• Bir cehennem var yastığımda.
    Sigaram zehir zukkum.
    Gönlümde gizli bir vaha saklı..
    Gizli çöller arasında.
  • 528 syf.
    #okudumbitti
    #kitaptanıtım

    Saklı Vaha
    Paul Sussman
    MARTI YAYINLARI
    Sayfa Sayısı: 528

    Büyüyle mühürlendi
    Görmeye çalışanlar onu asla göremedi
    Ve yalnızca aramayanlar bulabildi

    Mısır'da geçen, tarih, gizem ve gerilim dolu bir roman. Keşke yazarın ömrü yetseydi de daha fazla benzer roman yazabilseydi...

    https://www.facebook.com/...51282/?ref=bookmarks
    SihirliFlut
    http://www.ukitap.com/u/SihirliFlut/
    https://zebramo.com/users/323273809
  • Bitmiş bir şeyin ardından koşmak nasıldır bilir misin? Zamanın içinde geçen her anın avuçlarımın yanmasına sebep olduğunu söylesem, bunun nasıl bir duygu olduğunu anlaya bilir misin? Bu durumlarda nefes almakta güçlük çektiğimi ben bilirim de, benim dışımda başka kimler bilir diye bir soruya genel bir tanımlama yaparak cevap bulabilir misin? Yağmurlu havalarda ıslanan kaç güvercin gördün hayatında? Islanmanın arınmak olduğunu düşünen kaç insan tanıdın? Yağmurdan koşarak kaçan insanların, bilmeden kendilerinden kaçtıklarını hiç düşündün mü? Kendisiyle konuşamayan insanların, yanılsama içinde olduklarını, aslında bu durumlarda insanın içine kapandığını, içine kapandığını sandığı anların da yalnızlık olarak nitelendirildiğini söyleyen birilerini tanıdın mı? Yalnızlık, yalnız yapabileceğini düşünen insanın kendisiyle konuşması olabilir mi? İnsan kendisiyle konuşuyorsa, bir mana da düşünüyordur diyebilir misin?
    Yazmaya başladığımda henüz havanın soğukluğu sıfırın altına düşmemişti. Ocakta yanan odunların alevi ve çıtırtısı havanın kararmasıyla birlikte daha bir yükselişe geçmişti. Odunların çıtırtısını dinlemek için bile insan yaşamalı bence. Dünyada var olmanın tadını tüm olumsuzluklara rağmen çıkarmasını bilmeli insan. Acıların en büyükleri bile, ızdırap ile dolu bir mey içmek gibidir belki de. Zamana sıkıntılarını akıtamayanlar, -benim gibi olanlar- ruhun belli bir noktadan sonra bedenden çıkıp gitmesi için kapı açanlardır. Bir güvercin gibi kanat çırpacağım birazdan. Alevlerin sıcaklığıyla damarlarımda gezecek sıvının soğukluğu nasıl bir hissiyat uyandıracak bilmiyorum, bilmeye başladığım andan itibaren tüm bildiklerimle birlikte sır olacak her şey. Bu satırları sen okuyabilecek misin, bilmiyorum ve bu konuda da bu saatten sonra her hangi bir kaygı içinde bulunmuyorum. Vakit geldi. Yaşamımda geçeceğim en uzun uyku sürecini tadacağım şimdi. Ta ki, İsrafil’in Sur a ikinci defa üfleyesiye kadar sürecek derin bir uyku. Hoşça kal dünya.

    Aklımdan bir türlü çıkmayan cümleleri gün içerisinde kaç defa okumuştum. Nedenini bilmediğim bir hüzün kaplamıştı içimi, bu kâğıtta yazılanların meydana getirdiği tecessüs dışında yaşamımla bağlantılı bir şeyler vardı sanki. Sözler benim tarafımdan yazılmış da kendimden bir parçayı kaybedip bulmuşum gibi. Kaybettiğim bir şeyi bulduğumda çok geç kaldığımı anlamışım gibi. Şimdi düşündüğümde alın yazısı denen şeyin, bizim oynamamız gereken oyunun sahnelerini birer birer yazdığını anlıyorum. Milyarlarca oyuncudan biri olarak bana düşen rolü oynuyordum. Göremediğim, ama hep hissettiğim o büyük yönetmenin, üzerinde çalışma fırsatı tanımadığı belki de farkında olmadan hep üzerinde çalıştığım bana biçilmiş, bana uygun olup olmadığını bilmediğim rolü diğer oyuncular gibi oynamaktan başka seçimim olmadığını biliyordum. Kaçıncı sahnenin çekildiği, kaç tane daha sahnenin beni beklediğini bilmediğim büyük film de –adı galiba hayat olacak- her gün oynamaktan vazgeçmemekle amacıma ulaşabileceğimi umuyordum. Neydi ki amacım? Hayatın manasını anlamak için düşünmek mi? Elimdeki defterin sayfalarını çevirdikçe yıpranmışlık hissediliyordu, rutubet kokusu genzimi yakmıştı. Her sayfadaki tozları, elimle bir çocuğu okşar gibi, yumuşacık hareketlerle siliyordum.

    Bu satırları okumaya başladığın andan itibaren ben diye bir şey kalmayacak. Ben, senin içinde ben olacağım. Olmalıyım, olabilmeliyim, bu benim son ödevim. Direnme, ön yargı ile yaklaşma, ab-ı hayat özlemi içinde olamayanlar, tutunamayanlar ve ben, anlık mutluluklar peşinde koşan ezikler, ezilmişler. Bu tavrı itici bulma, kinci gözle olaya bakma, sen de kim oluyorsun asla deme. Bunlar uyarı değil, bunlar yaşanmışlıklar değil, bunlar yaşadığımı sandığım anlardan arta kalanlar. Yitirdiğimiz cennetin peşinde koşmayı öğrenemeyenler, önemsemeyenler, hatta tüketmekle tükenmek arasındaki farkı idrak edemeyenler, siz şöyle kenarda durun, hepsi bende saklı, saklı zannettiğim günahlar, artık içimde…
    Şeytan her yerde! Mitolojik bir arayışa gerek yok, efsaneye yer yok. Çok gerilere gitme, Cleopatra, Marie Antoinette, Padme Amidala, Turuvalı Helen, Kösem Sultan, Anne Boleyn ve adını bilmediğimiz daha binlercesi. Onlar şekilden şekle girerler, ıssız bir karanlığın içinde ıslık çalarak seni beninden alırlar, bensiz bir kenara bırakırlar. Cesaretlendirirler, ayaklarını yerden keserler, şehvetin içinde yüzmesini öğretirler. Endorfin hormanı onların içinde bir salgı değildir, bilakis onlar endorfinin ta kendisidir, onların ruhu endorfinin hammaddesidir ve senin ruhunun emicisidirler. Bir kene gibi kanını değil, ruhunu emerler. Ruhsuz bir kan, kan değildir. Sadece renkten ibaret bir sıvı dolaşır damarlarında, kalbinin pompaladığı sıvı artık kan değildir; mutsuzluk, umutsuzluk ve bir adım ötesi ruhsuzluktur. Ruhsuz bir beden ölmüş insan demektir. Bir bakmışsın Zombi gibi sokaklarda yürüyorsun, bu andan itibaren asla adrenalin üst seviyeye çıkmaz, vücudun hiçbir zaman kasılmaz, gerginleşmez, nefes alış verişin sıklaşmaz ve nabzın yükselmez dolayısıyla şehvet denizi kurumuştur. Bir alt sekmede tutku gölü çekilmiş, daha alt sekmede aşk nehri akmıyor demektir. Artık içindeki beni kaybetmiş bir halde uçsuz bucaksız çöllerde suya, kadına, aşka ve yaşama susamış şekilde bir vaha arayarak ömrünü geçirmeye çalışırsın. Tüm bunları asla aklından çıkarma, kendini de çok akıllı sanma. Şimdi sadece oku!
    ihtiyar - geçici insan masalları
  • Sadece çetin fiziksel ve zihinsel çabayla ulaşılabilecek o baş döndüren düzlüğe henüz çıkamamış olmanın belli belirsiz hayal kırıklığını hala hissediyordu. Öte yandan durduğu yerden manzara o kadar muhteşemdi ki hayattan kopmuş olma duygusu, zorlu bir tırmanışın eksikliğini affettiriyordu.
    Paul Sussman
    Sayfa 39 - Martı
  • Bu satırları okumaya başladığın andan itibaren ben diye bir şey kalmayacak. Ben, senin içinde ben olacağım. Olmalıyım, olabilmeliyim, bu benim son ödevim. Direnme, ön yargı ile yaklaşma, ab-ı hayat özlemi içinde olamayanlar, tutunamayanlar ve ben, anlık mutluluklar peşinde koşan ezikler, ezilmişler. Bu tavrı itici bulma, kinci gözle olaya bakma, sen de kim oluyorsun asla deme. Bunlar uyarı değil, bunlar yaşanmışlıklar değil, bunlar yaşadığımı sandığım anlardan arta kalanlar. Yitirdiğimiz cennetin peşinde koşmayı öğrenemeyenler, önemsemeyenler, hatta tüketmekle tükenmek arasındaki farkı idrak edemeyenler, siz şöyle kenarda durun, hepsi bende saklı, saklı zannettiğim günahlar, artık bende, sende, içimizde…
    Şeytan her yerde! Mitolojik bir arayışa gerek yok, efsaneye yer yok. Çok gerilere gitme, Cleopatra, Marie Antoinette, Padme Amidala, Turuvalı Helen, Kösem Sultan, Anne Boleyn ve adını bilmediğimiz daha binlercesi. Onlar şekilden şekle girerler, ıssız bir karanlığın içinde ıslık çalarak seni beninden alırlar, bensiz bir kenara bırakırlar. Cesaretlendirirler, ayaklarını yerden keserler, şehvetin içinde yüzmesini öğretirler. Endorfin hormanı onların içinde bir salgı değildir, bilakis onlar endorfinin ta kendisidir, onların ruhu endorfinin hammaddesidir ve senin ruhunun emicisidirler. Bir kene gibi kanını değil, ruhunu emerler. Ruhsuz bir kan, kan değildir. Sadece renkten ibaret bir sıvı dolaşır damarlarında, kalbinin pompaladığı sıvı artık kan değildir; mutsuzluk, umutsuzluk ve bir adım ötesi ruhsuzluktur. Ruhsuz bir beden ölmüş insan demektir. Bir bakmışsın Zombi gibi sokaklarda yürüyorsun, bu andan itibaren asla adrenalin üst seviyeye çıkmaz, vücudun hiçbir zaman kasılmaz, gerginleşmez, nefes alış verişin sıklaşmaz ve nabzın yükselmez dolayısıyla şehvet denizi kurumuştur. Bir alt sekmede tutku gölü çekilmiş, daha alt sekmede aşk nehri akmıyor demektir. Artık içindeki beni kaybetmiş bir halde uçsuz bucaksız çöllerde suya, kadına, aşka ve yaşama susamış şekilde bir vaha arayarak ömrünü geçirmeye çalışırsın. Tüm bunları asla aklından çıkarma, kendini de çok akıllı sanma. Şimdi sadece oku!

    (ihtiyar - yitik bedenler)