Geri Bildirim
  • Sana dalgalardan kalem yaptim ve kiyiya seni seviyorum yazdim, sen de inandin degil mi? Sen delisin, seni sevmedim, sana baglandim sana taptim.
  • Her sabah bu cadde üzerinde yürüdüm.
    Ve bu cadde,her sabah ismimi sordu bana.
    Kimsin sen?Nereden geldin?Neden buradasın?
    Ömrümün yarısını burada geçirdiğim halde buna bir cevap verebiliyor muyum?
    Bu topraklar bana hala yabancı,ben de onlara
    Burada kimse beni tanımıyor şu kumrular hariç...
    Çünkü onlarda bana benziyor.
    Hiçbiri bir şehre ait değil.
    Sadece yiyecek bulmak için geliyorlar.
    Yemeğini ye sonra yoluna devam et...
    Yaşamak zorunda olduğum için şimdilik kanatlarımı açmıyorum
    Ekmeğim için bağlandım buraya. Ama birgün mutlaka kendi topraklarıma döneceğim.
    Kendi şehrime,İzmir'e
    Kalbi avare gezgini evine çağırır.
    Gel toprağını öp,dünyana yaşamı tekrar getir
    Evet senin hayallerin var,
    Fakat şehrinde sana ait,o senin kanın
    Sen şehrini unuttun ama,toprağın seni çok özledi...
    Kalbi avare gezgini evine çağırır

    Dilwale Dulhania la jayenge
  • Aşkla Sana
    alnını
    dağ ateşiyle ısıtan
    yüzünü
    kanla yıkayan dostum
    senin
    uyurken dudağinda gülümseyen bordo gül
    benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
    şimdi dingin gövdende
    uğultuyla büyüyen sessizlik
    birgün benim elimde
    patlamaya sabırsız mavzer olsun
    başını omzuma yasla
    göğsümde taşıyayım seni
    gövdem gövdene can olsun

    söyle bana ey
    ölümün açıklayıcı pervanesi
    hangi yavru tek başına yiğittir
    hangi yangın bir başına söndürülür
    ah herkes susuyor
    hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
    ah herkes mi susuyor
    kalbimi kalbine bağladığım dostum
    ah herkes mi susuyor
    kalbi kalbimize benzeyen dostlar
    bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
    hayatın ateş renkli kelebekleri
    bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
    ah herkes mi susuyor

    bağırsam içimdeki dehşeti
    hırsım deler mi toprağı
    beni
    acısıyla onduran
    dostumu
    aşkla vurduran hayat
    sana
    yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
    dünyanın yeni baharına
    çatlarken kadim güneş
    bağrım delinirken fidanların kanıyla
    anamın doğurgan karnıdır diye
    sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye
    dostumun üretken gülüdür diye
    sana bağlandım
    sana sarıldım

    beni umutsuz koma
    tarihle avutma beni
    çünki aşkla sınanmışım sana
    sana yangınla, suyla, ateşle
    ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
    ey yaşarken kanayan acı
    şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
    uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
    yapraksız bir ölümün anısı için
    körpecik kuzuların derisi için
    beni tarihle avutma
    umutsuz koma beni

    akıtsam deliren sevdamı
    köpürürmü hayatı besleyen su
    ey benim
    yedi başlı kartalım
    her başını
    bir dağ başlangıcında koyanım
    senin
    böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
    bizim aşkımızı solduranların korkusu
    çünki elbette bir su
    kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
    ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
    artık ırmak mı ne denir
    işte devrim
    ona benzer bir akışın hızına denir
    yarın ne olur bilirim ben
    bahar gelir, otlar büyür
    ölüm de yapraklanır
    bir dağ bulur uzun uzun bakarım
    bir çam ağacı gölgesi
    güzel kokular veren
    bir damla güneş görünce
    sana da gülümseyeceğim yarin

    şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
    yarın yeni bir yeşillik büyüyecek
  • OMAYRA

    Cevabı ömür süren bir soru bıraktım sana
    Mendili kan kokan sevgili arkadaşım
    Usta bakışların keşfettiği rahatlıkla arkama yaslandım
    elimde şah mat yüzüğümde tek taş siyanür adınla bulanan bir aşkın, bir maceranın macerasında yolun sonunu söylüyordu
    günahkâr iki melek olan sağdıçlarım

    Al birkaç bulutlu sözcük
    atlasını sırtında taşıyan çalınmış bir zaman mekik, taflan, kar kesatı bir iklim
    aşk mı, macera mı dersin
    bu uzun seferberlik bu ilişkinin topografyasını mezhepler tarihinden bulup çıkardım
    adanan boynunda o gümüş zincir bilmiyorsun arması sallanıyor ucunda
    işte yazgının kara zırhlısı!
    Kork! kutsal kitaplardaki kadar kork!
    Çünkü hiçtir bütün duygular
    Korkunun verimi yanında

    Benim ruhum nehirler kadar derin!
    Kızıl kısraklar gibi üstümden geçeceksin!

    Arı bir sessizlik duruyor
    şiddetimizin armaları arasındaki uzaklıkta gövdenin demir çekirdeği
    kalkan teninin altında
    sana okunaksız bana saydam giz
    içindeki uğultunun izini sürüyorum
    bir açıklığa taşıyorum ele vermez yerlerini harabeler diriliyor
    heykeller tamamlanıyor
    kendi kehanetinden büyülenmiş gözlerimin önünde
    başka çağlara gidip geliyoruz
    aşk tanrısı için
    seviştiğimiz ve uyuduğumuz sahillerde
    aşkın kaplan ve yılan düğümüyle

    Öpüyorum seni boynundaki yaradan
    iniyorum kaynağına
    aydınlanmamış yanların ışığa çıkıyor dokunuşlarımın parıltısında
    düğümlü mendilin, gümüş zincirin
    sımsıkı mühürlendiğin bütün kilitler
    çözülüyor avuçlarımda

    Tılsım tamamlanıyor
    ortaçağ kentlerinden geçiyoruz dönüşte
    indiğim kaynakların mezhep değiştiriyor
    zamanın ve uzamın kilitlendiği kara kutuda benim kelimelerim
    tılsım tamamlanıyor
    dudaklarımdan sızan erkek sütünün kara büyüsüyle
    sevgilim oluyorsun
    uyuyor ve yıkanıyoruz ay ışığında
    bakıyorum güneş iniyor yüzünün alacakaranlığına

    Adın yoktu tanıştığımızda
    eksiğini de duymadık
    bazen bir rüzgârı, bazen birkaç zeytini adının yerine kullandık

    Adın yoktu tanıştığımızda
    sonra da olmadı
    çünkü başka biri oldun zamanla

    Şimdi adın var
    şimdi ruhumun sislere sarılı derinlikleri yükseliyor ve tehdit ediyor
    kıstırılmış varlığımın bütün cephelerini
    yüzümün pususunda geziyor
    sularda bilenmiş bıçaklar
    uyandırılmış acılarım, bulanmış sarnıcım
    etimle ruhum arasında çelişen ilke
    geri döndü bana
    kendi ellerimle kurduğum kara büyüden
    içimdeki tarih bitti
    siliyorum bir aşkı var eden her ayrıntıdaki parmak izlerini
    ve şimdi adın var
    ve şimdi ikimizin vaktinde
    intikam saati geldi

    Omayra, bu adı verdim sana
    ve mevsimleri bütün anlamlarıyla
    iki çakılına bir deniz vereyim
    hayallerine mavi buğday
    dokuz yaşamın olsun tek tek öldüreyim
    esmer ve çırılçıplak bir gecede
    bütün düşmanların gelecek
    koynumdaki cenazene

    Seni saran efsane çürüyüp toprağa karışırken kucağımda başın
    gümüş bir tarakla tarayacağım saçlarını
    kendi enkazımın üstünde
    kurtlar, çakallar gibi uluyarak ağlayacağım acıdan
    öldürerek yaşatacağım seni kendimde

    Ocağın parıltısıyla aydınlanan yüzün
    gücünden habersiz sakin gülüşün
    kamçılıyor içimdeki bütün köleleri
    ben ki hileli bir oyun,
    birkaç kırık zar
    ve kara muskalı tılsımlarla
    almışken seni kaderinden, kıyasıya bağlamışken kendime
    asıl sen tutsak etmişsin beni
    dünyaya kapalı kapıların ardındaki
    içi boş sessizliğine

    sığlığın, sevgisizliğin
    o sonsuz kendiliğindenliğin
    dünyanın sana değmeyen yerleri
    nasıl da çekici yapıyor seni
    o kadar bağlandım ki
    tutkusuz bedenine
    ya öldüreceğim seni
    ya tunç çağından heykeller indireceğim dökümüne

    Sayıklayan bir ağaç gibiyim Omayra
    uğultusu geliyor ta derinden
    gövdemin geçtiği masalların
    içimdeki deprem ayakta tutuyor beni
    geri dönüp vuruyor çalınmış zaman
    bak sana korkaklığımı veriyorum
    var olmanın bütün varoşlarından
    ben yenildim, işte silahlarım
    tılsım tamamlandı
    sonuna geldim çizgilerini sildiğim
    bir büyük haritanın
    aşkım ölümün sınırında Omayra
    olduğun yerde kal kımıldama!

    MURATHAN MUNGAN
  • Bir yavru serçe, hayata alışır gibi
    Ağzım açık bağlandım sana.
  • Yüreğimi koydum avuclarına
    Delice bir sevdayla
    Tutkuyla baglandım sana
    Hayalinle avundum sensz sabahlara
    Ben senim anlasana ...
  • Merhabalar, keyifli akşamlar...

    Üç gün önce değerli bir hocamızla Beykoz'a gezmeye giderken, hocamızın elinde görmüştüm dergiyi.
    Merak ettim bakabilir miyim hocam ? Söyleminden sonra karıştırdım sayfaları…
    Daha önce Diyanet dergilerini hiç okumadım. Belki de oluşan en büyük merak nedeniydi.
    Mimiksiz Darwin’in kitabı ve çalıştığım dersler beni biraz yordu açıkçası .
    Bu dergi belki de bana biraz eğlence de yaratır düşüncesiyle kaptım dergiyi hocamızdan…

    Evet, gerçekten de öyle de oldu. Dergi bana güzel bir zaman geçirdi.
    Bazen tebessüm ettirdi, bazen düşündürdü ve bazen de üzdü açıkçası.(Üzmesinin nedeni anlık ve yanlış kararlar sonrasında evlilik hayatının sona ermesi, boşanma sürecinin başlaması ve en önemlisi de çocukların mağdur olması…)

    Dergi toplum da önemli bir yapıya sahip olan konuları ele almış.
    Birkaç başlık isimlerine yer verirsem.
    *Evlilik( faydalı bir yazıyla kale alınmış.)
    *Bir İstanbul Aşığı: Ahmet Hamdi Tanpınar
    *Neler Oluyor Hayatta
    *Antibiyotik kullanımı
    *Çocuk Psikolojisi
    *Yaşanmış Hikayeler( Huzur veren, düşündüren mükemmel ders alınacak hikayeler
    *Nesiller Arası Uçurum
    *Musiki Üzerine
    *Masal Kent Prag
    *Mikrobiyota
    *Geleceğin Bilimi: Bütünleşik Beyin.
    *Sayfanın köşelerinde güze sözler, hadisler ve dualar mevcut.
    *Ve Bulmaca…


    Özelikle de evlilik ve çocuk psikolojisi çok faydalı buldum.
    Kadın haklarına, çocukları anlama ve dinleme(kısaca çocuk psikolojisi) gibi konulara ayrı bir vurgulama yapılmış. Doğru evlilikle gelen sevgi huzur ortamına hayranlık vurgusu….


    Bu ''evlilik'' konusuyla ilgili birkaç söz eklemek istiyorum.
    Son zamanlarda boşanan çiftler sayısı, ne yazık ki bir hayli fazla.
    Nedenler çok tabii…
    Doğru zaman, doğru insan söylemine kulak asmıyoruz ki, anlık duygularımıza kapılıp gidiyoruz.
    Sanıyoruz ki evlilik çok basit bir şey, bir heves var içimizde hoşlanıyoruz karşımızda ki insandan, fakat evlenme aşaması için erken mi, geç mi, hazır mıyım? Sorularına kulaklarımız sağır, gözlerimiz kapalı.
    Aşkımlar, bitanemler , canımlar dudaklarda çarpışırken zaman geçiyor haliyle.

    Ve sırada evlilik sorgulamaları başlıyor.
    Ekonomik sıkıntılar, geçim sıkıntısı ve huzursuzluk.
    Hani her şey aşkım canımla başlamıştı ya, işte şimdi sırada;
    Ne bağırıyorsun, seni tanıdığım güne lanet olsun, sen neydin ki sana bu kadar bağlandım be!
    Seni tanıdığım güne de lanet olsun! Şu gözlerime lanet olsun nasıl aldandı sana!
    Bununla kalsa ne ala!
    Bir de eylem olacak.
    Şiddet olayına neden olacak dövme eylemi!
    Ne hale gelindi değil mi?
    Sahi sonuç ne olacak?
    Meçhul..
    Ya cinayet, ya kadına şiddet ya da boşanma davaları…
    Geride bir de çocuk kalmışsa eyvah!
    O zavallı çocuk sizin zamanınızda yaptığınız hataları çekmek zorunda mı?
    Anlık duygularınızın bahtsız sonucu olmak zorunda mı?
    Söylenilecek çok şey var dostlar…

    Derginin son sayfalarında bilim konularına değinmesi ve insanlarımızı bilime davet etmesi, fazlasıyla beğendiğim bir bölümdü.
    Umarım ki Diyanet bu tarz dergileri sürekli olarak yayımlar .

    (Okuduğum kitapların üzerlerini çizer karalarım, maalesef bu sefer öyle bir uygulama yapamadım.
    Bırakın sözlerin altını çizmeyi, kitabın kırışmasına bile izin vermedin. Sanırım hocamdan biraz korkuyorum )

    Keyifli okumalar…