• Nefsinin istediği her şeyi yapma sakın. Çünkü vücut güçlendikçe, içindeki ruhun nuru eksilir. İnsanı, nesf-i emmare perişan eder.
  • Hasretim sana yaa offf off
    Seni o kadar çok seviyorum kii.
    Hep burnumda tütüyosun biliyomusun. Çok sevmişim seni. Öyle bir sevmişim ki bir tanem. Öyle bir sevda bıraktın ki bende. Ah ah ibom..
    O kadar zor ki sensiz olmam. Yanımda yoksun. Başucumda yoksun. Sol yanım hep boş. O kadar yalnızzım ki sensiz. Yalnızlığımı bir tek sen doldurabilirsin...
    Ah iboşum ah...
    Öyle bir aşk bıraktın ki bende aşka kokum.. Benimsin bir ömür!
    Sensiz bu şehir bu insanlar o kadar çekilmez ve o kadar dayanılmaz ki.
    Ah bir bilsen iboşum bir bilsen...
    Seni çok seviyorum. Hiç usanmadan bşr ömür söylerim ve bir ömür hep seni seveceğim..

    Yoksun yok!
    Yatağımda yoksun. Kokunu bilmemek, saçlarını okşayamamak tarayamamak ...
    Kokunu içime bir ömür çekememem, boynuna buseler konduramamam...
    Ahh..
    O bal minik dudaklarını okşayamamak. Oynayamamam öpememek..
    Offf
    O kadaar zor ki sensizlik..
    Bir bilsen!!
    Çok zor ibomm..
    O dudaklarının tadını kokusunu bilememek..
    Senin o eşsiz kokunu duyamamam.
    O huzurveren güven veren sahiplenen ses tonunu duyamamak ne kadar zor bilir misin sevglim?
    Hiç sanmıyorum..
    Nerden bileceksin ki..
    Sen benim kdar aşık depilsin ki..
    Belki arada canın sıkılınca aklına geliyorum.
    Belki de yapışkan itici mal sapık azgın bir orospu bir kız vardı diye anlatıyorsun arkilerine..
    Allah bilir alay konusu olmuşum. Gülügorsunuzdur şen şakrak bol kahkalarda..
    Gülün gül sen hep mutlu ol bir ömür bensiz olsanda

    Hep gül tamam mi??

    Ama bil ki senin o her gülüşünde ben kahroluyorum. Her alay edişinde içim acıyo. Her beni umursamayışında kalbim acıdı..
    Her orospu deyişinde seni kıramadım. İçimde tuttum. Kelimelerin o kadar acıttı ki. Haberin yok!!!
    Nasıl güzel bir insansın sen böyle. Ne kadar güzel kırıyorsun bebeğim..
    Sen benş hep affet orospu olduğum için tam mı?
    Hem sen affetmezsen Allah beni nasıl affedecek?
    Sen beni her kırdığında anlatamasamda söyleyemesemde şakaya vursamda içim gidiyo içim yanıyo. Bunu da böyle bil.
    Sen cidden bir pamuk kalpli bir adamsın sevdiğim adam!!
    Ama biliyomusun benim de bşr kalbim var. Çok kırıldım. Hala kıgınım her şeye insanlara sana..
    Hatta bence sorun kimsede değil hiç kimse de...
    Bütün kabahat bende...
    Ben kendime asıl kırgınım..
    Hem de çok kırgınım..
    Ah bir bilsen haberin yok neler yaşıyor bu kan içim...
    Belki de abartıgorum. Belki de ben ve kalbim çok hassas..
    Hatta belki ben de kalp yok ki. İnsanlar öyle sanıyor. Güldüğümü sanıyolar. Ve kırdıkça kırıyorlar..ve ben de hiç belli edemiyorum. Kırmayaım diyorum..
    Ama benim de bçr kalbim var bunu da böyle bil!!
    Bana her seni sevmiyorum deyişinde o kadar çok üzülüyorum ki haberin yok. Haberin yok!!
    Napim ben mi istesim hem..
    Kalbim seni istedi..
    Kalbim seni seçti. Benim ne kabahatim var?
    Üstüne benden nefret ediyorsun. Naptım yaaa?
    Cidden naptım?
    Çok fazla sevgim var diye mi bütün bunlar?
    Neden benden bu kadar uzaksın ha?
    Ellerin neden bu kadar uzak?
    Nedeeen?
    Korkak!!!
    Hiç mi sevmedin ya?
    Biliyoeum zaten çok çirkinim. Bana acıyosun. Üzülmiyim diye güzelsin deidn zaten. Çünkğ benim bildiğim eğer bir erkek adam gibi severse sevdiğini aslaaa ve asla ağlatmaz her gün üzümez asla. Soğjk duş almasına ciğeri dayanmaz. Tek gözyaşına kıymaz bemce. Ben senşn tek gözyaşına kendimi de dünyayı da yakardım be şerefsiz!!
    Yetti tak etti artık. Burama kadae geldi yeminlen. Gönlüm yoruldu. Çok yoruldum çook..
    Lan köpek kim sana bu kadar çok sevgi verdi de gitmedim şerefsiz!!
    Kim o?
    Yetmedi mi beni her gece ağlattığın hıı?
    Yetmedi mi bu kız zaavallının teki yaşadığı acılar yetmiyomuş gibç bide ben acıtmayayım ruhunu. Kıyamayım beyzama demedin hiç😭😭😭😭😭😭😭
    Neden?
    Neden?Neden?
    Ağlıhorum gene. Çok mutlu ol sen tamam mı platonik aşk!!
    Sen hep mutlu ol sevgikinle bir ömür onun dudakları seninki olsun. Öpüşün sevişin koklaya koklaya öpüşe sevile doymasıya saatlerce dokun okşa onu sev bakmaya kıyma. Çok sev!
    Beni hiç sevmediğin kadar!!!
    Hem benden sana yar olmaz. O gece o kadar üzüldümki. Belki sen alay ettin çözeömedim ama içimi parçaldın. Neden deidn
    Ben çok mj çirkinim😭😭😭😭
    Özgüvenim yok ki zaten. Herkesten nefret ediyorum herkesten. Hem neden sevmiyosun ki beni?
    Tek bir neden söyle de vazgeçeyim sendn.
    Nedwn yaa. Çok mu çirkinim ahşaksızım pisliğim çok mu?
    Neden
    Neden
    Oysa ben sana ömrümü vermiştim
    Hem insan sadece aşık olduğu kişinin gönlünü almazki. Bem öle yapmam ki hiç. Karşımdakini kırmasam bile mal gibi gönlünü alırım. Şaklabanlık delilik yaparım. Napar eder gönlünü almayı bilirim. Sen de böyle ol!
    Benşm için değil sevdiklerin iöin biricik seviglin aşkın için!!
    Gönül almayı bil öğren. Hayat böyle yaşanmaz!!
    Özür dilemeyibil. Kalpsiz bencil aşırı derecede kırgın ve aaçık sözlğ olma. Sakın yapma sevdiğine sakın!!
    Çünkğ kaybedersin..
    Bak mesela benş kaybettin. Daha kazanamadan kaybettin..
    Şimdi çek dibine kadar acıların en alasını!!
    Çünkü gene ağlattın. Üzdün dibime kadar.
    Kalbim ruhum acıyo!!
    Senin için hep rahat olsun!
    Kaybettin beni!!
    Seven adam ağlatmaz!
    Kıyamaz!!
    Unutmaz merak eder sevdiği neler yapıyor ne acılar çekmiş mutlu mu. Bir ihtçyacı var mı. Zorlanıyor mu. Alıştı mı?
    Nerde kalır. Ne yer. Ne içer. Napar. Gece uyur mu? Ne eder?
    Boş ver yaaa. Valla sen meleksin melek!
    Napcan benim gini sapık şeytanı..
    Beni unut!
    Sen beni!!
    Ben seni!
    Bir ömür senin!!!
    Değilim!!

    Hep kendin kal!!!
  • K ➡ korkma
    P➡panik yapma
    S➡ sakin ol
    S➡sallama
    Başarılar !
    😀😀
  • siriusufo sitesinde, varlık tipleri bölümünde bulunan, dünya dışı varlıklardan geldiği ileri sürülen mesaj.

    "sevgili dostlarımız,

    alttaki mesaj internet aracılığıyla tüm dünyada bir çok kaynağa ulaştı ve hiç birinde yazarına ilişkin bir tanımlama yok. dünya dışından olduğu söyleniyor ama kim ve nasıl aldı bilinmemekte. ister dikte edilmiş, ister kanal olarak alınmış veya dünya insanı tarafından yaratılmış olsun, özünde bu mesaj bize “doğru” geliyor. aslında tamamı ortak seçimle ilgili. biz galaktik vatandaşlığı mı seçeceğiz; yoksa korku, yadsıma ve güvensizlik ile giderek tükenen bir nesil olmayı mı? seçimse tamamen bize ait.

    “dünyayı sadece sevginin üstünlüğü değiştirir!”
    “görünmemizin gerekip gerekmediğine karar verin!”

    bu mesajı size kimin yazdığının önemi yoktur ve zihninizde anonim olarak kalmalıdır. önemli olan bu mesaja ilişkin ne yapacağınızdır! her biriniz kendi özgür iradenizi kullanarak mutlu olmayı istersiniz. özgür iradeniz sizin kendi gücünüz çerçevesindeki bilginize, mutluluğunuzda alıp verdiğiniz sevgiye bağlıdır. gelişimin bu evresinde tüm bilinçli ırklar gibi sizler de kendi gezegeninizde kendinizi izole olmuş hissediyor ve bu durumun etkisiyle kendi kaderinize mutlak gözüyle bakıyorsunuz. ama yine de küçük bir azınlığın farkında olduğu büyük bir değişimin eşiğindesiniz. kendi seçiminizin dışında sizin geleceğinizi değiştirmek bizim sorumluluğumuzda değildir.
    bu mesajı dünya çapında bir referandum olarak alın. ve yanıtınızı da bir oylama olarak düşünün. biz kimiz? insanlığın binlerce yıldır tanık olduğu açıklanamayan göksel olaylarla ilgili ne bilim adamlarınız ne de dini liderleriniz ortak bir fikir oluşturabilmiş değiller. inançlar ne denli saygı duyulur olsa da, doğruyu ve gerçeği bilmek için bu inanç filtrelerinin dışına çıkılması gerekir. artan sayıdaki bilinmeyen araştırmacılarınız yeni bilginin yollarını keşfediyor ve realiteye çok yaklaşıyorlar. bugün uygarlığınız içinde bir okyanus kadar büyük bilginin içinden özellikle sizi daha az üzecek kısmının çok küçük bir parçası ortaya dökülmüştür. özellikle son elli yılda tarihinizde saçma veya inanılmaz görünen olaylar daha sıklıkla olasılık ve farkındalık alanınlarına girmiştir. geleceğin daha da sürprizlerle dolu olduğunu bilin.

    en iyiyi olduğu kadar en kötüyü de keşfedeceksiniz. galaksideki milyarlarcası gibi bizler de “dünya-dışılar” olarak adlandırılan ve gerçekliğimizin fark edilmesi zor bilinçli varlıklarız. sizinle bizim aramızda önemli bir fark olmadığı gibi iki taraf da evrimleşmenin belirli aşamalarını deneyimlemekteyiz. herhangi organize bir yapının hiyerarşisi bizim iç ilişkilerimiz için de geçerlidir. bir çok ırkların bilgeliği üzerine kurulmuş kendi hiyerarşimizin onayıyla sizinle iletişime geçmekteyiz. bir çoğunuz gibi biz de yüce varlığı arama yolundayız. bu nedenle bizler tanrılar değiliz, ya da daha az tanrı değiliz, ancak kozmik kardeşlik’te sizlerle hemen hemen eşit yerlerdeyiz. fiziksel olarak bir biçimde sizden farklı olmamıza karşın, çoğumuz insanımsı görünümlüyüz.

    bizim var olduğumuz bir gerçek, ama henüz çoğunluğunuzun algılamadığı bir durum bu. bizi anlamayı başaramadınız çünkü, bizim, çoğu zaman sizin duyularınız ve ölçümleriniz içinde görünmemiz olası değildi. işte tarihinizdeki bu boşluğu bu anda doldurmaya niyet ediyoruz. biz ortak bir karar almış bulunuyoruz, ama bu yeterli değil ve sizinkine de gereksinimimiz var. bu mesajla sizler karar-alıcılar haline geleceksiniz! biz neden görünür değiliz? evrimin belirli aşamalarında kozmik “insanlık” bilimin yeni biçimlerini keşfederek, maddenin kolay anlaşılırlığının ötesine geçti. yapılandırılmış demateryalizasyon ve materyalizasyon onların parçasıdır. işte insanlığın birkaç laboratuvarda ulaştığı budur. “dünya-dışı” varlıklarla kurdukları yakın işbirliği ile tehlikeli uzlaşma, kimi temsilcileriniz tarafından sizden özellikle saklı tutulmuştur.
    havaya ya da uzaya ait objeler veya olağanüstülük diye tanımladığınız durumlar sizin bilimsel topluluğunuz tarafından anlaşılmış durumdadır. sizin ufo’lar olarak adlandırdıklarınız aslında çok boyutlu yetenekleri olan uzay gemileridir. bir çok insan bu tür gemilerle, görerek, işiterek, dokunarak veya medyumik bağlantılar kurdular. kimileri gizil güçler etkisinde bırakılarak sizi “yönetir” duruma getirildi. sizin bu gemileri nadiren ya da kısa sürelerde görüyor olmanızın nedeni onların demateryalize olma özelliklerindendir. siz gözünüzle görmediğinizin var olduğuna da inanmazsınız, bunu anlayışla karşılıyoruz. gözlemlerin çoğu bağımsız bireyler tarafından yapılmıştı, ruhlarına ulaştı ama organize sistemi değiştirmedi. insanlığın oligarşisinde negatif çok boyutlu varlıkların rolü oldu, kendi güçlerinin tatbikatını yaptılar, kendi varlıklarını orada tutmak ve bilinmeyeni zapt etmek için sağduyu motive ettiler. bizim için sağduyu, insanın özgür iradesine saygılı olmak ve böylece onların kendi meselelerinde kendilerine ait teknik, ruhsal olgunluğa erişebilmelerine izin vermek demektir.

    insanlığın galaktik uygarlıklar ailesine dahil olması çok önemlidir ve dört gözle beklenmektedir. bizler gün ışığında geniş bir kitle halinde size görünür hale gelir ve sizin bu birliğe katılmanız için size yardım edebiliriz. bugüne dek bunu yapmadık, çünkü içinizden çok azı bunu gerçekten istedi, cehalet vardı, kayıtsızlık veya korku vardı ve durumu haklı çıkaracak aciliyet söz konusu değildi.
    sizler zaman içinde karşılıklı katkılarla zenginleştirilmiş bir çok geleneklerin döllerisiniz. hedefiniz bu kökleri ortak bir plan altında birleştirmektir. kültürlerinizin görünüşleri sizleri birbirinizden ayrı tutmuştur, çünkü onu varlığınızda böyle içselleştirdiniz. artık görünüş sizin için süptil doğanızın özünden daha önemli hale gelmiştir. bölgedeki güçler için görünüşe verilen önemin yaygınlığı herhangi bir tehlike karşısında siperler oluşturmaktadır. ona yine zenginliği ve güzelliğiyle saygılı olmak ama görünüşlerin üstesinden gelmek gerekmektedir.

    bunu anlamak için ulaşabileceğiniz çözümler giderek artmaktadır. yöntemlerden biri bir başka ırkla bağlantıya geçip gerçekte ne olduğunuzun size yansımasının imgelenmesidir. nadir durumlar dışında, kendi yetenekleriniz içinde geleceğinize ait bireysel veya toplumsal kararlarınızda biz her zaman dışarda durduk, çok nadir durumlarda çok sayılı zamanlarda çok az katkımız oldu. sizin derin psikolojik yanınızı kendi bilgimizle motive ettik. sonuçta biz her gün adım adım özgürlüğün inşa edilmesi, varlığın kendisinin ve çevresinin farkındalığına uyanması, kısıtlamalardan ve uyuşukluktan giderek uzaklaşması kısmına ulaştık. cesur ve istekli sayısız insan bilinçlerine karşın, uyuşukluklar, büyüyen merkezi gücün yararına yapay olarak oluşturuldu. ama gelişmiş teknolojilerin büyümesi ve kullanılmasıyla insanlık kendi yazgısının kontrolünü giderek daha çok yitirmektedir. dünyayı, insanları ve tüm canlıları ilgilendiren yaşam koşullarına ilişkin geri dönüşü olmayan öldürücü sonuçlar yaratılmaktadır. hayatı yaşanabilir kılan olağanüstü yeteneklerinizi yavaş, ama kesin bir biçimde yitiriyorsunuz.

    bu gibi teknolojiler sizin zihniniz kadar bedeninizi de etkilemek için vardır. böyle planlar yoldadır. olası efendilerinizle karanlık niyettekilerin birlikteliklerine karşın, bu durum yine de kendi yaratıcı gücünüzü içinizde tuttuğunuzda değişip dönüşebilir. işte bizim görünmez durmamızın nedeni budur. her ne olacaksa artık o kırılma noktasına gelmiş durumdadır.

    fetihler hemen her zaman diğerlerine zarar vermek için yapılmıştır. şimdi dünya herkesin birbirini tanıdığı ancak hala çatışmaların ve her türlü korkunun ısrarlı süre ve yoğunlukta yaşandığı bir köy haline dönmüştür. çocuklarınızın eğitimi ve yaşam koşullarınız kadar sayısız hayvanın, bitkinin yaşam koşulları da sizin politik, finansal, askeri ve dini temsilcileriniz gibi az sayıdaki kişinin elinin altında tutulmaktadır. oysa bağımsız bireyler olarak insanlar, yazık ki üzerinde ciddiyetle çalışamadıkları bir çok potansiyel yetenekleri de barındırırlar.

    gelişmenin harikulade olanakları boyun eğdirici ve yıkıcı tehditlere yakın durmaktadır. bu tehlikeler ve fırsatlar şimdi var. her ne kadar siz sadece size gösterileni algılasanız da, uzun-dönemli ortak projeyi başlatmak yerine doğal kaynakların sonunun getirilmesi programlanmış durumdadır. kaynaklarınızın kıtlığı ve onların haksız dağıtımı, kaynaklarınızdan yararlanma bedeli gün be gün yükselecektir. kentleriniz ve kırsal kesimlerinizin tam ortasında büyük çapta kardeş kardeşi öldürür durumlar yaşanacaktır malesef. nefret ve kin daha çok büyüyor ve aynı şekilde “sevgi” de öyle. sizi çözümler bulmada kendinizden emin kılan budur. ancak kritik kütle yetersizdir ve çok usta yöntemle baltalama işi düzenlenmiş durumdadır. geçmiş alışkanlıkların ve eğitimin şekillendirdiği insan davranışları içinde var olan bir çeşit uyuşuk bakış açısı sizi çıkmaz sokağa götürmekte.
    barışın getirilmesi ve halklarınızın yeniden yapılanması kendi dışınızdaki uygarlıklarla uyum için atılacak ilk adım olmalıdır. bugünkü kararlarınız, tarihinizin hiçbir döneminde olmadığı kadar önemlidir ve sizin yarın yaşamda kalmanızı anlamlı biçimde etkileyecektir. bu kör koşuyu durduracak ortak ve birleştirici farkındalık nereden gelecektir? belki de artık insanlık ailesiyle yüz yüze gelip onları tartmakta olan bu tehdit karşısında daha büyük bir etkileşim içinde olmanın zamanı gelmiştir. yükselen büyük dalga ulaştığı yerden artık ortaya çıkmak üzeredir ve kendi içinde çok olumlu ve çok olumsuz ifadeleri barındırmaktadır.
    bir başka uygarlıkla kozmik kontrat yapmanın iki yolu vardır: temsilciler kanalıyla veya ayırım gözetmeksizin doğrudan bağımsız bireylerle. birinci yol çıkarların savaşını, ikinci yol farkındalık getirir. birinci yol, insanlığı kölelikte tutarak motive olan bir gurup yarışçı tarafından seçilmiştir ve bu nedenle de dünya kaynaklarının kontrolünü, gen havuzunu ve insanın duygusal enerjisini elinde tutar.
    ikinci yol, hizmet ruhu nedeniyle ortaklık oluşturmuş yarış gurubu tarafından seçilmiştir. biz, bizim tarafımızda, tarafsız nedeni onayladık ve kendimizi birkaç yıl önce insan gücünü temsil eden kişilere tanıttık, onlar bizim kendilerine uzanmış elimizi kendi stratejik görüşleriyle bağdaşmayacağı bahanesiyle reddettiler. işte bu nedenle bugün temsilcilerin araya girmesi olmadan bireylerin kendi seçimlerini yapma zamanıdır.
    negatif varlıklar, bölme yöntemiyle görünenin arkasından yönetimlerini her türlü bedeli ödemeye hazır sürdürmektedirler, çünkü saltanatları söz konusudur! aynı zamanda sizi yönetenleri de bölüyorlar. güçlerini, içinizde yarattıkları güvensizlik ve korku yeteneklerinden alıyorlar. bu, sizin kozmik doğanızı hatırı sayılır biçimde zedelemektedir. eğer bu kişilerin yönlendirmeleri ve öğretileri kendi en üst noktasına ulaşmamış ve önümüzdeki birkaç yıl içinde sapkınlıkları ve öldürücü planları hayata geçecek duruma gelmiyor olsaydı bu mesajın da önemi olmayacaktı.
    onların belirledikleri sürecin sonu yakındır ve insanlık yakın dönemde büyük acılar çekecektir. özgür iradenizin paha biçilmez değerinin farkında olun, size bir alternatif sunuyoruz. size daha sağlıklı görünen bir evren ve yaşam, yapıcı etkileşim, dürüst ve kardeşçe ilişkiler, teknik bilgi, acının kökünü kurutmak, bağımsız güçlerin denetlenmiş çalışması, enerjinin yeni şekillerine ulaşabilmeniz ve sonuç olarak da bilinci daha iyi kavramanız gibi olanaklar sağlayabiliriz. sizin ortak ve bireysel korkularınızı aşmanızı sağlayamaz, sizin seçmediğiniz yasaları sizin için oluşturamayız. birey olarak ve ortak çaba göstererek kendi istediğiniz dünyayı yaratmak ve ruhun yeni göklerinin serüvenlerini yaşamak için kendiniz çalışmalısınız.

    böyle bir temasa geçmeye karar verirseniz, evrenin bu bölgesinde kardeşlik dengesinin koruyucusu olmanın büyük sevincini yaşayacağız. karşılıklı ve verimli diplomatik alışverişler yanında kendi yeteneğinizi birleştirmenizin coşkusunu, başarınızın yoğun sevincini ve mutluluğunu duyacağız. sevinç duymak evrende kutsal olarak tanımlanır. peki size hangi soruyu soruyoruz? “bizim ortaya çıkmamızı ister misiniz?” bu soruyu nasıl yanıtlarsınız? ruhun gerçeği, telepatik yolla okunabilir.
    kendinize sadece bu soruyu açık biçimde sorup yine kendi seçiminize göre ister birey, ister grup olarak yanıtınızı yine açık ve net olarak vermeniz gerekir. soruyu sormanızın akabinde evet veya hayır derken bir kentin merkezinde ya da bir çölün ortasında olmanız yanıtınızın değerini etkilemez! sadece kendinizle konuşur gibi ama mesajı düşünerek bunu yapabilirsiniz.
    sadece birkaç kelime içeren bu evrensel soru kendi bağlamına konulduğunda güçlü bir anlam ifade eder. bunu yaparken duraksayıp tereddüt etmeyin. işte bu nedenle de sakin bir biçimde ve tüm vicdanınızı katarak üzerinde düşünmelisiniz. yanıtınızın soruyla mükemmel biçimde birleşip bütünleşmesi için mesajı bir kez daha okuduktan sonra yanıtı vermeniz önerilir. bunun için acele etmeyin. nefes alın ve tüm özgür irade gücünüzün sizi sarmasına izin verin. kim ve ne olduğunuzun onurunu duyun!
    sizi güçsüzleştiren sorunları birkaç dakika için unutun ki kendiniz olabilin. ortaya çıkan gücü hissedin. siz kendi denetiminizdesiniz. tek bir düşünce, tek bir yanıt sizin yakın geleceğinizi öyle ya da böyle muazzam biçimde değiştirebilir. kendi iç sesinize sorarak bizim sizin maddi alanınızda görünmemize ilişkin aldığınız bireysel ve bağımsız kararınıza bağlı olarak sizin maddi planınızda açık gün ışığında görünmemiz bizim için çok değerli ve gereklidir. yürekten ve kendi isteğinizle yaptığınız içten dileğiniz, her zaman gönderdiğiniz kişilerce algılanır.
    insanlığın doğuşunu kardeşlikle kolaylaştırabilirsiniz. sizin düşünürlerinizden biri bir keresinde şöyle demişti: “bana bir el verin-tutun ve ben dünya’yı kaldırayım”. bu mesaj yaygınlaştırıldığında el-tutmanın gücünü kazanacak, biz ışık-yılları uzunluğundaki maniveladakiler ve siz dünya’yı kaldıracak ustalar… bizim ortaya çıkmamız önemlidir. olumlu kararın sonuçları ne olabilir? bizim için, olumlu ortak kararın sonucu gökyüzünüzde ve dünya üzerinde bir çok gemimizin materyalize olmasıdır. sizin için, böyle bir durumun emin olduğunuz şeylerden süratle vazgeçmenizi doğrudan etkileyecek olmasıdır. basit, şüpheleri ortadan kaldıran görsel iletişim geleceğinize çok büyük ölçüde yansıyacak, daha çok bilgi, sonsuza dek değişmiş olacaktır.
    toplumunuzdaki kurumlar her alanda tamamen ve köklü değişimlere uğrayacaklar ve güç bireyselleşecektir çünkü bizim de yaşamakta olduğumuzu göreceksiniz. kendi değerlerinizi somut bir biçimde değiştireceksiniz. bizim gösterdiğimiz “bilinmeyen” karşısında insanlık tekil aileyi oluşturacaktır ki bizim için işin en önemli kısmı budur. tehlike yavaşça eriyip evlerinizi terk edecek, çünkü siz dolaylı olarak istenmeyenin yani bizim “üçüncü parti” diye adlandırdıklarımızın karşısında bir güç oluşturacaksınız. şimdiki durumda aç olan gülümseyemez, korku dolu olan bize hoşgeldiniz diyemez. biz erkeklerin, kadınların ve çocukların içlerinde taşıdıkları ışığa karşın kendi bedenlerinde ve yüreklerinde yine de bu denli yoksunluk içinde olmalarından büyük üzüntü duyuyoruz. bu ışık sizin geleceğiniz olabilir. ilişkimiz gelişmeye açıktır.
    durum her ne olursa olsun, siz kendi yüreğiniz ve ruhunuzun bilirkişisisiniz! seçiminiz ne olursa olsun, saygıdeğerdir ve saygı görecektir. kararınız ne olursa olsun onu ortaya koymalısınız. siz kendi iç sesinize ve sezgilerinize sormalısınız. işte asıl olan budur! binlerce yıl sonra, bir gün, bu seçim kaçınılmaz olacaktı: iki bilinmeyenden birini seçmek.
    bu mesajı geniş kitlelere yayın. bu sizin geleceğinizi ve milenyumlar ölçeğinde geri dönüşü olmayan tarihsel gidişi etkileyecektir. aksi halde bir çok yıl, hiç değilse bir nesil sonraki bir zamana yeni bir fırsat olarak ertelenecektir, eğer hayatta kalırsa tabii. seçmemek diğer kişilerin seçimi içindedir. diğerlerini bilgilendirmemek, haberdar etmemek birinin beklentisine zıt bir sonucun ortaya çıkması riskini getirecektir. kayıtsız kalmak birinin özgür iradesinden vaz geçmesidir. hepsi sizin geleceğiniz için.
    evrende bireysel her bir istek önemsenir. siz hala kendi yazgınızın mimarısınız…
    bizim ortaya çıkmamızı ister misiniz? …."

    edit: yazıyı saçma bile bulsa sonuna kadar okuyan güzel insanlara selam olsun."

    Alıntı
  • New York California’dan 3 saat ileride ancak
    bu California’yı yavaş yapmaz.

    Kimi 22 yaşında mezun olur
    ama sağlam bir iş bulmak için 5 sene bekler.

    Kimi 25 yaşında CEO olup
    50 yaşında ölürken
    kimi 50 yaşında CEO olur
    90’ı görür.

    Kimi evlenirken kimi bekar kalır.

    Obama 55 yaşında emekli oldu
    Trump 70 yaşında görevine başladı.

    Bu dünyadaki herkes “kendi zamanına” göre yaşar.

    Etraftaki bazı insanlar senden bir adım ileride gözükebilir,
    bazıları ise senin gerinde gözükebilir.

    Ancak herkes kendi yarışında, kendi zamanında.
    Onlara kıskançlık da besleme taklit de etme.
    Onlar kendi zamanında sen kendi zamanında yaşayacaksın.
    Hayat harekete geçmek için doğru zamanı beklemektir.

    Yani sakin ol.
    Geç kalmadın.
    Erken de değil.
    Tam zamanında yaşıyorsun.
  • Yine yorgun argın bir günün sonuna gelmişti.. çıkış saatine on dakika kala ‘’huh’’ diye yığılıp kalmıştı emektar iş sandalyesine.. sandalyede geçen bir ömür.. günde 8 saat.. bazı günler atölyede ayakta ama genelde sandalyede oturarak.. Yorgun, yığgın geçen günlerde iki dakika da olsa bir kanepeye ya da sıcak yatağına uzanamamak..‘’ Aah ahhh…’’

    - Büyük lüks!!
    - Efendim??? Bişey mi dedin Yadiş ?? ‘’

    ‘’Sesli mi dedim ben onu?? Son günlerde kafam iyice dalgınlaştı.. Artık içimden mi konuşuyorum dışımdan mı fark edemiyorum.. ‘’

    - Yok yok bişey demedim ..
    - Güzel hafta sonları o zaman Yadişciğim.. Byy..

    Bir yandan, telefonu, güneş gözlüğü, öğle arası karşı sokaktaki marketten aldığı fiyatı düşen yeşil mandalinaların olduğu poşeti toparlarken bir yandan da çoktaaan hazırlanıp ayağa kalkan oda arkadaşı Sevime kibarca zoraki bir ‘’ Byy’’ ile karşılık verdi..

    ‘’ Güzel hafta sonları!! Yaa ne demezsin.. bütün işler beni bekliyor.. daha da annemi kavga döğüş banyoya sokup yıkayabilecek miyim aceba.. Allah vere de bugün yemeği taşırmamış olsa ocağa.. Güzel hafta sonları!! Sevocum.. evde yemeğin hazır.. çocuklarına bakan kadın temizliğini ütünü de yapıyor.. gidip eve duşunu alıp süslenip ‘hoş geldin kocacıııımmm’ diye cilve yapmak kalıyor sana geriye ne de olsa.. hayat sana güzel be Sevo.. evde kocanın korkusundan çiğneyemediğin sakızın şakırtısını dinlemek de bize düşüyor malum..’’

    Masasını toparlayıp bilgisayarını da kapattıktan sonra en son odanın da ışığını kapatıp kapısını kilitledi.. Çıkış saatini beş on dakika geçirmişti bu arada.. Odaların çoğu kapatıp gitmişti, bir tek müdür yardımcısı Sabri Bey kalmıştı her zamanki gibi..
    ‘’ Deli manyak gene gömülmüş evraklara.. ee eşek olunca semer vuran çok oluyor.. gitti gözlerin iyice be adam .. şişe dibi oldu üç senede.. çöktün.. kamburun çıkacak böyle gidersen.. gerçi senin işin de zor be.. o karın denen dırdırcının zil gibi sesini iki dakka daha az duysan kâr kârdır..’’

    Hızla çıktığı koridordan bahçenin en köşesine park ettiği düldülünün yanına gitti.. Hava kararmaya yeni başlamıştı.. Akşam trafiğine kalmadan bir an önce eve düşmesi lazımdı.. ‘Ev çok karışmamıştır inşallah’ diye içinden dua ederek yola çıktı.. Annesi iyice yaşlanmış, son zamanlarda evde de çok sıkılmaya başlamıştı.. Eski alışkanlıklarının verdiği şeylerle bi köşede oturmaz, ‘ annem yapma, yorma kendini ‘ laflarına aldırmadan akşama işten gelecek diye Yadigarına çorba yapar, yemek yapardı. Gözleri yakını çok seçemediği için malzemelerin çoğu ya tezgaha, ya ocağa, ya da halıya malıya dökülür saçılırdı.. İşten gelince ilk işi evi barkı kolaçan eden Yadigar ise anacığının yemeğini yedirip, üzerini başını pakladıktan sonra bebeğini uyutur gibi uyutur ondan sonra da ciflerle, çamaşır sularıyla mutfağı, tuvaleti, banyoyu ov allah ov nerdeyse kendini kaybederdi.. Elinde çamaşır sulu bezle az bi soluklanayım derken halının üzerinde uyuya kaldığı bile olmuştu bi keresinde..

    Yadigar… Ailenin en küçük çocuğu.. Üç abisi ve iki ablası.. Kendi yaşına yakın yaşlarda olan yeğenleri.. Babasının annesine ölmeden önce bıraktığı son yadigar.. Büyüyene kadar, ev bark sahibi olan diğer kardeşlerinin aksine, zor bela okuduğu iki yıllık bir teknik okul sayesinde meslek lisesine memur olarak atanabilen, orda bi kaç gün atölye dersleri haricinde çoğu vakti memurların odasında geçen, okulunu bitirene kadar annesiyle birlikte yengelerinin yanında sığıntı gibi geçen senelerden sonra atanır atanmaz ilk iş bi ev tutmak olan , hem erkek işine hem kadın işine aynı anda koşuşturan, kendinden ‘ kız başına iyi halletti’ diye söz ettiren, kalabalıklar içinde kimsenin de çok farketmediği bir gariban.. Ufak tefek minyon hali, çakır gözleri, kumral ince saçlarıyla aslında çok da alımlı olabilecekken ev-iş arası rutin hayatı, hayatımı düzene sokayım, borçlarımı ödeyeyim diye kendini paralayışından sebep üstüne başına bakmadan belki on senenin modası geçmiş elbiseleriyle, kendi gibi minyon otuzaltı numara ayaklarıyla ordan oraya koşuşturan bir kızcağız.. Abileri, ablaları, yeğenleri herkes kendi hayatlarından memnun.. Neden?? Çünkü Yadigar var analarına bakan.. Bayramdan bayrama topluca gelinip yenilip içildikten sonra arkalarında bi ton bulaşık ve enkaz bi ev kalan, bi şeye ihtiyacın var mı diye sorulmadan geçen günler.. Her biri zengin bir kocanın bütün imkanlarıyla o tatilden bu tatile fink atan, hem baba evinde hem koca evinde canları hiç üzülmemiş, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, bi giydiklerini bi daha giymeyen havalı yeğenler..
    Yadigar var..
    Yadigar yapar..
    Yadigar yapmalı..
    Onlar gittikten sonra ‘’ ayy Halaaa.. hâlâ bunları mı giyiyosun .. at bunları kendine yeni bişeyler al ..’’ demeleri yok mu en çok da buna üzülürdü.. Saatlerce boy aynasının karşısına geçip gardırobundaki, ne zaman aldığını unuttuğu elbiselerinin birini giyer birini çıkarır aynada bakar dururdu.. En sonunda da hepsini bi köşeye yığar, epey bi ağladıktan sonra doğruca mutfağa gidip o enkazı deliler gibi temizlerdi.. Bir bebek gibi hiç bişeyin farkında olmadan uyuya kalan anacığına da arada bakıp, uykusunda öperek açılmış üstünü örterdi..

    Günlerden bir gün, fakir fukara öğrencilerin yararına düzenlenen bir organizasyonla şehrin ileri gelenlerinin de orada bulunacağı bir yardım gecesi düzenlendi.. Şehrin biraz kenarında, tepelik bir alanda, ormanlık alana nazır, katlı katlı taraçalı, büyük restoranda yapılacak bu organizasyona şehrin en zenginleri ve makam sahipleri davet edilmişti.. Okul müdürlerinin belirledikleri listelerdeki öğrencilerin ihtiyaçları için toplanacak olan paralar bir dernek aracılığı ile alınacak, ayni ve nakdi yardımlar tek tek kabul edilecek, kısa süre içinde de çocukların evlerine gidilerek ailelerine dağıtılacaktı.. Davetiyelerden biri de Yadigar’ın okuluna gitti tabii.. Okul müdürü bu işlerden çok da hazzetmezdi.. uğraşmak istemezdi daha doğrusu.. Nasıl olsa Sabri Bey vardı, ne gerekti böyle incik cincik işlerle uğraşmaya.. Aklınca en boş memurlardan biri olan Yadigarla, yardımcısı Sabri Beyi bu iş için görevlendirip, listeleri hazırlamalarını sonra da davete birlikte gitmelerini emretti.. İkisini de şöyle boydan boya süzüp, burnunu kıvırıp ‘sümsükler’ bakışı atarak ‘’ üstünüze başınıza doğru dürüst bişeyler giyin haa.. ‘’ demeyi de unutmadı.. Üstüne bastıra bastıra bi Sabri beye bir de Yadigara bakıp ‘’ Smokin-papyon.. Abiye-topuklu ayakkabı.. Kapişşş??‘’ dedi.. Gayri ihtiyari ‘napacaz şimdi’ bakışıyla birbirine bakakalan Sabri Bey ve Yadigar, müdürün eliyle ‘hadi naş’ işareti yapmasıyla odadan çıktı..

    Günler günleri kovaladı.. İki hafta boyunca bütün listeler yapılmış ve balo günü gelmiş çatmıştı.. Yadigarın halini gören oda arkadaşı Sevo ‘’ kız ne düşünüyorsun o iş bende!! ‘’ diyerek ağzındaki sakızıyla bi balon yapıp çat diye patlattı.. Yadigara kendi gardrobundan şeker pembesi tüllü çok şık bir gece kıyafeti ayarladı.. ‘’ Bak ayakkabı işini de şöyle yaparız, bildiğim çok güzel bi mağaza var marka ürünler tasarlıyorlar, alırız ertesi gün de iyice altını üstünü siler bu ayağımı sıktı diye geri veririz’’ dedi.. ‘’ Bak yalnız balo yerine kadar başka ayakkabıyla gideceksin haa çok dolanma altı çok sürtmesin yere ‘’ diye tembihlemeyi de unutmadı.. Günlerdir baloda ne giyeceklerini konuşan, Watsap gruplarında habire kıyafet fotoğrafı paylaşan kocaları zengin yeğenlere tabii ki söylememişti Yadigar o baloda kendinin de olacağını..

    Araba işini Sabri bey ayarlayacaktı.. Gelip Yadigarı evden alacak akşam da çok geçe kalmadan döneceklerdi.. Her ikisinin de gece on ikiden önce eve dönmeleri gerekiyordu çünkü gece altına yapmasın diye her gün saat 12 de annesini uykudan uyandıran Yadigar gibi Sabri Bey in de balodan haberi olmayan dırdırcı karısının o saatte alması gereken ilacı Sabri Bey’in yokluğunu fark etmeden eve dönüp bi bardak suyla karısına vermesi gerekiyordu.. Yani her ikisi için de hayat memat meselesiydi bu saat..

    Balo günü geldiğinde şıkıdık Sevo soluğu Yadigarın evinde aldı.. özene bezene elbisesini giydirdi, saçını topuz yaptı, hafif makyajıyla çakır gözleri iyice ortaya çıkan Yadigar, ayakkabı mağazasının vitrinine konulması için özel imal edilen otuzaltı numara son model, şeffaf ve yer yer swarovski taşlarıyla yaldır yaldır yanan topuklu ayakkabıyı da giyince bakmalara doyulamayan bir prenses oldu çıktı.. Az önce uyuttuğu annesi görse bu kim derdi yani .. Akşamın karanlığında kimseler görmeden binadan çıktığında, sensörlü bina giriş lambasının altında parıl parıl parlayan Yadigarı arkasından uğurlayan Sevo olmasa Sabri Bey bile tanıyamazdı.. Peki o tam bir evrak faresi olan Sabri Bey??? Yahu adam smokini giyince, sinek kaydı damat traşını da olunca hatta hatta o acar berberin marifeti olacak ki şişe dibi gözlükleri de atıp lensleri takınca müdürün bile ağzına tükürecek adam olmuştu yahu ..

    EEE ne demişler ‘’ Güzellik ‘on’ sa, dokuzu ‘don’ du.. ‘’

    Ayarladığı taksi ile balo yerine giden Yadigar ve Sabri bey yoldaki trafik sebebiyle epey gecikmişlerdi. Millet ayak üstü, yüksek masaların etraflarında kümelenerek hem sohbetlerini ediyorlar hem de elit ortamın tadını çıkarıyorlardı.. Yardım bahane sükse şahaneydi anlayacağınız.. Birazdan valinin konuşması başlayacak ve ardından isimler okunarak yapılan yardımlar tek tek yardımı yapan iş adamlarının kürsüye davet edilmeleriyle, ufak ufak takdim konuşmalarıyla teşekkürler bildirilecekti.. Tam o sırada taksi parasını bozamayan taksici ile laf dalaşına giren Sabri Bey Yadigarı ‘’sen önden git bari ben seni salonda bulurum’’ diyerek salona gönderdi.. Işıl ışıl tam bir peri kızı olan Yadigar ürkek bakışlarıyla salona girip ayakkabılarıyla yere basmaya korka korka merdivenleri inmeye başladı..

    Salondan biri hatta belki de salonun en yakışıklı beyefendisi anında fark etti Yadigarı.. Çünkü o ayakkabıyı bizzat kendi tasarlamıştı şehrin en ünlü ayakkabı mağazaları zincirlerinin Avrupada desinatörlük okuyan genç veliahtı olarak.. Kimseler giymez bu numarayı diye korkmadan da vitrine koydurtmuştu.. Fakat aman Allahım bi ayakkabı ancak bu kadar yakışabilirdi bir ayağa.. ve bu peri kızı da kimdi??? Bir anda salondaki herkes yok oldu sanki.. bir o ve de bir de peri kızı vardı sanki.. oraya nasıl geldiğini bilemeden kendini Yadigarın elini nazikçe tutup merdivenden indirirken buldu.. akabinde tüm salon zaten Yadigara bakmaya başlamıştı bile.. Yeğenler ilk önce tanıyamasalar bile o en kurnazı ‘’’ aaaaa Yadiiiişş Halaaaa!!! Ne işi var yaa onun burda??? ‘’ diyerek diğerlerine de gösterdi.. O ses neydi peki yahu o çatırtı sesi?? Ortadan çaaat diye yarılan egoları olmasın sakın!!
    Veliaht ve Yadigar tatlı tatlı konuşadursunlar Sabri beyle taksici nerden çıktığı bilinmeyen bi kavgaya tutuşup araya giren badigardlardan bi araba zopa yemişlerdi.. Üstü başı yırtılan Sabri Beyin bırakın salona girmeyi insan yüzüne çıkacak hali kalmamıştı.. Bahçede bi köşede, perişan halde oturup kalakalmıştı.. İçerde iş adamlarının takdimleri teşekkür konuşmaları sürerken bir anda veliahtın adı anons edildi.. Sanki rüyadan uyanır gibi bir etki yapan anons, Yadigarın duvardaki saate bakmasına sebep oldu ve on ikiye kalan yarım saat eve yetişmeleri için kıtı kıtına ancak yetiyordu.. Bilmem kaç yüz bin liraya alınan ayakkabının geri verileceği için altının yere sürtmemesi gerektiği beynine kazınan Yadigar merdivenleri koşarak çıkmak için bir anda ayakkabıları çıkarıp eline aldı fakaaat o heyecanla bir tanesi tıngır mıngır yere yuvarlanmıştı bile.. Yadigar peşinden koşan veliahta yakalanmamak için geriye dönemedi bile..

    Geriye kalan günlerde ise bildiğiniz hikaye işte.. Davete katılanların listelerinin araştırılması.. Okul okul gezip yardım ayakkabısı dağıtma bahanesiyle davete katılanların ziyaret edilmesi yani Yadigarın fellik fellik aranması… Gözyaşları içinde o çakır gözlerden Yadigarın tanınması..yeğenlerin çatııır çatııır çatlamalarına rağmen kırk gün kırk gece düğün yapılması… falaaaan… filaaannn…

    Eee olsun artık o kadar değil mi yahu.. Anneye el bebek gül bebek bakmanın o kadar da Takdir-i İlahi tarafından taltif edilmesi dimi ama..

    Ya o swarovskili ayakkabılar???

    Temperli camekanın içinde villanın baş köşesinde arz-ı endam ediyor efenim o günün hatırası olarak daha ne olsun...

    Bir de düğünün akabinde son yadigarını da yerine yerleştirmenin huzuruyla pamuk anne huzur içinde sonsuza kadar uyusun..

    Gökten üç tane kafam kadar swarovski düşsün tüüüüm kül kedilerinin başına.. Biz de çıkalım kerevetineeee....

    https://www.youtube.com/watch?v=PswyVUGJQYM

    masalı olur da şarkısı olmaz mı :) bu da Türk usulü illaki :)
  • Kur'an buyurur ki:

    ✔Yürüyünce
    "Böbürlenerek yürüme"
    (İsra,37).....
    ✔Konuşunca
    "Sesini alçalt"
    (Lokman,19).....
    ✔Bakınca
    "Gözünü haramdan sakın"
    (Nûr,30)......
    ✔Yiyince
    "İsraf etme"
    (Araf,31).....
    ✔Söyleyince
    "İnsanlara güzel söz söyle"
    (Bakara,83)....
    ✔Oturunca
    "Birbirinizin gıybetini yapma"
    (Hucurat,12).....