• Ve anlatamayacağın, dillendiremeyeceğin şeyler yaşarsın bazen. Kimsenen haberi olmaz. İçinden geldiği gibi susarsın kendine. Bazende konuşursun ama nereye kadar sürer böle? İnsan kendine sorduğu sorunun cevabını bilmiyorsa en samimi halini yaşar demektir.
    Kalbinde bulduğunu yanında bulmaması acıdır ama muhakkak daha acı şeylerde olur hayatta...
    Lakin konu aşksa diğer acıları bir an da olsa unutuverir insan. Başka tarafa bakıyor çünkü... Kimsenin görmediği bir şey görmüştür, kendini bir kez daha keşfetmiş, belki de bir kez daha değil bu ilk keşiftir.
    Sahi nedir keşfetmek? Kabullenmek midir biraz? Hani şu için de olanı, söz geçiremediğini kabullenmek de bir keşif midir? Baş edemeyeceğini düşündüğün bir his de keşiftir ve insa en çok kendinin kâşifidir ama bunu sonradan öğrenir. İş işiten geçtiğinde...
    Uyanır yeni sabahlara, dilinde küçük bir yanma olur... İçimde tuttuklarım dışımı sarsada o beni sararmıydı diye düşünür. Vazgeçer sonra bu hissiyattan, belkide ölene kadar bu hisle yaşar.
    Gülümser tutkulu kalmış yarınlarına bir şarkının notaları eşliğinde... Üzülür sanki o gün hiç deniz görmemişçesine... Yaşar bir önceki günü unutup bir sonraki günü hayal etmeden. Ve büyür içindekini dışına attığında... Bir şiir nesir olup kâğıda aktığında...
    Yarınım ol. Dünler sadece dün ve düşünme artık sen benim ol. Bir cümle yaklaştırırsa bizi sen tam da o cümle ol ama benden bir nokta koymamı bekeleme. Sonlar filmlerde olur, sen benim son anım değil soyağacım ol.
    Ve küçük adam uyanır. Sanki bütün şiirler başkalarına yazılmış, bütün aşklar başkalarınmış gibi...
    Ahmet Batman
    Sayfa 142 - Destek yayın evi
  • 96 syf.
    ·Beğendi·10/10
    "Her gününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın,
    çünkü bir gün gerçekten öyle olacak"
    Yasama en büyük anlamı katan olgu kesinlikle.Büyük alim Haris El Muhasibi'nin ruhuna öncelik rahmet diliyorum.

    Kimse esit doğmaz belki ama herkes eşit ölür işte onun için ölüm,acı bir son değildir
    hayatimizin yegane adil baslangici ve biricik firsat eşliği olarak görüyorum.
    kimileri için uykudan uyanmak.. kimileri için ebedi uykuya dalmak... karar sizin yani

    Aslında tuhaf olan;
    yasarken akla pek gelmeyen ,yasamla arasindaki anlam bakimindan uzakmis gibi gozuken ama aslinda yanibasimizdaki goremedigimiz bize en yakin olan durum basa geldiğinde sevdiklerinizin ya da başkasının zaman idraki oluşuyor.

    Düşünüyorum da yaşamın olumsuzlamasıdır ölüm. onun sayesinde yaşamın değerini anlar insan. hani insan bir şeyin gerçek değerini kaybettikten sonra anlar ya, işte ölüm de yaşamın değerini anlatır böyle. ama bir tek farkla, bunu ölümü yaşayan kişiye değil ölümün ardından bakanlara, geride kalanlara anlatır. merhumun yakınları o ölümde kendi ölümlerini görürler, nasıl öleceklerini düşünürler...duygularında samimi olanlar ölecekleri gerçeğini hiç unutmadan yaşamaya devam ederler ve huzur içinde hazırlanırlar o güne, timsah gözyaşı dökenler de yaşarlar ama ölümden kaçarcasına ve korkarak...

    işte ölüm, kimine göre bir son kimine göre bir başlangıç...oysa ölüm hem son hem de başlangıçtır...
    Dünyada rahat ve huzurlu yaşayanların en çok korktuğu olgudur yine..

    Kitaba gelirsek Ölüm ancak böyle anlaşılabilirdi anlatılırdı okurken hep hayal ettim ve korktum hüzünlendim cennet ruyatullah konuları karşısında sevindim anlatım çok güzeldi . Okuduğum Hadis ve ayetlerle, insanın öldükten sonra yaşayacağı durumları anlatan ve insanı sanki ölmüşçesine etkileyen bir kitap olduğunu gördüm Ölmüşçesine kelimesi belki biraz garip gelebilir fakat kendinizi o durumda hayal etmeye çalışıyorsunuz .. İnce bir kitap ama oldukça sarsar ve ölüm için hazırlığı sağlar.Zaten güzel olan da bu ölüme hazırlıklı olma haline hazır etmesi..Bu konuda hatrıma okuduğum şu bölüm düştü şimdi;

    Ölüm o kadar kat’î ve zâhirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek. Bu hapishane nasıl ki mütemadiyen çıkanlar ve girenler için muvakkat bir misafirhanedir; öyle de, bu zemin yüzü dahi acele hareket eden kàfilelerin yollarında bir gecelik konmak ve göçmek için bir handır. Herbir şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm, elbette hayattan ziyade bir istediği var.
    Bediuzzaman Said Nursî hz.("İkinci Meselenin Hülâsâsı", Asa-yı Mûsa)

    Ayrıca Sokratesin felsefesinde geçtiği gibi
    "aslında, ölümün ne olduğunu, hatta belki de insanoğlu için mutlulukların en büyüğü olup olmadığını hiç kimse bilmiyor. yine de insanlar, ölüm sanki kötülüklerin en büyüğüymüş gibi bundan korkuyorlar."

    Kitabi okurken Yahya kemal beyatlınin Sessiz gemi şiirini ara verirken okudum daha da etkili oldu..

    Kitaptan birkaç alıntı yapmak istiyorum ;

    Bir bahçıvan, binbir emek ve özenle kurduğu bahçesini ateşe verip yok eder mi? Meyvelerini çukurlara doldurup çürümeye terk eder mi? Öyleyse, Allah da şu evreni daha güzel ve sonsuza dek sürmesi için ahireti getirecek. Çiftçi, çürüyüp yok olsun diye tohumu toprağa saçmaz. Filizlenip boy atsın diye tarlaya eker. İnsan da ölüp toprağa girer. Fakat çürüyüp yok olmak için değil. Ahirette, yepyeni ve sonsuz bir hayata gözünü açmak için.(syf/ 10)

    Cennet gönlü kırıkların sevincidir.(syf/96)

    Düşün bir kere! Mahşerin o kalabalığı içerisinde Allah seni affetmiş.(syf/72)

    Rabbinin sevmediği ve razı olmadığı şeylerden vazgeç. Böylece belki, O da senden razı olur. Aklınla O'na sığın ve günahlarını bağışlamasını dile ki, seni affetsin. Korkusundan ağla ki, sana merhamet edip kusurlarını bağışlasın. Hiç şüphesiz tehlike büyük, bedenin zayıf ve ölüm ise sana çok yakındır.(syf/63)

    Hangi sevinç, Aziz ve Celil olan Allah’ın rızasından duyulandan daha büyük olabilir ?(syf/50)

    Allah ona şöyle buyurur:
    Ey Ademoğlu! Benim hakkımda seni ne aldattı? Ey Ademoğlu! Benim için ne amel işledin? Ey Ademoğlu! Benden ne kadar hayâ ettin? Ey Ademoğlu! Peygamberlere ne cevap verdin? Ey Ademoğlu! Sana helal olmayana bakarken Ben gözlerinin üzerinde gözcü değil miydim? Sana helal olmayan şeyleri dinlerken Ben, kulaklarının üzerinde kontrolcü değil miydim? Ey Ademoğlu! Sana helal olmayan şeyleri söylerken Ben, dilinin üzerinde murakıp değil miydim? Sen ellerinle helal olmayan şeyleri tutarken Ben, onların üzerinde gözcü değil miydim? (...) Yoksa sana olan yakınlığımı ve sana gücümün yettiğini inkar mı ettin?(syf/48)

    Cehennemin iç çekiş ve kükreyişi esnasında mahlukatın birbirine karışan ağlama sesini bir düşün!

    Rabbim hepimize güzel bir ölüm nasip etsin yaşamımızda idrakini oluştursun olmeden önce olmek nasip olsun..

    KITABI OKUYUN OKUTUN..
    Iyi okumalar
  • "Samimi bir acı, sahte bir mutluluktan daha kötü olabilir mi gerçekten?"
  • 250 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Hasan Ali Toptaş'ın okuduğum ikinci kitabı..
    Dili çok sade, anlatımı güzel. İnsanın içine işleyen, naif bir anlatımı var. Sıcak, samimi, bizden bir kitap gerçekten..
    Çok sürükleyici değildi kitap ama yine de kendinizi kitabın içinde hissediyorsunuz.. Duygu yüklü bir kitap..
    Kitapta baba-oğul ilişkisi, bir oğulun gözüyle anlatılmış. Uzun yol şoförü olan bir babanın ailesini sık sık yalnız bırakması, bu uzun ayrılıkların aileyi nasıl etkilediği anlatılmış. Çok ayrıntıya girmiyorum, kitabın okunma olasılığı azalmasın..(:
    Tavsiye ederim. İyi okumalar..(:

    "Öyledir, dedi Zübeyir; bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor.." (s. 167)

    "...Kimse konuşmadı bir müddet, kendisinden başka hiçbir şeye benzemeyen tuhaf bir sessizlik evin içinde acı acı uğuldadı durdu. Her şey kendi görüntüsünün içinde görüntüsünü bir milim bile eksiltmeden gizlice yanmış ya da her şey kendi sınırlarının dışına çıkarıldıktan sonra kocaman bir kalınlık oluşturan ince titreşimler eşliğinde yeniden eski yerine konmuş gibiydi o sırada. Ya da genişliği ve derinliği dünyanın dışına taşan ulu bir rüzgar gelip oracıkta donmuş gibiydi.." (s. 245)
  • Samimi bir acı, sahte bir mutluluktan daha kötü olabilir mi Gerçekten?
  • Samimi bir acı, sahte bir mutluluktan daha kötü olabilir mi