• hep sen bana sorular sorup duruyorsun. ben de sana bir soru so­rabilir miyim?
    mutlu musun?
  • Yeri gelmişken, sakıncası yoksa sana kişisel bir soru sorabilir miyim?
  • 264 syf.
    Yeni bir kitap yine ben bir inceleme yazarken zorlanmaktayım. Kitabın çıkmasını beklemekten ve okumaktan daha zor geliyor bir inceleme yazmak… Neden zorlanıyorum?

    1-Bir kitabı eleştirecek kadar geliştiğimi düşünmüyorum bu gelişme kitap çeşidi, yazarların birçoğunu az çok bildiğim ancak okumaya bir türlü başlayamadığım birçok eserlerin varlığından kaynaklı…
    2-Kitabı okurken ne altını çizme ve de not almaya girişmemiş olmamdan kaynaklı… ( sonrasında kitabı elime alıp başladım alıntıları çizmeye ve not almaya…)

    Şimdiden belirteyim birçok alıntı paylaşacağım hem de yorumlamaya çalışacağım.

    Öncelikle yazarla ilgili bilgi olarak bloğundan birkaç cümle aktaracağım kendisine sorulan bir soruya cevaben yazılmış uzunca bir metinden:

    “Murat olmak, bu dünyada aşktan muradını alamadığı için hayalinde bir Rüveyda resmedip, onunla teselli bulmaktır.

    Murat olmak, 'annemin' deyimi ile 'saf' olmaktır, çabuk kanmak, inanmaktır. Kelimeleri plansız, kalbin izdüşümü olarak kullanmaktır.
    Can taşıyan her 'şeye' hatta cansız diye bildiklerimize bile şefkatle bakmaktır.

    Murat olmak, gönülde kin tutmamaktır, iyi niyettir. Bir kere sevince gitmiş gibi yapıp, aslında gidememektir. Sevgiyi ebedi kılıp, vefaya vefasızlık etmemektir.

    Kendimi tanımlamaktan, tarifsizliğe saklanmaktır, Murat olmak...
    Basit, sıradan bir sıra içinde, belki biraz sıra dışı kalmaktır.

    Murat olmak- vasat da olsa- yazarak, kelimeler arasında ''bir yudum teselli'' ile nefsi oyalamaktır.

    Sözün özü, Murat olmak, hayatın onca renkleri arasında horlanmış bir renk olan griye tutulmak, esir olmak, gride kalmaktır...”

    (https://muratmesut34.blogspot.com/...nasl-bir-seydir.html )

    Metnin tamamını almak istesem de uzunca bir inceleme yapıp sıkıcı hale getirmek istemiyorum çünkü biliyorum ki artık birçok insan uzun incelemeleri okumaktan aciz.

    Bu kitap beni gerçekten derinden etkileyen kitaplardan biri oldu (diğerlerinden bahsedip uzatmak istemiyorum merak eden sorabilir tabi, nedenleriyle birlikte açıklarım).

    Başlar başlamaz bir samimiyet, hüzün, hasret, özlem, sevgi, huzur gibi duygular beni sardı diyebilirim. Büyüsüne kapılıp gittim kitabın. “Rüveyda “ adında biri var ve hayali olmasına rağmen sanki varmış gibi hissettirmesi yazarın ustalığındandır sanırım. An geldi Rüveyda’ya kızdım ve bir o kadar da mükemmel bulup hayran kaldım. Yazar ne kadar “böyle biri olmadı, olacağını zannetmiyorum” dese de bana göre bu karakter geçmişteki ve şuanda hayatında ufakta bir yer tutmuş kişilerden dahi iz taşımaktadır. Yoksa saçmalayıp durmakta mıyım diye de düşünmüyor değilim.

    Yazarın sözlerindeki o büyüyü her mektupta ve seslendirmiş olduğu şiirlerde görmekteyiz.
    Yazarın da dediği gibi edebiyat gayesi güdülmeden içinden geldiği gibi bütün samimiyet ve saflıkla yazılmış bir eser diyebilirim.
    Mektubun güzelliği yetmezmiş gibi üst sağ köşelerde değerli yazarın sözlerini okuyor ve hayran kalıyoruz 

    İlk mektupta, “ Rüveyda ömrüme biraz işte… Bir yudum teselli…” diyor değerli yazar. Yukardaki bloktan alıntıladığım sözlerde de bunu görüyoruz artık bu kişi benimsenmiş sadece yazar tarafından değil herkes tarafından da… Yazar üçüncü mektubunda bununla ilgili şöyle söylüyor:
    “ Bilseniz adınız nasıl da fitne bu âleme…” diye. Bu sözün devamında açıklıyor bu cümleyi…


    İkinci mektupta özlemin ve sevmenin tanımını şöyle yapıyor değerli yazar:
    “ Özlemek denen şey, ruhun çıldırtmamak için çaresizce çırpınması değil de nedir?” gerçekten de öyle insan özlerken o kadar çok çırpınıyor ki çaresizce bazen de haykırmak istiyor her yere bazen de kendi içinde çığlıklardır; sessizliğin çığlıkları…
    “ Sevdin mi; sevdiğine, sevdiğini haykırmalısın; şımarmalı, şımartmalısın… Delice, çılgınca hatta serseri sevmelerin olmalı…” Ne de güzel ifade etmiş değerli yazar, bu sözden birçok anlam çıkarabilirsiniz ancak bunu size bırakıyorum nasıl anladıysanız öyle olsun.

    Rüveyda’nın isminin içindeki anlamları 5. Mektupta o kadar güzel anlatıyor ki, hayran olmamak elde değil…

    Bir süre sonra “hayal” diye anlatılan Rüveyda’dan da mektuplar geliyor ve kadife bir kutuda saklanıyor mektup. Mektup gelmedikçe o kadife kutuya koşup öncekilerini okuyor. Böyle bir sevda işte, mektuplarından sevgilinin hasreti gideriliyor.

    Rüveyda serüveni, Rüveyda’ sız Murat’ın haykırışları, sitemleri bir o kadar da tarifini bulamadığımız sevdası. Siz sanır mısınız ki bu sadece aşk mektubudur. Rüveyda’ya Mektuplar, aşkın ön plana sunulması ancak görmediğinin ancak çok bağlandığın kişiye tutumun, körelmesinin bir de hayatını bize sunuyor. Aşk ile harmanlanmış haykırışlar, özlemler duyuyoruz kitapta ve gözyaşlarının tutulmadığı anlar… Siz de dâhil oluyorsunuz bir süre sonra bu hikâyeye ve siz de sitemlerinizi, kırgınlıklarınızı belirtiyorsunuz Rüveyda’ya…

    Ah Rüveyda, sana birkaç çift sözüm var. Nedir senin derdin, nedendir sevdalara kör gibi bakışın… Ayaklarına kadar dökülen sevdanın güllerini görmüyor musun? Görmüyor musun haykırışları, çağırışları… Bir yudum teselli diye seni söylüyor… Seni tarif ediyor, mükemmel kadın, ama sen görmüyor, duymuyor gibisin… Kibirli misin diye şüphe ediyorum. Belki de sen de yazar gibi uzak tutuyorsun kendini seni sevenden… Rüveyda, adın kendin gibi o kadar güzel ki, yazarın tarifine kadar bu kadar dikkat etmezdim bu isime. Hey Rüveyda, neredeysen gel bul bu deli aşığı, acı çekiyor, istiyor da yoksun. Şu güzel ömrüne gül gibi açsan, daha ne ister ki…

    28. Mektupta da söylediği gibi. “ Bunaldım ama yorulmadım seni sevmekten, seni beklemekten, seni özlemekten, seni istemekten, yolunu gözyaşları ile yıkamaktan… Ben bu derdi seviyorum.“

    Ne güzel bir dert bu böyle… Acısı bile merhem gibi olur da yakmaz canı…

    En son mektup 49. mektup idi ancak yazar bir sürpriz yapıp sona iki mektup daha yazıyor. 49. Mektupta veda oluyordu sanki ancak yazılı olarak kalbin yazdıkları bir kuş gibi uçup kapını bulacak ve onu okur olacaktı Rüveyda ömrüne dek… Hatırladığım ve anladığım kadarıyla bu son mektupta dile getiriliyor ve kitap sonlanıyordu ancak kitap basımından sonra yazar 52. Mektubu da bloğundan yayımladı ve boş bırakılan 52. Mektup başlıklı yere yazmış bulundum… Ama bu burada bitti mi, hayır… Yazar sözleriyle hala Rüveyda’yla hasret gideriyor. Bu gün de 53. Mektubu bloğunda yayımladı keyifli okumalar dilerim...

    Karışık bir anlatım, belki de hiç tam anlamıyla anlatamadığım uzun süredir de yazdığım bu inceleme niteliğinde yorumu sunmak istedim. Naçizane fikirlerim…
    Saygı ve Sevgiler…
  • - hikayenin konusu ne?
    - sihirli bir kase bulan bir adamı anlatıyor. gözyaşlarını kasenin içine akıttığında inciye dönüştüklerini fark ediyor. çok fakir biri. hikayenin sonunda, inciden bir dağın üstünde oturur. elinde kanlı bir bıçak, kollarında ise karısı vardır.
    - onu öldürmüş mü?
    - evet hasan.
    - ağlayıp zengin olmak için.
    - sen çok zekisin.
    ........
    - ne oldu?
    - sana hikaye hakkında bir soru sorabilir miyim?
    - elbette.
    - adam neden karısını öldürmüş?
    - gözyaşları birer inciye dönüştüğü için.
    - evet, ama bunun için neden soğan doğramamış?
    Uçurtma Avcısı Khaled Hosseini
  • Esranın Nura Ulaşması
    Hikaye…
    ESRA İstanbul’un en güzel semtlerinden biri olan Eyüp’te oturmaktadır. Kendisi liseyi bitirmiş akıllı bir kızdır. Ailesi fazla sıkmamış rahat büyümüş, rahat yetiştirmiştir. Çevresinde bir tane arkadaşı vardır ki mahalleye daha yeni taşınmalarına rağmen ona imrenir. Yürüyüşü, davranışı herşeyi o kadar hoşuna gider ki ondaki bu davranışları oda
    yapmak istese de yapamaz.
    Arkadaşı tam bir İslam hanımefendisi ehli sünnete göre
    giyinmiş mükemmel bir uslübu vardır. İsmi gibi kendisi de Nur yüzlüdür. Çevresindekilerin nazarları arasında yaşamını devam ettirir.
    Nur tam bir İslam kızı, ailesi tarafından çok güzel yetiştirilmiş İslam çiçeğidir.
    Esra o gün Nur ile sohbet için yanına gider. Ondan ögrenecekleri olduğunu sezmişti. Yakınlık hissetti Nur’a karşı, diger kız arkadaşlarında olmayan samimiyet, güler yüz vardı Nur’da. Biraz çekinerek Esra sohbete başladı:
    __ Nur daha yeni taşınmanıza rağmen hemen sana ısınıverdim. sende diğer kızlarda bulunan diğer genç kızlarda bulunan hareketler yok. Davranışların sanki değişik, yapmacık hareketleri göremiyorum. Aynı yaşta olmamıza rağmen çok olgun
    düşünüyor ve ciddiyetle karar veriyorsun. Konuşman, oturup kalkman, kıyafetin, sadeliğin ne biliyim işte çok farklısın. İtiraf etmeliyim ki arkadaşım sana hayran kaldım. Seni bu kadar farklı kılan ne anlatabilir misin bana? Birbirimizi fazla tanımasakta bunu çok
    merak ediyorum. Çünkü benin hayatım eğlence, müzik, tv, telefon belirli bir zaman sonra ne yapacağımı düşünüyorum.
    Nur bu övgüler karşısında utanmıştı ama kararlıydı. Esra’ya doğru olanı, İslam’ın güzelliklerini anlatıcaktı.
    __ Bak Esra ben senden farklı değilim aslında. Bizi farklı kılan, İslam’a göre yaşayıp yaşayamamak. Sen hiç eline dini kitap alıp okudun mu?
    __ Hayır okumadım.
    __ Peki nedenini sorabilir miyim? Yani okumana engel neydi, vaktin yok muydu?
    __ Bilmiyorum, bana daha önce kimse böyle sorular sormadı. Açıkçası bu soru karşısında şaşırdım. Madem sordun anlatayım Nur. Ailem beni rahat bıraktı herşeyde. Ben senin gibi kapalı değilim. Annem ve babam beni dini konularda hiç eğitmediler. İstediğim zaman, istediğim yere çıkar gezerim tıpkı erkekler gibi. Çok arkadaşım vardır, çıkar gezeriz eğleniriz. Mesela makyaj yaparım. Anlayacağın ne oturup kitap okumayı düşündüm ne de gezip tozmaktan vakit bulabildim.
    __ Şimdi anlaşıldı Esra. Aile düzeni sana dini konularda hiç yardımcı olmamış. Çevrendeki arkadaşlar senin kitap okuyup ilim öğrenmene engelse hepsi boş arkadaşmış. Sana bilgi sunabilecek arkadaşın yok. Esra, Allah bizleri gezin eğlenin, dünyaya doyun diye yaratmadı. Bizi kendine karşı sorumlu kıldı ve bizleri kendine ibadet etmemiz için yarattı. Sen hiç ölümü düşündün mü, yok olmayı ? ALLAH seni mükemmel yaratmış. Elin, ayağın, kulağın, başın… Sana birisi böyle hediye verse sen bu hediyeyi alınca ne yaparsın? Sevinirsin sevinir ve ona teşekkür edersin. Şimdi iyi düşün Esra. Allah da sana sayısız nimet hediyesi vermiş yemek içmek güzellik vs vs.. Bu nimetler için Allah’a şükrettin mi hiç!
    Esra kendinden iyice utanıyordu. Gerçek halini birinden duymak onu hem düşündürdü hem de pişman olmaya başladı.
    __ Yok Nur kardeşim ben dedim ya dini konularda hiç bilgim yok şükür nedir bilmem. Senin gibi olmayı çook isterim Nur. Konuşmaların çok farklı, ve beni etkilediğin aşikar. Sende beni çeken birşeyler var. Herhangi bir arkadaşımın yanında kahkaha ile gülebilirim ama senin yanında gülemiyorum. Nur, bana dinimizin güzelliklerini, emirlerini yasaklarını anlatır mısın?
    Esra’nın azmini gören Nur sevinmişti:
    __ Akşam oldu Esra. Sen şu kitabı al uyumadan önce oku olur mu kardeşim.. Sabah yine gel kaldığımız yerden sohbete devam ederiz inşallah…
    Kitabı eline alıp inceleyen Esra sormadan edemedi:
    __ Mehmet Oruç, “Kainatın Efendisi” Nur bu kitap biraz kalın mı sanki?
    __ Esra sen oku onu kalın değil.. Dinimizi ilk önce Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den, yaşantısından tanı. İslam’ı gerçekten öğrenmek istiyorsan, kitabı okuyacağına dair bana söz verir misin Esra?
    __ Evet evet dinimizi öğrenmek, senin gibi olmak istiyorum Nur. Şurda bir kitap daha var, masanın üstündeki.. “Ölüm ve Ötesi” İmam-ı Gazali.. Nur dikkatimi çekti bu kitap, alabilir miyim?
    __ Tabii ki alabilirsin Esra.. Ne o merak saldın şimdiden kitaplara. Güzel şeyler bunlar, okumayı asla bırakmamalı.
    Havanın kararmaya başladığını farkeden Nur yarın görüşmek üzere Esra’yı yolculadı:
    __ Geç oldu namaz vakti geçiyor.. Sen de git istersen Esra yarın görüşürüz inşallah
    Tamam kardeşim, der Esra ve arkadaşını kapıya kadar uğurlar Nur.
    Akşam eve giden Esra’ya anne ve babası nerde olduğunu sormazlar bile. Esra Nur’a verdiği tutmak ister. Kitapları yatağının başucuna koyar, telefonunu kapatır ve yatağına oturur. Gün boyu konuştukları konular bir bir aklına gelir. Ölüm, nimetler, hediye… Düşünür durur Esra. Kainatın Efendisi kitabını eline alır ve dinimize karşı atılan ilk adım, kitapların sayfası ile birlikte açılmaya başlar.. Sanki yıllardır kitap okumaya aç gibi heycanla çevirir sayfaları. Peygamber Efendimiz’in gençliği, evliliğini, geç vakitlere kadar okur. Odanın ışığı sönmek bilmez o gece. Kitapta da baya yol katetmiştir Esra. İlk günün yorgunluğundan, kitap kucağında uyuya kalmış halde sabahlar..
    Sabah olur uyanır Esra, bir bakınır etrafa.. Pencereye doğru ilerler ve perdeyi aralar. Haliç’e doğru bakar. Gözleri Efendim der. Sorgular kendini “Biz nasıl ümmetmişiz böyle?” diye.. “Sen ne mükemmel insanmışsın, seni bilgi çağında görememişiz, facebook’ta msn’de geçirdiğimiz vakti seninle geçirmemişiz.” der durur. İlk defa ağlamaya başlar. Daha kitabın başında olmasına rağmen onu farklı duygular sarar. Düşünceler etrafında tavaf eder durur.
    Aklına birden Nur gelir. Alelacele toparlanır kahvaltısını yapar ve Nur’ların evine gider. Çaldığı kapıyı güler yüzle açan Nur, içeri Esra’yı buyur eder ve:
    __ Hosgeldin buyur Esra. Bilgisayardan birşeyler okuyordum facebook’ta. Sen de okumak ister misin?
    Esra merakla sorar:
    __ Ne okuyorsun Nur’cum?
    __İSLAMİ TESETTÜR NASIL OLMALI???? adında bir sayfa var o sayfayı okuyorum canım.. Senin de okumanı isterim. Yalnız gizlilik ayarlarının hepsini kapat, çevrimdışı gir ve öyle oku. Profilinden de resimleri kaldır.
    __ Neden ki Nur? Neden kaldırayım ki resmimi, kime ne zararı var?
    __ Kardeşim sen Müslüman kızısın. Her ne kadar ailenden dini eğitim almamış olsan da illa ki lisede birşeyler öğrenmişsindir. Resim koymaman daha uygun olur. Seni gören kişiler günaha girebilir. Güzelsin, güzel kız derler. Bu sayfa gercekten güzel bilgiler ögretiyorlar dinimize dair.
    __ Tamam kardeşim, facebook’a girip beğenelim önce.. Bu arada verdiğin kitabı okumaya başladım Nur. Çook güzelmiş. Allah senden razı olsun. Bana Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem i oku dinimizi öğrenmek için demiştin. Gerçekten çok müthiş bir insanmış.
    Esra’nın gözleri dolar. Erkam’ın evindeki gizli tebliği anlatır Nur’a heycanlı heycanlı.. Nur, Esra’daki bu ani değişime sasırır. Bu kadar çok merak edeceğini bilememiştir.
    Ama gülümser ve der ki, “Allah dilerse hersey olur.” Gün geçtikçe Esra değişmeye başlar. Nur’la sohbet eder, haftada bir kitap bitirir. Nur’un önerdiği İSLAMİ TESETTÜR NASIL OLMALI????
    sayfasını baştan sonra sabır ve içtenlikle okur.
    Sayfada bir yazı dikkatini çeker, “Bizim sayfamız beğeni sayfası değil, okuma sayfasıdır.” yazısı hoşuna gider ve okur. Okur ve tesettür konusunda da artık aklında soru işareti kalmaz.
    İSLAMİ TESETTÜR NASIL OLMALI?ve dini kitaplar sayesinde ehli sünnete göre örtünmek ister. Nur suresi 31. ayete gore kapanmayı arzular.
    Nur ile konuşduktan sonra tesettür alışverişine çıkarlar. Esra’nın ailesi bu duruma çok şaşırsa da hoşlarına gider. Çünkü onlar da bilmediklerini kızları Esra sayesinde öğrenirler. O okuduklarını ailesi ile paylaşır. Tv kapatılıp kitaplar okunur kimi zaman.. Artık Esra, Nur gibi İslam hanımefendisi olmuştur. Ama asıl Nur yüreğindedir tevbe eder surekli.. Her namazda “Seni buldum Rabbim elhamdulillah, ben Seninle mutluyum Sana layık kul, habibine ümmet olacağıma Sana söz veriyorum.” der..
    Ve arkadaşı Nur ile birlikte hemen hergün sohbet ederler. Artık o denizde su görmez, artık o denizin icinde aramaktadır. “İslam bir deryadır, dalmayan bilemez” der sürekli. Artık deryaya bakmaz dalmıştır. Öyle bir dalmıştır ki İslam denizinde hergün farklı seyler keşfeder, farklı şeyler ögrenir. O da arkadaşı Nur gibi NUR olmuştur. Artık İslam çiçeği olmuştur…
    _________
    Mustafa Kuş
  • - Sana aptalca bir soru sorabilir miyim?
    - Hiçbir soru aptalca değildir.
  • – Hikayenin konusu ne?
    – Sihirli bir kase bulan bir adamı anlatıyor. Gözyaşlarını kasenin içine akıttığında inciye dönüştüklerini fark ediyor. Çok fakir biri. Hikayenin sonunda, inciden bir dağın üstünde oturur. Elinde kanlı bir bıçak, kollarında ise karısı vardır.
    – Onu öldürmüş mü?
    – Evet Hasan.
    – Ağlayıp zengin olmak için.
    – Sen çok zekisin.

    – Ne oldu?
    – Sana hikaye hakkında bir soru sorabilir miyim?
    – Elbette.
    – Adam neden karısını öldürmüş?
    – Gözyaşları birer inciye dönüştüğü için.
    – Evet, ama bunun için neden soğan doğramamış?