• Yazarın tüm kitaplarını okudum,rüyalar anlatılmazdan donra çok başarılı buldum.Güzel bir anlatım geçmişten gelen gizemli mektuplar....................
  • "içimde saklı tuttuğum
    mektuplar ve
    kurutulmuş güller..."
  • " 'Her şeye rağmen' deyimi ne güzel değil mi? 'Rağmen' de bir çatışma, bir hayat var ama 'her şey' de bir yok oluş saklı."
  • Benim hayata tutunuşum, güzel anılarla vedalaşmamamdan.... Kötüleri öteye iteleyip, güzellerini hatırlamakta saklı. Yoksa sevdiklerimin gidişlerini nasıl kabullenebilirdim ki?! İki yıl oldu babam gideli. Öyle ağır kanlı bi adamdı ki, dünya yansa bi kalbur samanı yanmaz cinsinden. Saçları uzun, nerdeyse beyazsız, dişi eksiksiz, ağrı kesici bile içmeyen, kolay hasta olmayan, hayatından şikayet etmeyen öyle sıradan bi adam. Entel sofi derdik babama dışarıdan başka görünürdü, içi ise bambaşka. Babalar bi başka oluyor zaten, sanki onların hiç derdi olmaz gibi.... Bi gün, bi kaza da ansızın gitti babam. Öyle ağırdı ki, Ben bununla nasıl baş ederim diye korktum kendimden ilk defa o zaman.... Sonra onun gidişini, onun yokluğunu, onu özleyişimi bile sevmeye başladım.... Ve baktım ki ne zaman anılarıma sarılıp uyusam, babam o gece rüyama geliyor. Bi nebze de olsa, hayalde de olsa o sarılma yetiyor. Allah'a yada dünyadan sonra bi yaşam olduğuna inananlar için zaten ayrılık yok. E bize biraz beklemek kaldıysa. Babacım sana kavuşmak, yüzlerce yılımı alsa da, böyle ayrılığa can kurban ben beklerim. Duyduğum şu hasrete şükreder, ben sana sarılacağım o günü beklerim. Bu hasreti öyle severim öyle severim ki.... Kelime bulamam anlatacak....
  • AHMET ARİFLEYLİM LEYLİM

    20 Nisan akşamı elimde okuduğum kitaplar olmasına rağmen madem bugün Anadolu Ozan’ın doğum günü dedim o zaman elimde okunmayı bekleyen Leylim Leylim’i oku dedim.Bu arada oğlu Filinta Önal doğum gününün aslında 23 Nisan olduğunu açıkladı Nebil Özgentürk’ün hazırladığı belgeselde.Ben de kitabı Edebiyatist dergisinin 16.sayısındaki Filinta Önal’la ve yapılan söyleşi ve tabi ki kendi sesinden o muhteşem şiirleri eşliğinde okudum.Okuduktan sonra üzerine bir de belgesel izledim.Bıraktığı tat eşsizdi,hüznün tarifi imkansızdı.

    Gelelim Leylim Leylim’e Ahmet Arif’in 1954’ten başlayıp 1959 yılına kadar ve en sonda 1977 yazdığı mektuplardan oluşun bir kitap.
    Körkütük aşık Ahmet Arif sevdiği kadına yazmış bu mektupları,aşkına karşılık bulma umuduyla ve yaşama tutunma umuduyla.O yıllar halkına inanmış,inançları uğruna çok büyük bedeller ödemiş,işkencelerin en ağırından geçmiş yeterince değeri bilinmemiş büyük Ozan’ın unutulmaması adına kabul etmiş Mert kadın,yüce gönüllü Hasretinden Prangalar Eskitilen Leyla Erbil,mektupların yayınlanmasını.
    Mektupların ışığında o dönemin entelektüel ortamını yayın dünyasında ilişkileri olan Forum,Ufuk’lar,Pazar Postası,Şairler Yaprağı adlı dergilerdeki yer alma mücadelesini,aşk için yanıp tutuşurken bir taraftanda Ülkesinin sorunlarını dile getirişenide görüyoruz.”Niceleri giyotinleri,ateş yığınlarına,yırtıcı hayvanlara verilmedi mi?Onlar da duyan ,arzulayan,seven bir yürek bir ten taşıyorlardı.Şimdinin ya da geleceğin insanları,gülsün-kaygısız uykulara varsın-işini,yaşamasını,dünyadaki anlam ve yerini sevebilsin diye benim acı çekmem,çıyandan,ahtapottan farksız zebaniler elinde can vermem gerekiyorsa hay hay!Bu Şeref’i verecek şansın çok cömert olduğunu sanıyorum.Değil mi?”
    Mektuplar sadece Ahmet Arif tarafından yazılanlarla kalmış,Leyla Erbil tarafından yazılan mektuplar bulunamamış.Aşkın karşılıklı olup olmadığı muamma belki de okuyucuyu cezbeden yönünde burda saklı.Biri en büyük ozan diğeri çok önemli bir yazar.
    Hayran olunmayacak gibi değil,her iki taraf adına da.

    “Gitmek,gözlerinde gitmek sürgüne,
    Yatmak,
    Gözlerinde yatmak zindanı.
    Gözlerin hani?
    Diye soruyor Ahmet Arif
    Leyla Erbil Üç Başlı Ejderha adlı kitabında,
    “Gözleri oğlumun,,,gözleri,,,gözlerinde bulurdum can tılsımımı,,,gözleri hani,,,”
    Diye cevap veriyor.
    Leyla Hanım’a mektuplarındaki hitap şekillerinin altını çizdim bolca hepsi doğal olarak şiir tadındaydı.
    Küçüğüm,sevgilim,imzası martıdan sıcak,uçan uzak martılardan daha sevimli,imzası uçan kuş,kendisi İNSAN sevgilim.Özledim diyebiliyorum ya,yeter bana.Evet ÖZLEDİM SENİ.Hastalıklar,musibetler,uzak kalsınlar sana.Yerine,ne çekeceksen ben çekeyim.Yerine,ne bela bulacaksa beni bulsun.Kadalar beni alsın.Kurban başan.Başan dönüm.Kadan alım.Cümle dünyalıkları senin ayağının dırnağına kurban ederem.Bir havan,bir tutumun var ki ab-ı hayata bile değişmem.Yiğit rahat,dobrasın.Beni hiç kırmadın.Umut,yaşama sebebi,zulme dayatma yetisi oldun bana.SENSİZ EDEMEM.
    Hemen hemen tüm mektuplarında Leyla Erbil’in ne kadar Mert,Yiğit,delikanlı,Dobra,Gözünü Budaktan Sakınmayan ve Namuslu bir kadın olduğunu vurgulamış.Bu da Leyla Erbil’e olan hayranlığımı bir kat daha artırdı.Aslında sıralamada önce Leyla Erbil okumak vardı,kitapları beni beklemekteydi ama bu da ayrıcalıklı oldu.
    Önce şiir değil benim için.Önce sen.Bu “sen”in içine 60 kilon,kaşın,gözün,tenin,gençliğin,merhabamız,sustuğumuzda aramızda,masada,havada olan isimsiz kesiklik,sonra senin o bulunmaz yiğit kalbin,hilesiz dokun...Hepsi,hepsi girer.
    sevgili ustam,ömrümün sebebi.
    Seni antabilmek seni iyi çocuklara,kahramanlara,-seni anlatabilmek seni-namussuza,yaşamayana,kahpe yalana.
    Sana dert,sana ağırlık,sana sıkıntı olurum.Nemsin be?Sevgili,dost,yar,arkadaş...Hepsi.En çokta en ilk de Leylasın bana.Bir umudum,dünya gözüm,dikili ağacımsın.Uçan kuşum,akan suyumsun.Seni anlatabilmek seni.Ben cehennem çarklarından kurtuldum,üşüyorum kapama gözlerini.