkten istediğiniz konu başlığı, kitap veya yazar adı ile arama yapabilirsiniz.

    Oxford Üniversitesi'nin dijital kütüphanesi:
    http://www.odl.ox.ac.uk/...gelibrary/index.html
    Çok geniş bir yelpazede onbinlerce kitap, yazma, harita, çizim, görsel vs'ye internet sitesi üzerinden erişmek mümkün.
    Başlıklara göre ayrı ayrı kolleksiyonlar var.
    Meraklıları sayfayı didik didik etse yeridir.

    Şu linkte de, yine Makedonya dijital kütüphanesinden tarihî Balkan haritaları var:
    http://www.dlib.mk/handle/68275/12
    Haritaların sayısı çok değil; ama konunun meraklıları için arşiv arşivdir.

    Dünyanın en büyük online kütüphanelerinden birisi: "Library Genesis" veya kısaca LibGen.
    Bu sitede her dilden milyonlarca kitaba online erişim imkânı var.
    Telif hakkı falan gözetmeden bütün kitaplara erişim imkânı sağlıyor bu site:
    http://libgen.io
    http://gen.lib.rus.ec

    Şu katalog sitesi üzerinden; anahtar kelimeleriniz hakkında arama yapma ve ilgili kaynaklara hangi üniversitelerin dijital kütüphanesinden erişebileceğinizi öğrenme imkânı var:
    http://www.toplukatalog.gov.tr

    Çok önemli bir fotoğraf arşivi:
    http://images.doaks.org/artamonoff/
    Fotoğrafları çeken Nicholas Artomonoff Bolşevik ihtilali sonrasında Türkiye'ye gelen bir Beyaz Rus ailenin oğlu. Robert Kolej'de okumuş. 1930-47 yılları arasında özellikle İstanbul'da çektiği 1000den fazla ftoğrf bu linkte

    1982-1998 yıllarında profesyonel tanıtım fotoğrafçısı olarak çalışan M. Erem Çalıkoğlu’nun yaklaşık 20 bin diadan oluşan arşivindeki Adana, Adıyaman, Antalya, Balıkesir ve Bursa fotoğrafları online erişime açıldı. http://bit.ly/2ki94kV

    Pakistan Milli Kütüphanesi 75.000 civarında kitap/makaleyi tarayarak online erişime açmış:
    http://www.digitallibrary.edu.pk
    Konulara, başlıklara ve yazarlara göre arama yapma imkânı mevcut:
    http://hecpk.summon.serialssolutions.com/#!/advanced
    Özellikle İngilizce kaynaklar açısından epey iyi bir kütüphane!

    Bir kütüphane değil, üyelerin paylaşım platformu ve ortak havuzda şu an 320 milyona yakın kitap/eser/kaynak var:
    https://www.pdfdrive.net
    Muayyen bir kaynağı/dokümanı indirebilmek için, o kaynağı paylaşan üyenin de online olması şart. Biraz zahmetli ama kayıtlarınızda bulunsun.

    Open Library (Açık Kütüphane) üzerinden 20 milyon kadar kitabın kaydına/künyesine ve 1,7 milyon taranmış kitaba erişim sağlanıyor.
    Kitaplar konulara göre ayrı ayrı tasnif edilmiş olup linkler mevcut.
    Konu ve başlıklara göre detaylı arama yapma imkânı var:
    https://openlibrary.org

    İspanya Eğitim Bakanlığı'nın online kütüphanesinde (şu an itibariyle) online erişime açık olan kaynaklar:
    23.000 eski tarihli kitap
    2.500 yazma eser
    5.131 harita/atlas
    85.500 görsel
    212 ses kaydı
    Detaylı arama yapılabiliyor:
    http://bvpb.mcu.es/en/consulta/busqueda.cmd

    Utah Üniversitesi'nin (ABD) dijital kütüphanesi o kadar geniş ki kolleksiyon başlıklarını gözden geçirmek bile epey zaman alıyor:
    https://collections.lib.utah.edu
    Dijital kaynaklar online erişime açık.
    Konu ve başlıklara göre detaylı arama yapılabiliyor.

    New York Üniversitesi kütüphanesi binlerce kitaptan oluşan Arapça Kolleksiyonu'nu taramış; online erişime açmış:
    http://dlib.nyu.edu/aco/
    Kitapları online okumak, ayrıca indirmek mümkün.
    Ortadoğu ve Arap dünyası çalışan araştırmacılara faydalı olabilir (Türkiye'de çok yok)

    Boğaziçi Üniversitesi bünyesindeki kıymetli bazı kolleksiyonlar taranarak online erişime açık hale getirilmiş. Epey fotoğraf da var. Detaylar ve kolleksiyonlar şu linkte:
    http://digitalarchive.boun.edu.tr

    İsrail Milli Kütüphanesi'nde yer alan 30 el yazması Kur'an'a kütüphanenin internet sitesi üzerinden tam erişim imkânı var:
    http://web.nli.org.il/.../30-Quran-books.aspx
    Kur'anlar: Osmanlı, İran, Java/Endonezya, Memluk, Babür/Hint, Timbuktu/Mali, Kuzey Afrika, İlhanlı, 13. yy Anadolu, Abbasi dönemi vs

    [Sayın İzzet Akyol’un (@izakyol) Twitter’da yapmış olduğu paylaşımdan alıntıdır. Daha fazla detay için https://twitter.com/...s/937217427242438656 ]
  • Ehmedê Xanî (1651-1707) 17. Yüzyılda yaşamış Kürt edebiyatçı, şair, tarihçi ve islam âlimi. Arapça, farsça, osmanlıca ve kürtçe dillerine hakim olan Xani'nin Mem ile Zin mesnevisi, islam dünyasındaki mesnevi geleneği açısından bakıldığında son derece önemli özellikler göstermektedir. Kürtler arasında yaşayan "Memê Alan" destanını temel almaktadır. Bilip-bilmediğimiz bazı yapıtları;
    Nûbara Biçûkan- manzum kürtçe arapça sözlük
    Eqîda Îmanê- manzum akide
    Mem û Zîn - şiir
    Dîwan - Tamamı bulunamamış
    Yusûf û Zuleyxa - şimdiye kadar bulunamamıs
    Leyla û Mecnun - şimdiye kadar bulunamamış
    Erdê Xweda - bulunamamış astronomi ve coğrafya kitabı.

    Mem ile Zin, Ahmed-i Hani tarafından 1690-1695 yıllarında yazılmış, 1450-51 yıllarında yaşanmış Mem ile Zin'in aşkını anlattığı 60 Bölüm, 2657 beyit, 5314 kafiyeyle anlattığı, Kürtçenin Kurmanci lehçesiyle yazmış olduğu mesnevi eseridir. Aşık olupta kavuşamamanın, iyiliğin kötülüğe galip gelişini ve aşkın ölüme galip gelişini anımsatan güzel ve acı dolu bir sevda destanı. Allah'a, Hz. Muhammed'e övgülerle başlayan beyitler, Xanî'nin bu eseri niçin Kurmanci ile yazdığıyla devam etmekte. Mem ile Zin'in hikayesine geçişten sonra. Ehmedê Xanî'nin kendi kalemiyle olan diyaloğundan sonra bitiyor. Aşk, din, tasavvuf, ahlak, kahramanlık temalı. Orjinal dilinden daha önce okumuştum. Çevirisini merak ettiğimden dolayı Türkçesini okumak istedim. Selim Temo kitabı çok güzel çevirmiş.

    Bundan sonrasi Mem ile Zin'in hikayesidir; Ehmedê Xanî'nin beyitleriyle.

    Botan yöresinin Mîr'i ( Siirt, Şırnak, Batman ve Mardin'i içeren bölgenin adı) Emir Abdal oğlu Emir Zeyneddin'in dünya güzeli iki kız kardeşi vardır. Birinin adı Zîn diğerinin ise Siti'dir. Tacdin, beyin divan vezirinin oğludur. Mem ise Tacdin'nin can dostu ve manevi kardeşidir. 21 Mart baharın müjdeleyicisi olan Newroz bayramında yapılan şenliklere yöre halkı kızlı erkekli süslenip eğlenirlerdi.Tacdin ile Mem kız kılığına girip şenliğe katılırlar. Şenlik alanında erkek kılığına girmiş iki ayyüzlü kız görürler. O anda yürekleri birbirine bağlanir, karşı karşıya geldiklerinde bakakalırlar. Zin parmagındaki yüzüğü Mem'e, Mem'in yüzüğünü de kendsine alır, aynısını Siti de yapar ve oradan ayrılırlar. Olayın üstünden günler geçer. Kizlar yeme içmeden kesilir.

    "İrinsiz, kabuksuz, görünmez bir yara
    Bir hastalıktır ki aşk derler adına
    Amma öyle bir tutuşur ki içinden
    Yüreğın kanı akar iki gözünden"

    Durumu gören dadıları Hayzebun bunun ancak gönük yarası olacağını dile getirir ve kızları konuşturur. Hayzebûn Mem ve Tacdin'nin yüzüğünü alıp soluğu bir bilgenin yanında alır. Bilge dermanlarının, kendisinin hekim kılığına girerek çevrede bu dertten hastalanan gençleri sorarak bulabileceğini söyler. Çom geçmeden Dadı, Mem ve Tacdin'i bulur. Dertlerine care bulacağını söyleyip yüzükleri geri ister. Tacdin yüzüğü geri verir ama Mem vermez yüzüğü;

    " Dadı mazur göresin beni
    Kim verir ki canından olma iznini"

    Büyüklerin de araya girmesiyle Mîr Siti'yi Tacdin'e verir. ( aynı anda aynı evden iki gelin çıkamayacağı vasıtasıyla Mem önce kendinden büyük olan Tacdin'nin evlenmesini ister.) Yedi gün yedi gece çok güzel bir düğün olur. Bu arada sıraların kendilerine gelmesini bekleyen Mem ile Zin gizli gizli buluşur, konuşurlar. Onları ve Tacdin'i çekemeyen Bey'in kapıcısı Bekir ( Botanlı olmayıp Iranin bir köyünden, fitneci, fesat biri) bir gün Mîr'e gider;

    " Mîrim! Zarar ettin Siti'yi vermekle
    O tacın cevheri, cevherin tacıydı
    Tacin süsüydü ve süsün de tacıydı
    Taht da pek yakışırdı, yani öyle
    Bilgili, akıllı ve hünerliydi de
    Kederli Kısrâ onu görmek isterdi
    İmparator delice sevmek isterdi
    Eğer Sezar oğlu için isteseydi
    Hakan ise önünde divan dursaydı
    Yine de bu kadar ucuza vermezdin
    Onlara bu şekilde boyun eğmezdin
    Siti'yi verdin ya şu Tacdin'e
    Aynı gün Zîn'i Mem'e vermiş kendince"

    Bunları duyunca kızan Bey aslından Zîn'i Mem'e vermeyi düşündüğü halde vermekten vazgeçer.

    "Bir arzu vardı içimizde
    Mem'i Zin'le onurlandıralim diye
    Babamın ruhuna yemin ederim ki
    Halid'e varana kadar tüm ceddimi
    Adem'im neslinde olan hiç kimseye
    Vermeyeceğim Zin'i eş olsun diye
    Eğer varsa kellesinden bezmiş biri
    Zin burda işte, olsun ona müşteri"

    Bunu duyan Zin ve Mem aşk ateşi içinde gün geçtikçe kavurulur. Yemeden içmeden kesilir. Deli divane dolaşırlar. Bir zaman sonra Bey'in ava çıktığı bir zamanda. Mem Zîn'i görmeye gider. Fakat bu sırada Mîr ve adamları ansızın çıkagelir. Bir abaya sarılı şekilde Mem'i bahçesinde görür. Abanın altında Zin'in kara saçlarını gören Tacdin onları o durumdan kurtarmak için hemen evine gider. Siti ve çocuğunu alarak evini ateşe verir Mem uğruna.

    " Elalem ateşi söndürür su ile
    Bense suyu söndüreceğim ateş ile"

    Buda inanılmaz bir dostluk örneğidir. Bey ve adamları Tacdin'nin evini söndürmeye giderken, Zin'de Mem'den ayrılıp evine gider. Durumu Beko görür ve Bey'e söyler. Gerçeği ortaya çıkarmak için Mem ve Mîr arasında satranç yarışması düzenlenmek ister. Beko;

    "Onu mağlup edip de yendiğin anda
    Doğru söyle, yarin kim diye sor ona
    Mem, yiğit, pehlivan, saf kalpli biridir
    Hele sana karşı yalansız biridir
    İnkâr edemez içindeki sevgiyi
    İkrar edecek sana bütün gizini
    Bu aşkta direten kararlı biri o
    Ben ki Zın'e aşığım diyecektir o

    Oyun düzenlenir, Bey oyunu kazanması takdirde Mem'in herhangi bir dileğini yerine getireceğine dair siz verir. İyi bir satranç oyuncusu olan Mem Mîr'i ilk üc elde yener. Durum karşısında endişelenen Beko, Zîn'in pencerede oyunu takip ettiğini görür. Kaide ve oyun sırayla diyerekten, yerlerin değismesini ister ve Mem'i Zin'in karşısında oturtur.

    " Zîn'i birden görünce Mem'in gözleri
    Bedavadan verdi fil ile veziri
    Cam ve pencerede kalınca yüreği
    Piyonlar için atlarını kaybetti"

    Durum böyle olunca Mem oyuna adapte olamaz. Sonraki altı elde yenilir. Bey Mem'in oyunu kaybetmesine rağmen, sevgilisinin kim olduğunu, layıksa onu, kendisine alacağını söyler. Bunu fırsat bilen Beko hemen araya girer;

    " Gördüm ben Mem'in sevdiğini
    Bir Arap kızıdır, dudağı dövmeli
    Baştan aşağı katran gibi kapkara
    Değmez Mîr'in istemesi, anmasına"

    Bunun üzerine aşk sarhoşu olan Mem şuurunu kaybederek sevgilisinin soylu bir aile kızı olduğunu, melek, ay parçası olan Zîn'in adını söyler. Buna sinirlenen Bey o anda Mem'in ölüm fermanını verir. Fakat Tacdin ve kardeşleri Arif, Çeko buna engel olur.

    "Sizin niyetiniz Mem'i yakalamak
    Ki sizden üc yüz kişi yaralanacak
    Üçümüzü paramparça etmeden siz
    Bu Mem'i öylece seyredeceksiniz."

    Hal böyle olun Mîr, Mem hakkından yeni karar verir ve zindana atılmasını ister. Bir yıl sonra artık duruma çare bulmak isteyen Tacdin ve kardeşleri Bey'e karşı ayaklanıp Mem'i almak icin hazırlıklara başladı. Bunu duyan Bekir, Bey'in durum karşısında tedbirli davranmasını ister.

    " Elçiye Mem ile Zın'i bağışladık de
    Onları evlendirip verdik Tacdin'e
    Açıkca inat edip ayak sürüme
    Fesat ateşini bir kez söndür hele"

    Mîr bu fikri gerçekleştirmek icin Zîn'e gider ve olanları anlatır. Halsiz olan Zın'in ağzından ve burnundan kanlar akmaya başlar. Bey kardeşi üzerine ağlamaya başlar ve ne tür bir hataya düştüğünü anlar. Evlilik iznini verdiğini söyler ve gidip Mem'i alıp huzuruna çıkmasını ister. Mem'e giden Zin olayı Mem'e müjdeler. Daha önce Beko tarafından zehirlenen Mem;

    "Ben hiçbir Mîrin huzuruna çıkmam
    Ben hiçbir esirin kölesi olamam
    Bu mîrlik, vezirlik hep görüştedir
    Bu bir hayal oyunudur, bir sihirdir
    Bunların hepsi boş, hepsi de fanidir
    Sonu yok bunların, hepsi de fenadır
    Eğer ölüm varsa, o Mîr, mîr değildir
    Azledilme varsa, o mîr bir esirdir."

    Bunları söyledikten sonra Mem Hakkı rahmetine kavuştu.

    "Ve kafesi açılmış bir kuş misali
    Hemen uçtu, hic hapsedilmemiş gibi
    Çamur zincirinden elini kurtardı
    Hemen çırptı gönlünün kanatlarını
    Bir şahinmiş gibi dünya merkezinden
    Kanat çırpıp Rabb'ine kavuştu hemen"

    Kısa bir süre Mem'in ölüm haberi her yere yayıldı. Ölüm haberini alan Tacdin Beko'yu öldürdü. O kadar fitne ve fesada rağmen Zın Beko hakkında kötü düşünmedi.

    "Bır kırmızı gülüz, o dikendir bize
    Biz bir defineyiz, o yılandir bize
    Gül, dikenlerin uçlarıyla korunur
    Define yılan sayesinde korunur
    Eğer engel olmasaydı aramızda
    Batık ve zail okurdu aşkımızda"

    Halinde hal kalmayan, kan kusan Zîn, Mem'in mezarı başında can verdi.

    "Mem, can ve beden mülkünün sahibisin!
    Ben bahçeysem, eğer bahçıvanı sensin
    Şu yetiştirdiğin bahçe sahipsiz mi?
    Senin yüzün olmazsa neye yarar ki?
    Kucakladi mezarı ona sarıldı
    Düştü takatten, can bedenden ayrıldı
    Sanırsın bir çıraydı da söndü şimdi."

    Zîn'in öldüğünü görünce Mîr "Al sana Yar" diyerek, ilk kez görüştükleri, ilk kez buluştukları gibi gerdek mezarına perdesiz yüz yüze gömüldüler. Ayakuçlarına da Beko'yu gömdüler. Rivayet odur ki sonradan iki fidan yetişti Mem ile Zin'in mezarında kolları birbirine dolandı, Beko'nun da mezarında yetişen bir kara çalı da kendini o iki fidanın arasında büyüttü, kavuşmalarına engel oldu.
    Mem û Zîn'in mezarı Cizre Sırnak'tadır

    Bir şeyi sevmek için, o şeyin senin olması gerekmiyor ahir zamanda, bunu kanıtlıyor Mem û Zîn aşkı. Ehmedê Xanî'nin dediği gibi;

    "Kimisi can için ister cananı
    Kimisi canan için verir canını
    Kimisi kavuşmak ister Siti ve Tacdin gibi
    Kimisi aşkı seçer Mem û Zîn gibi"

    Gerçek aşkı, sevdayı bulmaniz dileğiyle...