Samet İlboz

"Psişenin yaşayan dokusundan tekil bir arketipi söküp almak hemen hemen umutsuz bir girişimdir; ama iç içe geçmişliklerine rağmen, arketipler sezgisel olarak algılanabilir anlam birimleri oluştururlar. Psişik yaşamın birçok ifadesinden biri olan psikoloji, kendi paylarına arketipik yapılardan türetilen ve böylelikle daha soyut türden mitler üreten fikirlere işler. Dolayısıyla psikoloji, mitin arkaik dilini modern bir mit temasına tercüme eder -tabi ki henüz böyle olduğu bilinmez- ve bu da "bilim" mitinin unsurlarından birini teşkil eder."
Reklam
"İlkel insan için kendisi bir bulmaca ya da şaşkınlık kaynağı değildir. "İnsan nedir?" sorusu insanın daima sona sakladığı sorudur. İlkel insanın bilinçli zihninin de dışında o kadar psişe yatar ki, dışındaki psişik bir şeyin deneyimi onun için bize olduğundan çok daha aşinadır. Bilincin psişik güçler tarafından kösteklenmesi, güç verilmesi, tehdide maruz kalması ya da sanrılara düşürülmesi insanlığın kadim bir deneyimidir. Bu deneyim kendini -insanın bütünlüğünü ifade eden- çocuk arketipine yansıtmıştır. "Çocuk" terk edilmiş ve açıkta kalmış ama aynı zamanda tanrısal güce sahip tüm şeylerdir; önemsiz, şaibeli başlangıçtır ve muzaffer sondur. İnsandaki "ebedi çocuk" betimlenemez bir deneyimdir, bağdaşmazlıktır, bir sakatlıktır ve tanrısal bir imtiyazdır; bir kişiliğin nihai değerini ya da değersizliğini belirleyen bir ölçülemezliktir."
"..."Çocuk"un boyutu ve yenilmezliği, Hint anlayışında atman doğasıyla bağlantılıdır, ki bunun karşılık geldiği şey de "en küçükten küçük, en büyükten büyük" motifidir. Bireysel bir fenomen olarak Kendilik, "en küçükten küçük"tür; kozmosun tekabülü olaraksa "en büyükten büyük"tür. Dünyanın karşı kutbu, onun "saltık diğeri" olarak görülen Kendilik tüm ampirik bilginin ve özne-nesne bilincinin 'sine qua non'udur. Yalnızca bu psişik "diğeri" sayesinde bilinç mümkündür. Kimlik ya da özdeşleşme bilinci mümkün kılmaz; yalnızca ayrılma, kopma ve karşıtlık aracığılıyla ızdırap dolu karşılaşma eylemi bilinç ve içgörüyü meydana getirir. Hindu içe bakışı, bu psikolojik gerçeği çok erken tanıdı ve bilişsel özneyi genel olarak ontolojinin öznesiyle denk gördü. Hint aklının baskın olarak içedönük tutumuyla uygun olarak, nesne mutlak gerçeklik vasfını kaybetti ve bazı sistemlerde de salt yanılsama halini aldı. Yunan-Batı tipindeki zihin, kendini dünyanın saltık varoluşu inancından özgürleştiremedi - fakat bunun bedeli olarak Kendilik'in kozmik anlamını kaybetti. Bugün bile Batı insanı, ampirik evrenin karşı kutbu olarak aşkınsal bir bilişsel öznenin psikolojik gerekliliğini görmekte zorlanmaktadır; oysa ki Kendilik ile karşı karşıya bir dünya koyutu, hiç değilse bir 'düşünme noktası' olarak mantıki bir gerekliliktir.
"...Ama insanın kendini köklerinden koparma kabiliyeti olduğu gibi, tehlikeli tek yanlılığıyla hiç sorgulamadan felaketlere de sürüklenebilir. Köstekleyici ideal her zaman daha ilkel, daha doğacı (hem iyi hem kötü anlamda) ve daha "ahlakçı"dır, zira yasaya ve geleneğe sadakatinden taviz veremez. İlerlemeci idealse daima daha soyut, daha doğadışı ve daha az "ahlakçı"dır, zira geleneğe ihanet talep eder."
"Çocuklar yetişkinin olduğu şeyle öğrenir, söylediği şeyle değil. Sözlere olan şu yaygın inanç, hakiki bir zihin hastalığıdır, zira bu tür bir batıl inanç insanı daima temellerinden uzaklaşır ve moda olan slogan her neyse insanları tehlikeli biçimde bununla özdeşleşmeye cezbeder. O esnadaysa sözüm ona "ilerleme" tarafından üstün gelinen ve geride bırakılan her şey bilinçdışının gitgide derinine batar, ve bundan da en sonunda 'kitleyle özdeşleşme' şeklindeki ilkel koşul yeniden doğar. Beklenen ilerleme yerine, şimdi bu koşul gerçekliğe yerleşir."
Reklam