Sanırım, aşk dünyadaki en masum şeylerin en masum hislerin en üstünde geliyor. Öyledir muhtemelen kanaatimce. Masumiyet Müzesi… Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımız, Orhan Kemal’in başyapıtlarından. Aşkı en masum ve bütün çırılçıplaklığıyla kaleme döktüğü; sevgiyi, şefkati, sadakati, sadık kalmayı, hüznü, kederi, ezilmişliği, dışlanmışlığı, kabuğuna çekilmişliği, sevmeyi, sevilmeyi; veyahut sevilmeyi zannedilişi, şiirsel bir dile yazıya döküyor. Aşkın ömrü kısa da olsa “Hayatımızın en mutlu ânlarındandır” dedirten Orhan Kemal, zengin ve 30 yaşındaki Kemal ile fakir ve 18 yaşındaki Füsun’un, aşklarını, bütünleşmelerini, gizli gizli merhamet apartmanında doruklara yükselmelerini, şehvette boğulurcasına yüzmelerini, ardından sebepsiz ayrılığı, füsunun evlenişi, Kemal’in zaten baştan beri nişanlı oluşu… Ve birbirini takip eden olaylar sıkıntılar. Ve bitmeyen ayrılık, özlem, keder, hüzün ve bitmeyen dokunamamanın, koklayamamanın, saçını okşayamamanın, elini tutamamayışın, gözlerine dalıp gidememenin verdiği acı… Ve füsunun ölümü, ah! Bir adam bir kadını ne kadar çok Sevebilir!.. Kullandığı birtakım kişiler eşyaları, tarağından tokasına, ojesinden saç teline, sigara izmaritine kadar birer birer parça parça alarak çalarak ve bunlardan Müze yapacak kadar… Çok… Dünyanın dengine ağır bu, haddinden fazla…
Daha fazla bir şey söyleyemeyeceğim.
dipnot: Kitabı okuyup ardından Müzeyi görmeyi herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Çok güzel alışık olmadık duygular hissedeceğinize eminim. :)