Çoktandır ağzıma değmemiş sana gelmek
Uzun bir bardakta
Beyazlara bürünen hasretin
Cigaramı ateşleyen kibritin sesinde
Çoğu kez yalnız
Dişime vurduğum cam sesinde bulurum...
Sonra çay gelir
Susar
Dilim
Yüreğim konuşur...
Kısacık cümle
Yıllardır bir nefeste söylenmeyi bekleyen
Islanmadan, kurumadan
Solmayan dilimin altında yaşayan...
O mekan!
O masa!
Neredeyse o şanslı
Garson,,,;
,;"İki çay verir misin"...
“gri gri gri…
sabah, sis, yağmur
bulut, bakış, hatıra
ben de bir şarkı yoktu sen okudun
bir ayna yoktu bende sen baktın
bereketli toprakların uykusunda bir köktüm
senin bakışınla yeşerdim yağmurlar yağmadan
gözlerinde bir şimşek çaktı bakışlarım ıslandı
yanakların yağmurdan ıslak, gözlerin güneşli
kurtlar doğuruyor, kuzuları kollayayım
sen gözlerinle beni okşasan
çoban değneğim tesirli bir silah olacak
sen gözlerinle beni okşa
çoban değneğim tesirli bir silah olacak
savaş bitince senin için taze incirler toplayacağım
seninle kalacağım
seninle okuyacağım
ve seni güneşli hayranlığında öpeceğim
eğer bulutlar izin verirse…”