• Doğanın muhteşem dengesine çomak sokmaktan zevk alan birilerinin ayak işlerinde geçen ömrümüze üzüldüm.
  • Benzetmelere inanmayın, insanı kandırmaktan başka bir işe yaramazlar.
  • Annelerin hayattaki ağırlığı evlatlarının hafızası kadarmış.
  • Bir adamın ayının yaltaklanmasına, vefasına
    güvenmemesi

    • Büyük bir yılan bir ayıya sarılmıştı. Arslan yürekli bir kişi koştu, ayının feryadına yetişti.

    1970
    • Ayı kendisine sarılan büyük yılandan feryad edince, arslan er koştu, ayıyı yılanın saldırışından kurtardı.

    2010
    • O zavallı ayı ejderhadan kurtulunca, o mert kişiden bu lutfu, bu keremi görünce;
    • Ashab-ı Kehfin köpeği gibi, kendini ölümden kurtaran yiğidin peşine takıldı, artık ondan ayrılmadı.
    • Derken o genç hastalanıp yattı. Ayı da gönül bağladığı kurtarıcısını bırakıp gitmedi. Onu beklemeye başladı.
    • Oradan birisi geçerken, hastanın baş uçunda ayıyı görünce; "Kardeşim bu ne hal? Bu ayı ile senin ne işin var?" diye sordu.
    • Hasta, bir müddet önce ayıyı ejderhadan kurtardığını, onun da kendisine candan bağlanıp kaldığını anlattı. Öbürü de; "Ey ahmak kişi!" dedi. "Bir ayıya gönül verme, ona bu kadar güvenme." dedi.

    2015
    • "Çünkü ahmağın dostluğu, düşmanlıktan beterdir. Onu bir hile ile yanından uzaklaştırman gerek.
    • Hasta kendisine öğüt verenin sözü üzerine; "Bunu hislerinden söylüyorsun, sen ayıya ne bakıyorsun? Onun bana olan bağlılığına, sevgisine bak." dedi.
    • Öğüt veren dedi ki: "Ahmakların sevgisi aldatıcıdır. Benim hasetçi oluşum onun sevgisinden daha iyidir.
    • Haydi kalk, benimle gel, şu ayıyı yanından uzaklaştır. Bir ayıyı, kendi cinsinden olan bir insandan üstün görme."
    • Hasta; "Ey hasetçi! Haydi git de kendi işine bak." dedi. Öğütçü de cevap verdi, dedi ki: "Benim işim seni uğrayacağın felaketten kurtarmaktı, ama tali'in yokmuş.

    2020
    • Ey yüce kişi! Ben bir ayıdan da aşağı değilim ya. Ben bir insanım; onu bırak da senin arkadaşın ben olayım.
    • Basma gelecek felaketi düşündükçe, yüreğim titriyor, sakın böyle bir ayı ile ormana gitme.
    • Bu gönlüm boş yere titremedi, içime gelen bu korku, Allah'ın verdiği bir nûrdur. Bunları laf olsun diye söylemiyorum ve bir davaya da girişmiyorum.
    • Ben Allah'ın nûru ile bakıp gören bir müminim; sakın, sakın bu ateş tapınağı gibi olan ayıdan kaç ki, onun ateşi tehlikesine yanmayasın."
    • Öğütçü bütün bu sözleri söyledi, söyledi ama, adamın kulağına bile girmedi. Kötü zann insana pek büyük bir engeldir. Aşılmaz bir settir.

    2025
    • Öğütçü hastanın elini tuttu, hasta elini çekti. Öğütçü de; "Sen akıllı bir dost olmadığın için, ben de artık gidiyorum" dedi.
    • Hasta; "Git." dedi. "Beni düşünme, ey boşboğaz adam. irfandan, ma'rifetten bahsetme."
    • Öğütçü tekrar ona dedi ki: "Ben senin düşmanın değilim, sen benimle beraber gelirsen kendine iyilik etmiş olursun."
    • Hasta dedi ki: "Uykum geldi; beni bırak da kendi işine git." Öbürü:"Bir dosta uy da...
    • Akıllı birinin koruması altında, gönül sahibi bir dostun yanında uyu."

    2030
    • Hasta adam öğütçünün ısrarından ötürü kızdı. Ondan yüz çevirdi.
    • Kendi kendine dedi ki: "Bu adam galiba bana kasdetmeye gelmiş bir katil yahut benden bir şeyler uman bir dilenci, bir serseridir.
    • Yahut beni bu ayı ile korkutmak için arkadaşları ile bahse girişmiş olmalı." dedi.
    • İçinin kötülüğünden, karakterinin bozuk oluşundan hatırına iyi bir şey gelmedi.
    • Hastanın bütün düşüncesi, bütün iyi zannı, tamamıyla ayıya idi. Sanki ayı ile aynı cinstendi.

    2035
    • Böylece o kendisine yol gösteren akıllı bir adama karşı yüzlerce
    kötülük etti. Onu suçladı da ayıyı sevgi ve merhamet sahibi bir dost bildi.
    • O nasihati eden kişi de öfkelendi; içinden: "Senin işin Allah'a kaldı, ne yaparsan yap." diyerek adamı bırakıp gitti.

    2065
    • "Benim onun iyiliği için uğraşmamdan, öğüt vermemden ötürü, onun gönlündeki kötü hayaller, vehimler büsbütün arttı.
    • Bundan sonra öğüt kapısı kapandı. 'Onlardan yüz çevir, onlarla uğraşma.'(Secde 30) ayetinin emri yerine geldi."
    • Nihayet hasta adam uyumuştu. Ayı da onun yüzüne konan sinekleri kovalamakta idi. Sinekler kaçıyor, sonra inadına yine geliyor, kalktıkları yere konuyorlardı.

    2125
    • Sineğin biri pek inatçı idi. Ayı uyuyan efendisinin yüzünden o sineği bir kaç defa kovdu. Fakat sinek yine kalktığı yere gelip konmada idi.
    • Ayı sineğe fena halde kızdı. Dağa gitti, kocaman bir kaya aldı.
    • Kayayı getirdi, sineğin yine uyuyan adamın yüzüne konmuş olduğunu gördü.
    • O değirmen taşı kadar kocaman kayayı kaldırdı, sineği ezmek için adamın suratına fırlatıp alıverdi.
    • Kaya uyuyan adamın yüzünü yam yassı etti. Bu örnek de bütün dünyaya yayıldı.

    2130
    • Ahmakın sevgisi, tıpkı ayının sevgisidir. Onun kini sevgidir; sevgisi de kin...
  • “Babalık sonradan giyilen bir gömlek, çoğu erkeğin düğmelerini doğru ilikleyemediği.Ama annelik öyle mi ya?”
    Yekta Kopan
    Sayfa 12 - Can Yayınları
  • Gitme ey yolcu, berâber oturup ağlaşalım:
    Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım:
    Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim, bilmem ki?
    Öyle dehşetli muhîtimde dönen mâtem ki! ..
    Ah! Karşımda vatan nâmına bir kabristan
    Yatıyor şimdi... Nasıl yerlere geçmez insan?
    Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu,
    Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu!
    Bu ne hicrân-ı müebbed, bu ne hüsrân-ı mübîn...
    Ezilir rûh-i semâ, parçalanır kalb-i zemin!
    Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar:
    Dipçik altında ezilmiş, paralanmış kafalar!
    Bereden reng-i hüviyyetleri uçmuş yüzler!
    Kim bilir hangi şenâatle oyulmuş gözler!
    “Medeniyyet” denilen vahşete lâ’netler eder.
    Nice yekpâre kesilmiş de sırıtmış dişler!
    Süngülenmiş, kanı donmuş, nice binlerle beden!
    Nice başlar, nice kollar ki cüdâ cisminden!
    Beşiğinden alınıp parçalanan mahlûkat;
    Sonra, nâmûsuna kurbân edilen bunca hayat!
    Bembeyaz saçları katranlara batmış dedeler!
    Göğsü baltayla kırılmış memesiz vâlideler!
    Teki binlerce kesik gövdeye âid kümeler:
    Saç, kulak, el, çene, parmak... Bütün enkâz-ı beşer!
    Bakalım, yavrusu uğrar mı, deyip, karnından,
    Canavarlar gibi şişlerde kızarmış nice can!
    İşte bunlar o felâket-zedelerdir ki, düşün,
    Kurumuş ot gibi doğrandı bıçaklarla bütün!
    Müslümanlıkları bîçârelerin öyle büyük
    Bir cinâyet ki: Cezâlar ona nisbetle küçük!

    Ey, bu toprakta birer na’ş-ı perîşan bırakıp,
    Yükselen mevkib-i ervâh! Sakın arza bakıp;
    Sanmayın: Şevk-ı şehâdetle coşan bir kan var...
    Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!
    Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdârımıza!
    Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza!
    Tükürün cebhe-i lâkaydına Şark’ın, tükürün!
    Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!
    Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
    Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!
    Tükürün Ehl-i Salîb’in o hayâsız yüzüne!
    Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!
    Medeniyyet denilen maskara mahlûku görün:
    Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!
    Mehmet Akif Ersoy
    Sayfa 161 - İnkılap Kitabevi
  • "Kuralları hatırlıyorum, hiçbir zaman ifade edilmeyen ama her kadının bildiği kuralları: Bir yabancıya kapını açma sakın, polis olduğunu söylese bile. Kimlik kartını kapının altından vermesini iste. Sorunu olduğunu iddia eden bir motosikletçiye yardım etmek için yolda durma. Kendini tut ve yürümeye devam et. Birisi ıslık çalarsa arkana bakma. Gece tek başına bir çamaşırhaneye gitme."