• Ağzı olanda seviyor olmayan da sevgi ağız kelime işi değil azizim sevmek yürek işi...
    Ne demiş Şair;
    Sevmek niyet etmektir sabırla
    Sevmek sabretmektir umutla
    Kısaca sevmek yüreğini bırakmaktır ortaya

    DevrimGözlüm
  • Bir şair intihar etmek isteyen genç bir kadına dur diyordu. Daha senin için bir şiir bile yazılmadı. 
    /Cemil Meriç
  • “Amsterdam’da hiçbir yakınınız olmadan ölürseniz ve cenazenize kimse katılmazsa, bir şair sizin için şiir yazıyor ve mezarınız başında okuyor.”
  • Ben şair değilim , sen de şiir olmazsın. Dağılalım
  • Okuduğum için kendimi şanslı hissettiğim bir eser oldu DAĞLAR VE RÜZGAR. Eser ciltli olup, özel baskı olarak yayımlanmış. Sabahattin Ali'nin şiirlerini hiç okumamış biri olarak bir başlangıç yapmış oldum bu kitapla.

    İçerik Sabahattin Ali'nin arkadaşlarına gönderdiği, dergilerde yayımlanan ve arşivlerde bulunan şiirlerinden oluşuyor. Nerede yazıldığı, kime gönderildiği, şiirin hangi kaynaktan alındığı gibi her detaya yer verilmiş kitapta.

    Şiirlerin birçoğu Konya, İstanbul, Sinop ve Ankara'da yazılmış. Sabahattin Ali'nin Konya ve Sinop Hapishanesinde yazmış olduğu, günümüzde hala dinlediğimiz Aldırma Gönül ve Göklerde Kartal Gibiydim şiirleri de ''HAPİSHANE ŞARKILARI'' olarak bulunuyor kitapta.

    Kendisini bir şair olarak görmüyor ve yazdıklarını beğenmiyor. Tabii bazen dostlarından da eleştiriler alıyor. Sen beğenmesen de şiirlerini, biz çok sevdik CANIM SABAHATTİN ALİ... Daha yıllarca okur ve dinleriz.

    Ah bir tanesi var ki sona sakladım! 10 Aralık 1931'de Konya'da yazılmış olan ÇOCUKLAR GİBİ şiiri her zaman en sevdiğimdir. Bilmeyen yoktur gerçi ama Sezen Aksu'nun muhteşem yorumuyla, bir kez daha dinlemek istersiniz belki...
    http://www.youtube.com/watch?v=OZ-W9sKJKHg

    Şiir severlere tavsiyedir. Keyifli Okumalar dilerim...
  • KARADUTUM ŞİİRİNİN HÜZÜNLÜ HİKAYESİ .....

    1949’da bir gün İstanbul Büyük Kulüp’teki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut’u okumaya başladı:

    “Karadutum, çatal karam, çingenem
    Daha nem olacaktın bir tanem
    Gülen ayvam, ağlayan narımsın
    Kadınım, kısrağım, karımsın”…

    Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü.
    Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı; tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu… Çünkü şiirde “kadınım, kısrağım, karımsın” dediği kadın, karısı değildi.
    Bu şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı: Mari Gerekmezyan…
    “Kara saplı bıçak gibi”
    Mari, Bedri Rahmi’nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair – ressamın sinesine, “kara saplı bir bıçak gibi” saplanmıştı. Mari, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari’nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi, sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.
    Yorgun yürek
    “Karadut”, 1946’da menenjit tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı. Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. Ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl İstanbul Alman Hastanesi’nden Mari Gerekmezyan’ın ölüm haberi geldi.
    Bedri Rahmi yıkılmıştı. Sevgilisini sonsuzluğa uğurladıktan sonra keder içinde eve döndüğünde kendisini teselli eden, yine eşi Eren olacaktı. O dönem içkiye başladı ünlü şair…
    Aşağıdaki şiir, o dönemin ürünüdür:

    “Türküler bitti
    Halaylar durdu
    Horonlar durdu
    Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
    Yoruldu yüreğim, yoruldu.....”

    Eren Eyüboğlu, eşinin bu zor dönemi atlatmasına yardımcı oldu.
    Onu yeniden sanatıyla buluşturmak için çabaladı.
    Başardığını sanıyordu.
    Ta ki Büyük Kulüp’teki o geceye kadar…
    “Karadut”u okurken, Bedri Rahmi’nin yanaklarından süzülen gözyaşları, sevda yarasının hâlâ kapanmadığının kanıtıydı. Bunun üzerine Eren, bir süre Paris’te yaşamaya karar verdi. Oradan eşine yazdığı bir mektupta “o gece”yi hatırlattı:

    4 Ocak 1950 – PARiS
    “Canuşkam,
    Kulüpte bir gece, şiir okumuştun, hani! Hatırladın mı? Gözlerinden, birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin, nasıl titremişti.
    Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapmış gibi olmuştum. O gece… Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! Bedri’nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın.
    Eren.”

    Buna katlandımsa, bu dualar işe yaradı.
    Bedri Rahmi, 11 yaşındaki oğluyla eşine döndü.

    1974’teki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı, aynı evde çalışıp üreterek, diz dize birlikte tükettiler. Öldüğü gün, eşi Eren cenazeden dönüşte, 35 yaşına gelmiş oğlunu karşısına oturttu.
    “Babanı uğurladık” dedi, “Ama şunu bilmeni istiyorum ki, ona çok kırıldım. Yaşadığı ilişkiyi unutmadım. Hiçbir kadın aşağılanmayı kabul etmez. Buna katlandımsa, bil ki, sadece senin hayatın kararmasın diyedir.”

    KARADUTUM…

    Karadutum, çatal karam, çingenem
    Nar tanem, nur tanem, bir tanem
    Ağaç isem dalımsın salkım saçak
    Petek isem balımsın ağulum
    Günahımsın, vebalimsin.
    Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
    Yoluna bir can koyduğum
    Gökte ararken yerde bulduğum
    Karadutum, çatal karam, çingenem
    Daha nem olacaktın bir tanem
    Gülen ayvam, ağlayan narımsın
    Kadınım, kısrağım, karımsın.
    Sigara paketlerine resmini çizdiğim
    Körpe fidanlara adını yazdığım
    Karam, karam
    Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
    Sıla kokar, arzu tüter
    Ilgıt ılgıt buram buram.
    Ben beyzade, kişizade,
    Her türlü dertten topyekün azade
    Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
    Durup dururken yorulan
    Kibrit çöpü gibi kırılan
    Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
    Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
    Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum
    Netmiş, neylemiş, nolmuşum
    Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
    Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
    Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum
    Karam, karam
    Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
    Sensiz bana canım dünya haram olsun.

    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
  • Ahmet Erhan kitap okuma etkinlği düzenleyen sevgili DUA ve İbrahim...e sonsuz teşekkürlerimi sunarım.Böyle bir şairin kitaplarını okumak ve okutmak muazzam bir şey.Sağolsun arkadaşlarımızda böyle bir fikir bulmuşlar başarıyla devam ettiriyorlar,umarım emeklerinin karşılığını verebiliriz.İnanın şairin kitaplarını okumanızın kendinize çok faydası olacaktır.Şairin yazdığı kitapların hepsinde bir içtenlik... bir samimilk.....anlatamam gerçekten de....Ahmet Erhan söylemini, imgelerini, temalarini yaşamın kendisi kadar çeşitlendirebilen bir şair. Siiri o yüzden devingendir: Zamana, duyarliliğa, sevgiye, acılara, doğaya, gelişmeye yürür, anlatici bir şiirdir. Bu nedenle sözlüğü genişletir. Şiirlerinde hemen hemen her kelimeye rastlayabilirsiniz. İzlekleri belli, daha doğrusu belirli olsa da konu zenginliğiyle insanı şaşırtır."Buz Üstünde Yürür Gibi" Ahemet ERHAN'ın seçme şiirlerden oluşan kitabının adı... Bu başlıkta birlikteSevgil Ahmet ERHAN şiirlerinden oluşan bir seçki oluşturalım.

    İlk şiir benden.


    Kiraz Mevsimi

    Kiraz mevsiminde rakı içmedim
    Yatmadım olmadık kuytuluklarda
    Serumlarla doldur boşalt yaparken bedenim
    Bekledim sessizce gönlümün ücralarında

    Dünyaya yine de bir ağırlıkmış hacmim

    lzmit'te bir sevgili, ölüm oruçlarında iki çocuk yitirdim
    -Ne ilgisi var, Türkiye buralar
    Alnımı toprağa yapıştırıp yürüdüm

    Şairler, hükmüm bir kör tırnak kadar

    Kalksam attığım her adım kan kuyusu
    Otursam sağım solum uçurum
    Kimyama derbeder hayatlar karışıyor
    Ölsem sanki buğum camlarda yaşıyor

    Kiraz mevsiminde rakı içmedim

    Demek ki İstanbul bana böyle yakışıyor

    Ahmet Erhan