• 'Şairler, sözün ve sezginin tek sahibi olmayı asla düşünmediler. Onları tüm dünya ile paylaşmak gibi bir duyguda oldular. Bunun için de insanlara sezgiyi önerdiler. Sezgiden yoksun bir aklın dünyayı cehenneme çevirebileceğini söylediler.

    Şairlere kulak veren kimileri sezgiyi de benimsediler. İşte aklıysa sezgisini buluşturanlar bilmek vadisini keşfe çıktılar ve bilimi kurdular. Denilebilir ki, bilim vadisinde yürünen her koyak, önce sezginin rüzgarı ile doldu ve onun fısıldayışını dinledi.

    Ama aklından başka bir şeyi kullanmak istemeyenler de vardı. Bunlar, şairleri hayalci, olmamışı olmuş gibi gösteren sapkınlar olarak gördüler Onların sözlerine kulak vermenin saçma sapan bir şey olduğunu söylediler. Haklıydılar belkiç Ve zaten haklı olmak onlara yetiyordu. Bu dünyaya sadece ve sadece haklılık koltuğuna oturmak için gelmişlerdi.Bu akıllılara göre söz gelimi Donkişot, zavallı, yanlız, mutsuz ve bir başınaydı. Aklın durduğu yerde Donkişot, yerden yere vurulmalıydı ve öyle de yaptılar zaten. Çocuklarının Donkişot'tan uzak durmasını istediler. Sevdiklerini akılsız davranışları nedeniyle Donkişot'a benzettiler hep. Donkişot'u ancak şairler sevdi, birde düşlerine sahip çıkanlar. Onu, bir şair sandılar Her şair Donkişot'tan bir şey almıştı çünkü.

    Ama galipler, hayalden yoksun akıllılardı. Böyle olması kaçınılmazdı ve şairler, bu akıllılar karşısında yenilmeyi göze alacak kadar cesurdular. Egemenlik şaire, şiire ve hayale yakışmıyordu çünkü.

    Şiirin payına düşen eşitlik ideolojisi idi ve şiir hep bunu duyumsatmaya çalıştı.