• Ben, kendisi ile yaşayan bir çocuktum.
    Sağım ve solum halbuki insanlarla doluydu.
    Ama konuşsam, suçluydum.
    Konuşmazsam da, suçluydum.
    Sessizce bir köşeye saklanarak,
    Düşünsem, suçluydum.
    Düşünmezsem de, suçluydum.
    Yediğim yemek acı olsa ve
    Acıdan ağladıysam, suçluydum.
    Okuldan geç çıktıysam, suçluydum.
    Arkadaşım oynamak için
    Zile bastıysa, suçluydum.
    Ayağım takıldıysa ve düştüysem,
    Suçlu olduğum için güldüler.
    Eve gelen misafirin yanında;
    Oturmadıysam, suçluydum.
    Sonra misafir mutlu gitti.
    Kapılar kapandı.
    Ama mutsuz olan, yine bendim.
    Sorulara cevap vermediysem, suçluydum.
    Sorular sorduysam, suçluydum.
    Güldümse, suçlu;
    Ağladıysam, suçluydum.
    Sormadan, bir şeyler tattımsa,
    "Tattım ve yedim" diye, suçlu oldum.
    Su ile suçlu oldum.
    Ekmek ile suçlu oldum.

    Ben bu dünyaya geldim.
    Ama suçlu doğmuş gibiydim.
    Nasıl yaşanır?
    Nasıl korunur?
    Nasıl bir şeydir "sevmek"?
    Nasıl bir şeydir "inanmak ve güvenmek"?
    İnsanın gözlerine, nasıl bakılır?
    Bilemedim.
    Göremedim.
    Öğrenemedim.
    Demiş miydim sizlere?
    "Annemi kaybetmiştim."
    O zaman da, "Suçlusun!
    "Korumadın!" dediler.
    Suçlulara baktım.
    Suçlular da bana baktı.
    Tek üzen, ben mi olmuştum?
    Nerdeydi onların yeri?
    Can alan mıydım?
    Can veren miydim?
    Sustum!
    Yutkundum!
    Konuşamadım!
    Ama içim paramparça oldu.

    Ben bu dünyaya geldim.
    Ama yarınlarım karanlıktı.
    Uyanınca sabah,
    Çırpına çırpına uyanırdım.
    "Yine yaşıyorum!" diyerek uyanırdım.
    Çünkü ölümle karşı karşıyadım.
    Çünkü bir pencere vardı.
    Oradan çocukları ve yaşamı izlerdim.
    Yıllarca da özgürlüğü tadamadım.
    Özgürce konuşamadım.
    Ve hala konuşunca,
    Kalbim duracak gibi oluyor.
    Tek ellerim değil;
    Dilim acıdan titriyor.
    Dilim onca sözlerin,
    Ağırlığını kaldırıyor.
    Nasıl korku içinde titremesin?
    Kime döksün kendisini, benim dilim?
    Soran olmamıştı.
    Benimle konuşan,
    Beni gerçek gören,
    Tanıyan olmamıştı.
    Utanç manzarasına bakıyorlar gibi,
    Bana bakmışlardı.
    Korkmuştum bakışlardan.
    Korkmuştum insanlardan.
    "Konuşamıyor!" diye gülmüşlerdi.
    Yine konuşmamıştım.
    Yine kendimi vermemiştim.

    Ben bu dünyaya geldim.
    Ama bir "utanç" gibi geldim.
    Bir "hiç" olmuştum.
    Kimliğim belirsizdi.
    Görünmeyen, bir insan olmuştum.
    Umursanmayan, bir insan olmuştum.
    "İyi ki doğdun!" derken bile,
    Bana bakan yoktu.
    Pastanın üstündeki mumları ben değil;
    Başkaları gözlerini kapatarak,
    Dilekler dileyerek üflüyordu.
    Demek ki; orada doğmamıştım.
    Yoktum! Yok olmuştum!
    Kime yaslanıyordu, benim başım?
    Kim paylaşıyordu, benimle yükümü?
    Sağımda ve solumda, insan var mıydı?
    Kim koruyordu beni?
    Kim okşuyordu saçlarımı?
    Okşayan var mıydı?
    Kimsem yoktu.
    Kimsesizdim ben.

    Ben bu dünyaya geldim.
    Ama yürümesini yeni öğreniyorum.
    Bak! Korkmadan bir adım attım.
    Bir hayvanı daha yeni okşadım.
    Toprağı, yağmuru, güneşi sevdim.
    Sırtımda ama alaylar, hakaretler.
    Sırtımda haksızlıklar, yalanlar ve tekmeler.
    Yaralarla, izlerle doluyum.
    İçimde de sahipsiz, korumasız bir çocuk,
    Suçsuzluğunu ispat ederek,
    Yaşamak istiyor.
    Yalnız yaşamak istiyor.

    Yazan/r: Feride Gerdelmann
  • Yaşantımın size iyi gelmeyen yanlarını kendime saklarım. Çünkü sizi seviyorum Bilge.