• Eskiden kedileri yakalayıp derisinden şamisen çalgısına tel çıkarırlarmış.Ama şimdilerde şamisen popüler bir çalgı değil.
    Haruki Murakami
    Sayfa 134 - Doğan kitap
  • "Batılı tarihçilerin Zande ve Balililer gibi uzak halkların in­celenmesi yoluyla kendi kapı eşiklerindeki gündelik simgeciliği keşfetmiş olmaları, bir çeşit paradokstur, fakat G.K. Chester­ton'un ve başkalarının gözlemledikleri gibi, evimizde neler oldu­ğunu daha bir açıklıkla görebilmek için çoğu kere başka yerlere seyahat etmek gerekir. Bundan yüz yıl kadar önce, bazı Japonlar Batılıların tahta-oyma baskılarına, Noh tiyatro oyunlarına ve sa­misen müziklerine duydukları coşkulu hayranlığı görünce kendi kültürel kalıtlarına daha çok değer vermeye başladılar."
  • 651 syf.
    ·8 günde·Beğendi·8/10
    Kitapta geçen anahtar kelimeleri isimleri aşağıya sıraladım. Bunlar son yüzde 40’lık bölümünde kendi kurgusunun aşırı kurgusallığının altında çatırdayıp yan yatan bu fantazi hakkında fikir verecektir:
    Nesne, durum, olgu, olay: yaş 15; otobüs yolculuğu; İkinci Dünya Savaşı zamanı; B-29 bombardıman uçağı; UFO; on altı çocuk; bilinç kaybı; hafıza kaybı; toplu uyku vakası; gizemli olay; kır gezisi; mantar toplamak; askerî tahkikat raporu; tren yolculuğu; yılan balığı; şamisen (çalgı); adet kanaması; kimlik karmaşası; mastürbasyon; vicdan azabı; hemofili; Naziler; Yahudi soykırımı; aşk acısı; piyano; öğrenci hareketleri; giriş taşı; cinayet; cinsiyet ayrımcılığı; otoban; balık yağmuru; sülük yağmuru; felsefe; Yunan tragedyaları; plaklar; hayalet; piyano; gitar; ensest ilişki; penis; yıldırım çarpması; asker; savaş karşıtlığı; süngü; Çuniçi Dragons takımının şapkası
    Tarih: 1944; 1946; 1969; 1970; 1972
    Yer İsimleri: Tokyo; Nakano; Şikoku; Takamatsu; Koçi; Hiroşima; Nagoya; Kobe; Fucikava mola yeri; Devonshire (İngiltere); Adelaide (Avustralya); Hindistan; Filipinler; Tastepe
    Mekanlar: kütüphane; spor salonu; otel; lokanta; orman; dağ; ıssızdaki kulübe; tren istasyonu;
    Marka: Revo; Rolex; Casio; Virginia Slim; Pepsi; BMW 530; Mazda Roadstar; Jack Nicklaus (golf giysisi); Mc Donald’s; Family Mart; Lawson; Yoşino-ya; Volkswagen Golf; IBM; Nike; Asics; Boeing; Hiace; Sansui; Kentucky Fried Chicken; Marlboro; Ray-Ban; North Face; Armani; Convers; Toyota Tercel; Mont Blanc; Marlboro; Datsun
    Eserler (gerçek): kitap (Şato; Dava; Dönüşüm; Ceza Sömürgesi; Bin Bir Gece Masalları; Madenci; Gelincik; Macbeth; Elektra; Oidipus; Genci Öyküsü; Ay Işığı ve Yağmur Öyküleri); müzik (Do Majör Piyano Sonatı; Sergeant Pepper’s Lonely Hearts Club Band; As Time Goes By; Little Red Corvette; Arşidük Üçlüsü; Posthorn Serenadı; Kid A; My Favourite Things; Edelweis); film (Casablanca; 400 Darbe; Piyanisti Vurun; Neşeli Günler; Jurassic Park)
    Kişi (gerçek): Duke Ellington; The Beatles; Led Zeppelin; Prince; Franz Kafka; Beach Boys; Rolling Stones; Soseki Natsume; Schubert; Robert Schumann; Brendel; Ashkenazy; Adolf Eichman; Shakespeare; Aisiklos; Sophokles; T. S. Eliot; Aristotales; Freud; C. G. Jung; T. E. Edison; Bob Dylan; Otis Redding; Stan Getz; Akinari Ueda; Henri Bergson; Hegel; Haydn; Lorca; Hemingway; Jean-Jacques Rousseau; Jackie Chan; François Truffaut; Pierre Fournier; Beethoven; Haydn; Rubinstein - Heifetz - Rubinstein Üçlüsü; Mozart; Bach; Radiohead; John Coltrane; McCoy Tyner; Napolyon
    Kişi: Kafka Tamura; Karga adındaki delikanlı; Sakura; Komura Ailesi; Oşima; Saeki Hanım; Nakata; Teğmen O’Connor; Johnnie Walker; Albay Sanders; Tageguciçi; Hagita; Hoşino; Sada; Otsuka (kara kedi); Kavamura (kahverengi çizgili kedi); Mimi (siyam kedisi); Okava (kulağı kesik siyah-beyaz kedi); Susam (kayıp kedi); Tonton (kara kedi); ilkokul öğretmeni; abla (kayıp); anne (kayıp); Koiçi Tamura (baba); Vali Bey
  • 112 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Öncelikle bir itirafta bulunarak bu incelemeye başlamak istiyorum. Bir önceki incelemem olan Hiroşima'nın Tohumları adına söylemem gereken şeyler var. Şöyleki elimdeki can yayın gençlik dizisine bakarak ve ben sanki tohum önce çiçek sonra gibi kendimce bir mantıkla Hiroşima'nın Tohumları- sayılara göre de önce olan bu- kitabını ilk okudum ve yorumladım. Bugün Hiroşima'nın Çiçeklerini okuyunca anlıyorumki - dikkatlice baktım kitabı 1-2 ayıran bir işaret var mı diye ama bulamadım- ben tam ters sıralama okumuşum maalesefki. Bu bazda yerel kelimeler adına ilk kitapta temellerinin nereden geldiğine dair açıklamalar yapılmış onu belirtmek isterim.Kitap sonraki baskılarda birleştirilmiş ve tek bir hikaye altında toplanmış durumda. İkisini birlikte okuyup bitirince hep duyduğum ve büyük bir savaş dışında ruhen farkındalığı olmayan bir konuyu bir aile,toplum üzerinden okuyunca etkilendim. Bir yazıda demişti ki : '' Keşke yaşananlar kurgu olsaydı.' Karakterler öyle olsa da bu kitap bir gerçeği yansıtıyor tabiki. Bu kitaplarda Hiroşima'nın 14 sene sonra bile bıraktığı etkiyi okumanız mümkün. Hoş bırakın savaşı,hayatlarımızdaki küçücük acılar bile zor siliniyorken bir kıyımın silinmesi gibi bir şey söz konusu mu bilemem. Şimdi tabi ironik olarak kitabın yazarı ABD'li ama baktığımız zaman diğer kitapları da 'Vietnam'a sevgiler' gibi hep savaş,yıkımlar ve bu konulara hassaslıkla yaklaşmış, diğer ülkelerin yaralarına sessiz kalmamış ve yaşananlara karşı bir yazarı gösteriyor ki kitaptaki Sam-san karakterinin yazarın ruhunun yansıması olduğuna inanıyor gibiyim. Öyle ki kitap birçok dile çevriliyor ve Morris'ler aile olarak Hiroşima'ya bir hastane yaptırıyorlar. ''Geta,Futon, Fusuma,Samisen, Shojii ''gibi kavramlara önceden bakarsanız hem Japon kültürüne dair birkaç kelime öğrenir hemde okurken bu kelimelerin geçtiği yerleri zihninizde canlandırarak çok daha hareketli bir kitap okumuş olursunuz. Elimdekiler eski baskı şu an bulunur mu bilmiyorum ama okumanızı tavsiye ederim. Son olarak da buraya yine kitapta rastlayacağınız samisen'i bırakıyorum. https://www.youtube.com/watch?v=50sRZ1hfnhg
  • 592 syf.
    ·22 günde·Puan vermedi
    Siz de benim gibi kimmiş bu geyşalar, diye merak edip haklarında biraz bilgi edinmeye kalktıysanız muhakkak bu kitapla karşılaşmışsınızdır. Ve kitabın kapağını açtığınızda, " Bir zamanlar Kyoto'nun en ünlü geyşalarından birinin anılarından uyarlanmış gerçek bir hikaye." yazısını -kelime kelime aktaramamış olabilirim- görmüşsünüzdür. İşte bunları görünce haliyle ben de heyecanlandım. Karakterler ve kurgu gerçek olmasa bile geyşaların yaşam tarzları, bembeyaz makyajlarının sakladığı sırları öğrenebilirim sandım. Üstüne bir de kitabın teşekkür bölümünde yazar, kendisine kalbini açıp ona anılarını anlatan geyşa Mineko Iwasaki'ye teşekkür edince "Tamam!" dedim. "Budur, aradığım kitap." sonra herkesin yapacağı gibi Mineko Iwasaki'yi Google ustaya sordum. Ne çıksın! Ablamız gerçekten Kyoto'da geyşalık yapmış, gerçekten yazar amcaya anılarını da anlatmış. "Eee?" dediğinizi duyar gibiyim. "O zaman neden hayal kırıklığına uğramış gibi yazıyorsun?" E ablamız cici yazar amcaya demiş ki , beni teşekkürler bölümüne falan koyma, bizim bir gizliliğimiz var olmaz yani demiş. Amca ne yapmış? Baaam! "Bana kalbini açan Mineko Iwasaki'ye teşekkür ederim." Görüldüğü gibi yazar amca bayağı zeki. Bununla kalsa bir nebze... Mineko ablamıza göre, yazarın kitabının neredeyse yarısını ve baş kahraman Sayuri'nin geyşalık kariyerinin dönüm noktası olan "bekaret açık arttırması" yani "mizuage" konusu yalanmış. Mineko ablamız," Ben 21 yaşında isteğimle,bana para ödenmeksizin bekaretimi verdim." diyor. Yani geyşalık kültüründe bekaretler açık arttırmaya çıkarılmıyor Mineko ablamıza göre. Gönül Mineko ablaya inanmak istiyor. Yazar amcamıza gerçekleri çarpıttığı yönünde dava da açıyor ablamız. Sanırım tazminat alıyor ancak o kısım hakkında pek bir bilgim yok. Ancak Mineko ablamıza bütün kalbimizle inanıp onu desteklememize engel olan da bir kısım var ki bunu gözardı edemeyiz. Kitap yayımlandığında ve çok satanlar listelerini zorlarken Mineko ablamız gizliliği bozduğu için ölüm tehditleri alıyormuş. Tabi bu üzücü bir durum ancak ölüm tehdidi alan biri daha önce söylediği söylenen şeyleri yalanlarsa ona ne derece güvenilebilir? İkisinin de safbgerçekleri anlatmadığı zaten ortada. Bu şekilde işin içinden çıkamayacağım için ben okuduğum roman üzerinden yargıda bulunmaya karar verdim.

    Sayuri adlı küçük bir kızın geyşa olarak yetiştirilmek üzere satılması ile başlıyor hikaye. Sayuri gerçekten güzel bir kız. Güzelliğini daha da arttıran Japonlar'da nadir görülen mavi gözleri var. Havalı değil mi? Düşünsenize herkesin gözleri kahverengi siz bütün bu insanların arasında mavi gözlere sahipsiniz. Daha da havalı olan bu gözlere buldukları açıklama. Kişiliğinde fazla su bulunuyor annesi gibi. Bu yüzden de yaşamında su gibi oradan oraya akmak var. Babası gibi durgun değil yani kişiliğinde tahta yok. Yazar amcamız Cem Yılmaz hayranıymış. Bu yüzden 4 elementten birine tahta deme kararı alıp insanların kişiliklerine katmaya karar vermiş. :D İşin şakası bir yana hoş olmuş.
    İşte bu oradan oraya akmak kişiliğinde olan küçük kız, küçük köyünün huzurlu hayatından Kyoto'nun geyşa bölgesi Gion'a getirilir. Geyşa olmak her türlü zor zanaat 1K sakinleri. Kadınlar hem küçükken satıldıkları yetiştirme evlerinde hizmetçi gibi çalıştırılıyor hem de geyşa okullarında şamisen, dans, şan ve çay töreni dersleri alıyorlar. Bütün ömürleri boyunca bu okula gitmeye devam ediyorlar. Japonya'da günümüzde de hizmet içi eğitimde ömür boyu eğitimin devam ettiği gibi geyşalar da paslanmamak için okullara gitmeye devam ediyor. Hemen okul bitse de, bir iş bulup asla kendimizi geliştirmeyelim diyen bazı şahsiyetleri anımsayabilirsiniz. Özellikle öğretmen oldukları halde kendilerini geliştirmeyip fosilleşen bazı yaratıklar da var ki eğitim sistemimizin somut örnekleri. Japonlar'ın çalışkanlığı, eğitime verdikleri önem , sadece erkekleri eğlendirmek için bile olsa onları ömür boyu okumaya yönlendirebiliyor gördüğünüz gibi. Tabii her şey okuyup sanat öğrenip icra etmek olsa , birilerini mutlu etmekten mutluluk duyup hayatını daha çok sevebilirdi Sayuri. Ancak onun başarısını kıskanan hemcinslerinin öfkesi, gencecik bedenine göz diken yaşlı adamlar, göz dikmeleri yetmiyormuş gibi bir de bekareti üzerinden açık arttırma yaptıkları gerçeği var. Şimdi size böyle çok acayip bu yüzden de iğrenç geldi değil mi? Vay caniler, dediniz böyle pislik olur mu?
    Tabii ki iğrenç, tabii ki pislik ancak Türkiye'deki bazı durumlar da hiç de öyle aman aman farklı değil. Bakirelik kontrolü yapılmış , yaşı gelmiş kızlarımız makul bir fiyata, gerek altın miktarı gerekse başlık parası, kurbanlık satılır gibi pazarlık da yapılarak satılmıyor mu? Üstelik bu eğleme gerçekten de "kız satmak" diyorlar. Gördünüz mü?! O kadar da farklı değil ha? İğneyi kendimize batırmayı da düşünmeliyiz ara sıra .

    Dışarıdan muhteşem gözüken şeylerin içeriden çürümüş olması günlük hayatta bile sık rastladığımız bir durumdur. Dışarıdan bakınca kelime anlamını da karşılayacak şekilde yetenekli sanatçılar, görkemli kimonoları, değişik makyaj ve saçlarıyla sanatçı olmalarının yanında adeta "yürüyen sanat eseri" olan geyşalar; içeriden açık arttırmada satılan bekaretleri, kimonolarını ve eğitim masraflarını karşılamaları karşılığında metresleri oldukları "danna"ları, muhteşem görünmek uğruna bozulan ruhsal durumları ve sağlıklarıyla doğanın her şeyin tezatıyla varolduğu gerçeğinin somut örnekleridir.
    Sayuri'nin hikayesi yani bu roman içindeki aşk, entrika, kadın ticareti, fahişelik gibi konularıyla benzerlerini andırıyor. Ancak bu kitabı okunabilir çekicilik düzeyine çıkaran şey benzerlerini andıran konulara sahip olması değil. Doğruluğundan emin olamasak da hatta doğru olmamasını umsak da bize yepyeni bir kültürün kapılarını açmasıdır.