• Bir kemiklerinin sertliğini aldım
    Bir teninin aklığını
    Sonra sıcaklığını dudaklarının
    Gel bak
    Sana bir tanrı getirdim
    Gel bak
    Bir tanrı yarattım senden.
  • Gel bak

    SANA BİR TANRI GETİRDİM

    Gel bak

    BİR TANRI YARATTIM SENDEN
    Ümit Yaşar Oğuzcan
    Sayfa 81 - Özgür Yayınları
  • Gel bak
    SANA BİR TANRI GETİRDİM
    Gel bak
    BİR TANRI YARATTIM SENDEN.
    Ümit Yaşar Oğuzcan
    Sayfa 75 - SANA BİR TANRI GETİRDİM
  • 97 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    “İtiraf edin!” diye gürledi halk;

    Korkuyla anlattı her şeyi caniler,

    Ve Boris’in adını verdiler.

    GRİGORİ

    Kaç yaşındaydı Çareviç,

    Öldürüldüğü zaman?

    PİMEN

    Yedi yaşındaydı.

    (O zamandan bu yana on... yok daha fazla: Neredeyse on iki yıl);

    Yaşasa seninle akran olacak

    Ve ülkeyi idare edecekti.

    Ama Tanrı başka türlü yazmış.

    İşte bu kederli konuyla bitiriyorum tarihimi.

    O zamandan beri pek az ilgilendim

    Dünyevi işlerle. Grigori kardeş,

    Sen aklını bilgiyle aydınlattın,

    Ben de eserimi sana bırakıyorum.

    İbadetten artan zamanlarında,

    Bilgiçlik taslamadan, hayatta

    Gördüğün her şeyi olduğu gibi yaz.

    Savaşları, barışları, hükümdarların idaresini,

    Azizlerin mucizelerini,

    Kehanetleri, göksel işaretleri,

    Hepsini, hepsini yaz.

    Artık kandilimi söndürüp

    Dinlenme zamanı geldi...

    İşte sabah töreni için çanlar çalıyor.

    Tanrım! Kullarını takdis et.


    Bastonumu ver Grigori.

    (Çıkar.)


    GRİGORİ

    Boris, Boris!

    Herkes karşında tir tir titriyor!

    Hiç kimse cesaret edemiyor,

    O bahtsız yavrunun kaderini

    Sana hatırlatmaya.

    Ama şu anda, bu karanlık hücrede

    Bir keşiş sana karşı korkunç

    İthamlar kaleme alıyor.

    Ama kaçamayacaksın dünyevi adaletten,

    Tıpkı Tanrı’nın adaletinden

    Kaçamayacağın gibi.
    *

    Rus çarı 4. Ivan öldükten sonra veliahtı Teodor ve Dimitrinin ölümünden hemen sonra veliaht olmayan biri Rus çarı olmuştur. Rus tarihine göre Boris Godunov bebek veliahtı kendisi öldürtüp tahta geçmiştir. Yıllar sonra ölen Dimitri büyümüş uzaklardan tahtı geri almaya gelmiştir. Sahte Dimitri olarak adlandirilmasina rağmen Godunov düşmanları Sahte Dmitri' ye destek verir ve Godunov' un ayağını kaydirirlar. Tarihte bu bölümü okurken bu kısa tragedyayi bulup denk getirdim.

    Meraklısına..
  • 34 syf.
    ·10/10
    Meydan. Meydanda iki buçuk katlı taş bir bina. Sağlı sollu evler. Bir köşe başında zincirlerle bağlı bakır tası olan çeşme. Vakit sabah. Satıcılar tezgâhlarını düzenlemekle meşgul. Binanın etrafı nöbetçilerle çevrili. Buçuk kat yere yakın. Binanın diğer katlarında pencere olmamasına rağmen burada demir korkuluklu bir pencere var. Ve pencerede Hazreti Yusuf. Hazreti Yusuf için bütün pencereler kapanmış, sebepler sükût etmiş. Ama işte bu pencere açık. Ne Züleyha ne de Yusuf’u zindana atanlar açmış bu pencereyi. Pencereyi açan, Yusuf'un da, Züleyha’nında, Yakub’un da yazgısını yazan.

    Bir kuş konar pencereye. Ve Yusuf’un elleri uzanır gözleriyle birlikte. İşte bir avuç buğday ellerde. Taneler bir bir erirken avuçta,Yusuf’un hayalleri Kenan illerinde. işte kuş pırr der uçar yuvasına. Uçan kuş mudur, yoksa Yusuf’un yüreği midir? Bilinmez...

    Derken işte bir deve. Pencereye yaklaşır. Yusuf deveyi pencereden kollarıyla kucaklar:
    -Nereden gelip nereye gidersin. Sahibin nerde? Uzun yollardan gelmişsin. Dinlenecek bir köşe arıyorsun belli. Ama yanlış yerdesin. Bir zindanın önünde. Zindanda olmanın ne demek olduğunu bilseydin bütün bu yorulmalara bedel dinlenmelerden vazgeçerdin ey deve. Üzerinde Filistin Çiçekleri kokuyor senin. Belli ki bana bir haber getirmişsin?

    Derken işte devenin yüzü başkalaşıyor, insanlaşıyor, dile geliyor. “Ey gönül ülkesinin tutsak şehzadesi. Sana selam vereyim dedim bu alandan geçerken. Kenan illerinden geldim. Yine oraya döneceğim. Bana bir buyruğun var mı?”
    -Hüzne gömülmüş baba için bir müjde, bir ışık, acıyı, gözyaşını dindirecek bir kelime.

    İşte devenin sahibi elinde bir sopayla devenin yanında bitiyor. Neredesin diyor. Yolcu yolunda gerek, ne işin var senin hapishane önünde diyor. Toprak görevde. Ayaklar bağlanmış. Sopa inemedi deveye. Yusuf sorar adama: “Nereden gelirsin?” “Kenan illerinden. Yakup ailesinin evleri, civarından.”

    “Ey kardeş, sen hiç o ovalarda, o yerlerde bir ağaç gördün mü? Ki gövdesinden on iki dal çıkmış, fakat birini fırtına kırmış ve o ağacın gövdesi, o kırılıp uzaklara giden dal için ağlıyor.”
    -Sen Yakup’tan sorarsın. Hüzünler Evi’nde gece gündüz yalvarır Allah’a. Kurttan kuştan haber sorar ama gelmemiştir bir türlü kayıptan bir haber.

    -Ey yolcu, gideceğin yerde belki yüz kuruş kazanacaksın, al sana yirmi bin. Dön git Kenan illerine. Zindan hücresinden hüzünler evine. O ki gözlerindeki akı, ben ki gençlik hazinemi kaybettim. Sonra anlat ona burada ne gördüysen. İsmim gerekmez. Beni tanıyacaktır o. Selam söyle. Tüm kavuşamayan talihsizler için dua buyursun. Bilirim o duası geri çevrilmeyendir. Unutmayanları da dualarında unutmasın. Bütün bu hizmetlerine karşı direnme de al şu yakutu.
    -Tamam da kıpırdayamıyorum, ayaklarım bağlı.
    -Deveye dokunmamaya söz verirsen hareket kazanırsın. “Tövbe olsun, yeter ki şu ayağım kurtulsun.”

    İşte şimdi Kenan ilindeyiz. “Tanrı elçisine selam. Tanrıdan bize haber getiren sana selam. Selam, gönlü gamlarla olan sana. Selam, tahammül edilmez çileleri yüklenmiş olana.” Yakup Peygamber alır bütün bu güzel selamları. “Gönlüme ferahlık verdi şu içten selamların. Ne yandan geliyorsun.”
    -Mısır’dan. Yüzünde buraların mührü olan bir gençten sana selam getirdim. Zindandaydı ama yüzü aydınlıktı. Saçlarında ve gözlerinde Filistin’den bir hava vardı.
    -Benim Rabbim en umulmayan zamanda en umulmadık yönlerden sevindirir. Hiç tanımadığım sen, hiç düşünmediğim yerden gönül aydınlatan haberler getirdin. Ab-ı hayat gibi. Diriliş muştusu gibi. Gençleştirdin, dirilttin beni. Kalbim işte sükunette. Dile benden ne dilersen.

    -Dünyaya ait karşılıkları zindandakinden aldım. Şimdi kaldı öbür dünyam. “Duanı istiyorum yalnızca. Yakutların, elmasların yanında değersiz bir taşa döneceği, o gerçek değer olan duanı.”

    Ve duası geri çevrilmeyen başlar duaya. Önce haberi getirene, sonra habercinin devesine ve zindan tutsağı gence…

    Böylece kitabı özetlemiş oldum. Kısa, özlü, bir göz gezdirmeyle okunacak kitap. Tavsiye ederim.