• Ilk gençlik yıllarımda güzel ve esrarlı bulduğum kızların yanında,ancak samimi olursam huzur bulabilmek gibibir zayıflığım vardı.Otuz yaşımda bu içtenlik ve saflıktan kurtuldum zannediyordum,yanılıyormuşum.
  • 464 syf.
    ·1 günde·8/10
    İki şehrin hikayesi öncelikle sizi bir zaman makinesine koyup 1800 lerin paris ve londrasına götürüyor. İnsanların sefalet içinde yaşamaları aristokratların açlığa mahkum ettikleri bu insanların onurunu nasıl hiçe saydıkları onları bir böcek gibi nasıl ezdikleri Dickensin şahane akıcılığıyla birleşiyor ve kitabın içindeki o mazanlara el uzatmak onlar için yakıcı bir üzüntü hissetmek işten bile olmuyor. Asıl çatışma burada başlıyor kitabında içinizi ciğerinizi parçalayan o insanların sıra onlara geldiğinde nasıl acımasız insanlara dönüştüğünü görüyorsunuz ve artık duyduğunuz üzüntü onlara karşı bir acıma "yazıklar olsun size" serzenişlerine dönüşüyor.
    Kitapta bazı noktalarda bana göre fazla zorlama bulduğum rastlantısal durumlar var.
    -----Spoiler içerir----
    Örneğin kitaptaki mezar kazıcısının barsad pisliği ortaya çıktığında öldüğünü iddia ettiği cly denilen kişinin mezarını kazdığı için aslında ölmediğini ortaya çıkarması fazlasıyla zorlama bir rastlantı bence hemde barsadın mss prossun kardeşi solomon olması vs.
    Bunların dışında kitaptaki kahramanlarımız fadekar cömert sevecen mücadeleci yardımsever ve samimi iyi ile kötünün keskin çizgilerle karakterize edildiği kitapta herkesin oynayacağı rol belli aslında tahmin etmek zor değil. Örneğin miss defargenin yaptıkları insanı hiç şaşırtmıyor çünkü karateri buna çok müsait. Yani ters köşe durumlar yok.
    Tüm bu tahmin edilebilirliğe rağmen olay örgüsü çok güzel işlenmiş bu yüzden insanı tutuyor ve bırakmıyor.
    Dickens bize bu kitabıyla hareketli bir fransız ihtilali tablosu bırakmıştır. İyi okumalar.
  • 400 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Ve 2019’un en iyi kitabının yorumuyla geldim. Tek kelimeyle muhteşemdi!
    Aradığım her şeyi bulduğum bir kitap okumayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki anlatamam. Kitaba başladığımda aslında biliyordum. Bazen insan çok seveceğimi hissediyor bence. Her bir karakteri o kadar fazla sevdim ki. Kurgusu, yazarın o hisleri tek tek içime işlemesi... Her şeyine aşık oldum.
    Beni mutlu ederken bir yandan kalbimi kıran ama aynı zamanda huzurlu bir anlatıma sahip kitapları özlemişim. Hâlâ zamanımız varken ilaç gibi geldi.
    İki kişi. On fırsat. Unutulmaz bir aşk hikâyesi.
    Aslında iki kişi diyemem. Lu ve Jack’in on yıl boyunca hayatlarına giren yada var olan herkesi aşırı sevdim. O kadar gerçek hissettirdiler ki. Mutlu olduklarında, üzüldüklerinde, hata yaptıklarında, doğru ve yanlış kararlar aldıklarında başlarına ne geldiyse her birinin verdiği tepkiler o kadar gerçekti ki, hepsinde; “işte bende olsam böyle yapardım,” dedim.
    Belkide bu yüzden bu kadar samimi hissettirdi. Tüm karakterler doğru ve dürüsüt olabilir. Hepsi hata yapabilir. Mutlu veya kötü anılar biriktirebilir. Ama ne olursa olsun her biri bunları kendi kararlarıyla yaşadı. Araya giren yok. Aldatma, yalan yok. Her ne yaşadılarsa iyisiyle kötüsüyle hepsi kendi kararlarını vererek yaşadı.
    Koca on yıl! Bilmiyorum hala duygulanıyorum. Çünkü çok fazla sevdim. Kesinlikle bir kez dana okurum, biliyorum.
    Kesin önerim!
  • 548 syf.
    ·28 günde·10/10
    Kitabı okurken ve sonrasında aslında Livaneli hakkında ne kadar az şey bildiğimin farkına vardım. Oysa “Memik Oğlan”la “Güneş Topla Benim İçin”le “Karlı Kayın Ormanında”yla büyüyüp “Gün Olur”la “Ey Özgürlük”le lisede ruhumu özgürce uçurup “Saat 4 Yoksun”la ilk yetişkinlik acılarımı yaşadım.
    Kitaplarıyla tanışmam biraz geç oldu.
    Bu otobiyografisinde diğer kitaplarındaki gibi samimi bir dil kullanmış. Ayrıca birçok başlık altında yazması kitabın akıcılığını güçlendirmiş.
    Okurken altını çizdiğim çok yer oldu; kendimi bulduğum, kendimi bulmak istediğim. Evet o içimizden biri belki de bu kadar seveninin olmasının nedeni budur. Ve benim onu bu kadar sevmemin.
    Eğer Livaneliyi daha önce okumadıysanız ya da yeni yeni okumaya başladıysanız öncelikle “Sevdalım Hayat”ı okumanızı tavsiye ederim. Çünkü göreceksiniz ki bugünlere kolay gelmemiş. Elinize aldığınız her kitabını ya da dinlediğiniz her müziğini nasıl zor koşullar altında yazdığını yaptığını anlayınca sizin için de daha anlamlı olacaktır.
  • 256 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Esefle kınayarak okuduğum,hicap duyarak yazdığım inceleme yazılarımdan olacak.Bundan dolayı çok üzgünüm.
    Çok değerli bulduğum bir şair muhterem beyefendi Yavuz Bülent Bakiler.Altmış bir yıldır kalem tutan ve Türk edebiyatına türlü hizmetlerde bulunmuş değerli bir kalemi eleştirme haddini kendimde bulamıyorum.Onun için duygu ve düşüncelerimi ifade ederken elimden geldiği kadarıyla objektif,realist ve samimi olmaya gayret sarf edeceğim.Ola ki;kalemim şaşar,dilim noksan gerçekleri söyler;affola.
    Yavuz Bülent hocam kitabında, cumhuriyet tarihini sorgulayan,yorumlayan gözlemci bir bakış açısıyla tarihe not düşerken ve ışık tutarken zannediyorum tarafsız kalma noktasında epey zorlanmış.Atatürk'ten,Kazım Karabekir'e,Fevzi Çakmak'tan,Adnan Menderes'e,Osman Bölükbaşı'dan,Muhsin Yazıcıoğlu'na değin tarihi şahsiyetleri irdelemiş ve inceleme fırsatı bulmuş.
    Siyaset,kültür ve edebiyat dünyamıza ışık tutarken söyleyeceklerini eğip bükmek yerine;esaslıca,yiğitçe ve büyük bir açık yüreklilikle ifade etmiş ki,onun dünya görüşüne ve prensiplerine sahip bir düşün adamından ve kalem erbabından elbette ki bu destur beklenirdi.Lakin kendisinin de ifade ettiği gibi cumhuriyet tarihi okumalarını kısıtlı tutmuş olmasına rağmen ve bu konuda işin ehli olmadığını kitapta kendisi adına dile getirmesine rağmen o kadar net yargılarda bulunmuş ki,bu beni ziyadesiyle şaşırttı.Okuduğu kaynakların taraflı olduğunu düşünüyorum.Ve kendi ideolojisi ekseninde olayları değerlendirdiğini düşünüyorum.Okuduğu kaynakları dipnot olarak belirtmiş ve araştırdım.Genelde Türkçü ve İslamcı kaynaklardan beslenmiş.İdeolojik görüşü de bu çizgide evrilmiş zaten.
    Komünizme karşı açtığı aleni savaş ve komünizme yönelik net ifadelerle(çağın yüz yıl gerisinde kalmış kalın kafalılar,dinsizler,vatan hainleri,Moskova uşağı)vb.benzetmelerini kendisine hiç yakıştıramadım.Komünist olduğum için değil yakıştırmama sebebim,o da ayrı bir konu.Anti-komünist düşünceler içerisindesindir anlarım,türk milliyetçiliğini(bana göre faşistlik)benimsersin anlarım,ama yalnızca siyasal islamcı ya da ülkücü şahsiyetlerin 60-80 ihtilallerinde yaşamış olduğu mağduriyeti anlatıp sanki ihtilalden yalnızca sağ fraksiyon etkilenmiş,darbenin asıl müsebbibi sol fraksiyonmuş gibi davranırsanız bu sizin güvenilirliğinize ve samimiyetinize olan inancımıza gölge düşürür sevgili hocam.
    Benim her inanca saygım var diyorsunuz satırlarınızda,buna inanmak da istiyorum aslında,ama hiç yardımcı olmuyorsunuz bana:Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünün ardından ülke adına üzücü bir kayıp diye bakan da bizdik(ki Yazıcıoğlu'yla aynı ideolojiyi paylaşmıyorum)ya da 80 ihtilalinde türlü eziyetlere maruz kalıp idam edilen Mustafa Pehlivanoğlu'na saygı duyup üzülen de bizdik,(siyasal İslamcı da değilim),ama siz tarihi şahsiyetlerden örnekler verirken hep ülkücü ya da islamcı camiadan örnekler verip ve de bu örnekleri verdikten sonra,biz doğruyuz herkes eğri;düzeni,nizamı biz getireceğiz derseniz ben sizin samimiyetinizden şüphe ederim hocam.Bu arada ben KOMÜNİST'im ve sizin korktuğunuz,türlü hakaretler ettiğiniz ve ucube diye tanımladığınız ideolojiye inanıyor olmakla övünüyor ve gurur duyuyorum.Orak ve çekiç,size tarım ve hafif sanayiyi hatırlatabilir fakat bizim için emperyalizmin kara siyasetinin haddinden fazla büyümüş kafasına vurulacak en sahici ve şiddetli cevabı hatırlatır.
    İncelememin sonuna gelirken hocama yönelik son sözlerimi şu sözlerle noktalamak istiyorum:Biz komünistler sizin kitabınızda anlattığınız gibi tahammülsüz,hoşgörüsüz,merhametsizcahil,kaba,uşak kimseler olsaydık,verdiğiniz emeğe saygı duyduğumuz için kitabın son sayfasına kadar bizlere etmiş olduğunuz hakaretleri ve saygısızlıkları bu kadar büyük bir sabırla,olgunlukla,ferasetle ve en önemlisi sizi samimiyetle anlamaya çalışarak okumazdık.Biz sizin ideolojinize karşı kitabın son sayfasına kadar ağır ithamlarda bulunup türlü haksızlıklar yapsak siz bu denli sabırla ve olgunlukla bizi anlamaya çalışır miydiniz acaba,orası tartışılır hocam.
    Kimin fikirleri daha samimiymiş bence bunu tartışmayalım.
    Son söz:Fikirlerinize katılmıyorum ama düşüncelerinizi ifade edebilmeniz için canımı veririm.
    Saygılarımla...
  • 400 syf.
    Artık farklı limanlara açılmanın vakti gelmiş . Kendini tekrar eden cümleler . Samimi bulduğumu söyleyebilirim. Yazarın ilk 3 kitabı daha güzeldi onlarda bulduğum tadı bu ve önceki kitabında bulamadım. Biraz hayal kırıklığı Merve Özcan