Samet

Samet
@sametkorpe
Beklemek kadar kötü Bekleyecek kadar iyi
Bu iki yabancı birbirlerinin yanından geçerken selamlaştılar. Sıradan, basit bir selamlaşmaydı. Gökteki güneşle ilgili bir laftan ibaretti. Biri diğerine bir şey söyledi, gülümsediler ve an geçip gitti. Ne olağanüstü bir olaydı! Kimse fark etmedi benden başka. Ne müthişti! Birbirini daha önce hiç görmemiş ve muhtemelen bir daha hiç görmeyecek iki kişi. Ama içtenlikleri, tatlılıkları, uçup giden hayatın uçup giden tek bir anını paylaşmaları... Sanki biri diğerine bir sır fısıldamıştı. Bir sevgi türü müydü bu? Peşlerinden gitmek, dokunmak, ne kadar sevindiğimi söylemek istedim. Kulaklarına fısıldamak istedim: “İşte bu! İşte bu!”
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Zekâ ne kadar yüksekse ıstırap çekme ihtimali o kadar büyüktür.
Çoğu ölümsüzlük özlemi çekiyor. Ebediyetin anlamını bilmemelerine rağmen ebediyen yaşamak istiyorlar.
Cansız maddeyle başlıyorsunuz, kendi başına, diğer ölü şeylere çarpışıp sarsılmaya bırakıyorsunuz, gelişigüzel olaylarla değişmesine ve evrilmesine izin veriyorsunuz ve birden arka ayakları üzerine dikilip, “İşte buradayım. Siz kimsiniz?” diyor.