• 120 syf.
    ·Beğendi·10/10
    BİR EĞİTİCİ OLARAK SCHOPENHAUER- Ömrüm boyunca sayısı üç dördü geçmeyecek anlardan birisini yaşadım. Ne muhteşemdi, ne bitmeyesi… Ben doğmadan tam 140 yıl önce Almanya’da doğmuş olan bu adam ile aramda muazzam bir bağ hissettim. Bu bir fikir, düşünce veya anlam bağından ziyade bir yaşam ve acı bağıydı. Evet, bu melankolik adam benim 2019’da çektiğim acıların ve sancıların aynısını çekmişti. Ve yukarıdan aşağıya bir öğretici olarak değil, ıstırap dolu bir yakarıştı bu öğretmeninki. Hissettim seni, sevgili acıdaşım, seni hissettim! Metroda gözlerimin dolduğunu kimse fark etmedi. Niçin dalıp durduğumu da… Aslında her şey tuhaftı. Hayatımın en önemli kitapları arasına girdi Nietzsche’nin “Eğitimci Olarak Schopenhauer” isimli şaheseri. Bunları görünce yazdığım her şeyi yakasım geliyor. Tam otuzunda yazmış. Benden beş yaş gençmiş. En sevdiğim öğretmen, en sevdiğim filozofu anlatıyor. Bu iki devi “karamsar” diye özetleyenler hiçbir şey anlamamıştır. Ne büyük talihsizlik ki bu kadar geç tanıştım bu kitapla… Bir kitabın tamamı çizilir mi? Tamamını çizdim. Övünmek sanılmasın, kendimi yeni yazarlarla aynı doğa yürüyüşünde görmedim hiç. Ben, hep o sarp kayalıklara çıplak tırmanan meczubu takip ettim. Çünkü asla kuyudan taşı çıkartmaya çalışanlardan olmadım. Tozunu da yutsam, sisler ardında siluetini kokladığım acıdaşımdan sayılmak isterim. Benim süründüğüm karda onun fosilleşmiş ayak izlerini görüyorum. Herkes heybesinde cevaplarla dolaşıyor; bense elimdeki cevaplara uygun soruları arıyorum. Benim talibi olduğum pınarın suyu onunkiyle aynı: insanca, pek insanca… Sana “ağabey” diyebilir miyim Friedrich? İyi ki vardın. Seni unutamadığım için iyileşemiyorum.