• "Sen benim çocukluğumsun.Evimizin avlususun.Annemsin.Babamsın.Hayatın merhametisin.Bu büyük yalnızlığa sakın üzülme.Onlar kendilerini bile sevmiyor.Birazcık senin gözlerine baksalar,hepsi de tertemiz olacak.İnsan seni sevmeden çocuğunu sevemez ki...sokağı sevemez,evini sevemez,ağacı sevemez,denizi sevemez,gökyüzünü sevemez.Sen onların iyiliğisin."
  • Ben de düştüm feleğin bir gün garip fendine,
    Polis jiple getirdi tımarhane bendine..
    Burası başka âlem, ey kafa gel kendine,
    Şimdi senin de ismin tımarhane delisi...
    İstersen ol yüzbaşı, hâkim veya avukat,
    Ayol sana kim dedi büyüklere bir taş at.
    Karınla kavga yapıp tatlı aşa zehir kat,
    Elbet şimdi olursun tımarhane delisi.
    Çilesiz insan olmaz, sen de doldur çileni,
    Sinirlenme, üzülme, sakın bozma freni..
    Aç gözünü karışmam kaçırırsın treni,
    Sonra toptan olursun tımarhane delisi.
    Belki sana meskendi bir zamanlarBeyoğlu,
    İstersen ol akıllı, hor görür ya eloğlu..
    Farzet her gün geliyor ziyarete Köroğlu,
    Yine eller diyor ya tımarhane delisi...
    Belki sevda yüzünden, kavgalardan kaçırdın,
    Belki polis jandarma dayağından şaşırdın..
    Kim bilir hangi kaza, hangi işten kaçırdın,
    Elbette bir sebep var tımarhane delisi..
    Belki de aldatıldın, belki evham kurarsın,

    Belki sebepsiz yere başkasını vurarsın..
    Belki de iftira uğruna can koyarsın,
    Ondan sonra olursun tımarhane delisi.
    Farzet canın sıkıldı gidip içmek mi lâzım
    Sarhoş olup etrafı yakıp yıkmak mı lâzım
    Elbet kanun yakalar istersen ol mülâzım
    İdrake aciz olma tımarhane delisi.
    Zira hayat böyledir, kalender ol, aldırma
    Farzet işin bozulmuş, gidip ele saldırma.
    Elin kazanındaki aşa kepçe daldırma
    Fazla koşma düşersin tımarhane delisi.
    Bu içtimai yara insanlığı ürkütür
    Hem öyle bir yara ki vicdanları çürütür.
    Hatta psikologlar boşa kalem yürütür,
    Ey tıp seni bekliyor tımarhane delisi.
    Söyle ey tıp, delilik neden, niçin çoğalır?
    Hâdiseler mi sebep, neden kafa bulanır.
    Müsebbibler kim acep, niçin normal azalır?
    Sonra çoklar oluyor tımarhane delisi.
    Şu halde dinle ey tıp, gerçi ümit sendedir,
    Fakat unutmayın ki püf noktası bendedir.
    Bu insanlık dâvası, anahtarı kimdedir?
    Neden milyonlar olsun tımarhane delisi?
    Tedavi yalnız şok mu, yoksa yemek mi hayır
    Neden delilik artsın gel de bu farkı ayır
    Zira ki felsefede kalmamıştır bir hayır
    Sakız siz de olmayın tımarhane delisi.


    — 36. servisten M...Ö... (4.11.1964)
  • Off
    Üzülme bebeğim sakın üzülme
    Olmadı işte ayrıldık
    Kızmadım sana kızamıyorum yeter ki sen üzülme
    Ben sana hiç kıyar mıyım
    Yani o kadar da hıyar mıyım
    Hıyar dedim de aklıma geldi
    Yeni sevgilinle aran nasıl?
    O da seni benim seni sevdiğim gibi çok seviyor mu?
    Ara sıra görüşelim olur mu?
    Misafir ol gel bana yumurta kırayım sana
    Param pulum yok ama borç yazdırırız bakkala
    Seni nasıl sevdiğim senin hiç şeyinde ....eeee umrumda değil
    Hatırlar mısın bilmem o Mahmur beste çalar Müjgan ile ben fenalaşırdık
    Ha sahi geçen gün bekledim seni saza niye gelmedin?
    Seni bilmem ama ben acayip gaza geldim sonra soda içtim geçti

    grup fitamin
  • Evet !
    Dediğin gibi değil, gittiğin gibi gitmeli ansızın
    Yırtılmadan yine uçurtmalarım dikenli tellere
    Gitmeli !
    Ayaklarımda hasretten prangalar eskisin
    Ellerimde nasırlarım dağ olsun, Ne çıkar...
    Çocukluğumun toprak kokulu sevdalarını
    Senli zamanların kahkahalarını
    Gözlerinin gönlümde yaktığı ateşi düşünmeden
    Bütün oyuncaklarımı suya,
    Ve umutlarımı maviye bırakıp gitmeli...
    Sen mutlu, ben ölüme umutlu bir gülüş bırakmalıyız
    Ayrılma/lıyız !
    Şafak sökmemeli üstüme,
    Güneş doğmamalı gözüme,
    Sesin değmeden sözüme,
    Öylece kimsesiz, mendilsiz...
    Ardımda su dökülmeden el sallanmadan işte ...
    Gitmeli !
    Sus yıkma acılarıma merhem gülüşlerini
    Uyanmamalısın ben giderken
    Kapıyı açık bırakayım istersen
    Yeller dokunsun saçlarına
    Serinletsin düşlerini, gözlerini bahara açmalısın
    Ben gitmeliyim yani, ölmeliyim yüreğinde
    Sen kalmalısın, yeniden doğmalısın
    Güller en güzel kokularını sürmeli tenine
    Bülbüller sana ötmeli bu sabah
    Deniz sana köpürmeli, çoşmalı
    Ellerinde bir simit gibi, bir ihtiyar beni atmalı turnalara
    Sen bana acımadan, kuşlar doymalı umutlarıma
    Gitmeli işte !
    Seni mutlu etmeli, olmalısın, olacaksın
    Haydi sen sakın üzülme !
    Kaderin boynuna koy bu hüznü, günahı benim olsun
    Üşümesin, üzülmesin yediverenlerin
    Sarmaşıkların sarsın her yanını
    Toza bulanmalıyım ben, gözlerin kadar, sözlerin kadar kirlenmeliyim
    En güzelide, senin için ölmeliyim
    Haydi aç ellerini, en içten bir dua et
    Fatihalar değsin yüreğime, ben senin için öleyim
    Sen yeni baharlarla göm bu ölüyü ...

    L.D
  • Çilesiz insan olmaz sen de doldur çileni,
    Sinirlenme,üzülme,sakın bozma freni..
    Bedia Tuncer
    Sayfa 46 - 36.servisten M.Ö.
  • 📃 Peygamber Efendimiz (sav), müslümanın müslüman üzerindeki haklarından birinin din kardeşine samîmiyetle nasihatte bulunması, gıyâbında onun iyiliğini isteyip ona duâ hâlinde bulunması olduğunu bildirmiştir. (Tirmizî, Edeb, 1; Nesâî, Cenâiz, 52.)*

    Nasihatçinin üç husûsiyeti olmalıdır. Bunlar:
    1. Müslümanların uğradığı musibetlere kalben üzülmesi,
    2. Müslümanlara nasihat etmeyi kendisine vazife bilmesi,
    3. Şahsiyetiyle güzel bir örnek olarak insanlara kurtuluş yollarını göstermesidir.

    Velhâsıl müslümanın müslüman üzerindeki bir hakkı olan nasihat, din kardeşliğinin bir vecîbesidir. Bu sebeple İslâm tarihinde, “nasihatnâme” türünde pek çok eser kaleme alınmıştır. Buna küçük bir misâl kabilinden, mîlâdî 11. asırda İran’ın Taberistan ve Gürgân eyalet¬lerinde hüküm sürmüş olan Ziyârî hânedânının hükümdârı Keykâvus bin İskender’in kaleme aldığı nasihatnâmesinden bâzı seçmeler sunmak istiyorum:
    Allah Teâlâ’nın emrine uygun şükredersen, azın çok yerine geçer.

    Şahsiyetini, ana-babanın verdiği unvan ile değil, kendi gayretinle kazanmaya çalış! Çünkü anan ve baban sana Ahmed, Mehmed gibi isimler vermiştir. Hâlbuki senin kazandığın ad ve unvan; senin mâneviyat, şahsiyet ve karakter sıfatın olacaktır. Bu sıfatlar sana halk arasında hüsn-i şehâdet kazandırır.

    Ummadığın bir yerden ümidini tam olarak kesme ve bir şey umduğun yerden de sakın çok ümitli olma! Çünkü nasip, umduğun yerden değil, ummadığın yerden de gelebilir.
    Kendini sıkıntıya sokacak sözü söyleme! Bu durumda sükût daha iyidir. Güzel söz söyleyene, güzel cevap gelir. Gelişigüzel ve pervâsızca konuşan, istemediği şeyler işitir. “Kötü söz insanı dinden, tatlı dil yılanı ininden çıkarır.” demişlerdir.

    Başkasının sana dil uzatmasını istemiyorsan, sen de kimseye dilini uzatma.
    İnsan iki hâl üzeredir: Sevinç ve keder. İster kederli, ister sevinçli ol, kederini ve sevincini öyle birisine söyle ki, üzüldüğün zaman o da seninle birlikte üzülsün, sevindiğin zaman o da seninle birlikte sevinsin!
    Kimsenin üzüntüsüne sevinme, böylece kimse de senin üzüntüne sevinmez. Senden aşağı olanlara güzel muâmelede bulun, hakkâniyet göster. Böylece sen de, senden büyük olanlardan güzel muâmele görür, hakkâniyet bulursun.
    Kimseyi incitme. Birisi seni incitse de sen onu incitme, fazîletin nişanı budur.
    İyiliğe ve kötülüğe çabuk sevinme ve üzülme! Zira bu, çocukların işidir. Olmayacak şey için hayallere kapılma, yani olur olmaz şey için gönül dünyana zarar verme! Çünkü akıllı kişiler, esen her rüzgâra îtibar etmezler.

    -Osman Nuri Topbaş
  • Sendeki sen sana soru sorunca
    Ortaçağı Galile'yi bilince
    Okuduğun İnce Memed olunca
    Yaşlı gözlerle bana gelip sakın üzülme yavrum
    Böyle büyür insanlar; ağlamak çare değil
    Zaman değirmenini durdurmak kolay değil
    •Fikret Kızılok