• Dünyayı ve insanoğlunu değiştiremezsin. Hiç değilse kendi dünyanı değiştir. “

    Ferit Edgü’nün 1977-1996 yılları arasında tutmuş olduğu ders notlarından oluşan deneme kitabı, her biri birer aforizma olacak cümlelerden oluşsa da, okuyucuyu asla sıkmıyor, bunaltmıyor. Felsefe, sanat, politika, yaşam gibi farklı konular hakkında adeta beyin jimnastiği yaptıran bir kitap.

    Cümlelerin hemen hepsinin, dörtlük ya da mısralar şeklinde yazılmasıyla birlikte, hepsinde bir duygu yoğunluğu hakim. Üstüne oldukça düşünülerek yazılmış bu notlar, okuyucusunu düşünmeye sevk etmekle kalmıyor, onu sanki Edgü’yle birlikte düşündürüyor. Demem o ki, bu kitabı okuyup da düşünmemek mümkün değil.

    Yazılarına dair düşüncesini “Yeni Ders Notları”nda bir Çin atasözüne dayandırır Edgü. “Yazıları uzun okuyun, kısa yazın.” der Çin atasözü. İronik bir yaklaşımla yazarın dilinin altındakinin “sözcük” olduğunu söyleyen Edgü, yanıtını bilmediği soruları da soracak genişlikte bakmayı yeğlemiştir yazma sürecine, “sözcük” ve ”söze” hakkını vermek niyetiyle. Amacını ve zamanını aşan yapıtın dilin “devrimci” ve “siyasal” halleriyle ilintili olduğunu da vurgular bu açıdan. Bireyi “düzen” bir düzene inat bireyin anlatısı savunulmalıdır ona göre. Günlük gerçeklik, yaşam ayrıntıları bir süzgeçten geçerek anlatıdaki yerini en yalın haliyle bulur sonuçta Edgü anlatısında. Yazarın bir başka “minimal” anlatısındaki ironi de bireye yüklenen “kahramanlık” imgesini, mitleştirilen bir dizi kavramı sorgular niteliktedir.


    Ferit Edgü’nün yazınsal yaratıcılıkta izlediği yol -onun Beckett için söylediğini biraz değiştirirsek- “cümlelerle başlayan, sözcüklerle süren, sonunda hecelere ulaşan” bir serüven. Ancak Edgü, hiçbir zaman -her şeye karşın- salt bir formalist olmamıştır.

    Nihayetinde Edgü’nün anlatı evreni cennetten kovulmuş insanın aslında dünya adını verilen cehenneminde yaşamın, ölüm, yanılsama, aşk, coşku, zaferden başka düpedüz sözcüklerle dolu olduğu gerçeğinin farkındalık halidir. Yazmayı eyleme dönüştüren süreç de sözcüğün doğası gereği politik oluşuyla söz konusu olmuştur.

    https://www.soylentidergi.com/...-notlari-ferit-edgu/
  • En uzağa gidebilirsin. Yaşadığın şehri değiştirir, ya da ülkeyi kimsenin içmediği içkiyi içebilir, ismini telaffuz dahi edemeyeceğim bir şehre yerleşebilirsin. Güzel bir çatı katında yaşayabilir ya da matematiksel alanda, bir gökdelenin yirmi sekizinci katında huzuru arayabilirsin. Zor değil. Sevdiğin bir kadın vardı, böyle söylerdin. Hayallerin ve hedeflerin vardı. Benim hedeflerimin imkansız oluşunun aksine gerçekçiydi ve ilerliyordu. Hep doğru zaman değil, şimdi hazır değilim derdi. Huzuru enine boyuna serdiğin ve sır gibi sakladığın güzel fotoğrafların vardı. Ne oldu şimdi hepsine? Zor değil, insanların gözlerini boyayabilirsin. Nihayetinde tapınmak insanın genlerinde var. İnsanlar bir süre sana da tapabilir. Peki, kimsin sen? Bir kadın vardı, gitti. Yak sigarayı, koy rakıyı, aç Müslüm'ü Rakı tek içilmez, masaya birini koy, rolü eski dost; yeni sevgili olsun. Dudakların dudaklarına karışsın, üç şiir yaz, beş şarkı oku. Bu mu hayat? Yanıp sönen ışıklar beni hep rahatsız eder. Saatin çıtırtısı da ve ağustos böceklerinin sesi de öyle. Sessizliğin bir uğultusu var benim çantamda, başımın altına onu koymadan uyuyamam dediğim "kitap" ve içinde birkaç not kimse sormadı neden bu kitap hep çantanda diye bikmadin mi aynı kitabı okumaktan, yok bundan kimene.. Akıl hastalığı nedir, biliyorum. Pençesindeyim ve her gece bununla mücadele ediyorum. Zihnimi kemiren tuhaf bir ağrı, hacmi kötü kokan bir cisim var. Bir insana bakınca hiçbir duygu hissetmiyorum ve öfkeden kuduruyorum. Takıntıları koy bir kenara, alışkanlıklarını cebine sakla. Aynaya bak. Aldığın kaşlarının eğrisine doğrusuna yarıçapına değil, gözlerinin tam ortasına bak. Kim var orada? Cebinde bilmem kaç anahtarın, cüzdanında birkaç düzine insanın hatıra vesikalık fotoğrafı var. bir kişiyi sığdıramadığın kalbine kaçını sığdırdın hakikaten? Evvelki haziranın sonunda, temmuzun başında… Bir Akdeniz şehrinde elimi çekip kaburgalarının üzerine bastırmıştın. Orası ağrıyordu, huzursuzdun, tepiniyordun ve bende bu kadar hasta değildim. Yanıp sönen ışıklarda uyuyamasam da hala saatin sesine tahammül edebiliyordum. Yanımda sen vardın huzurluydum seni o şehirde sevmiştim gecesi bir balkon senfonisi sabahı sensiz bir yolculuk daha..Çok seven bir kadın vardı, reddettiğim de vardı. Her sabah en güzel parfümü sıkıyordum ve fotoğraf makinemle birkaç uğursuzlukta sanat arıyordum. Bulamadım. Bulamayacaksın. Kendini de bulamadın. Bulamayacaksın. Aç gözlerini. Geç aynın karşısına. Bak! Gözaltı torbalarına ya da akan rimeline değil bu sefer kendine bak.
  • Yaşamak için zaman gerekir. Her sanat yapıtı gibi yaşam da üzerinde düşünmeyi gerektirir.
  • "Kayıp Romanlar" okuduğum üçüncü Vedat Türkali romanı. Her romanda yazar daha da büyüyor gözümde, hayranlığım da artıyor. Kitaplarını okurken sahneler, karakterler bir film sahnesindeki gibi berrak ve canlı bir şekilde beliriyor insanın gözünde.
    ***Spoiler***
    O dönemlerde yasadışı olan sol bir partinin üyesi ve BİRARADA projesi ile yurt dışında kültür sanat etkinlikleri yürütmüş, bu yolla çeşitli kültürlerin kardeşliğini hedeflemiş olan Doktor Nahit Kotar emniyetteki pürüzlerini gidererek 78 yaşında Türkiye'ye döner. Amacı yurt dışındaki etkinliklerle sağladığı 2 milyon Euro'luk birikimi ideallerini devam ettirecek bir harekete bağışlamaktır.
    Ancak paranın varlığını bilen eski "yoldaş" ları mafyayı da araya koyarak paraya çökmeye çalışır. Öte taraftan emniyet üzerine gelir. Bütün bunlar yaşanırken Doktor, Vedat Türkali'nin Güven romanının idealist karakterlerinin günümüzdeki izdüşümlerini arayıp romanlaştırmak için Vedat Türkali ile de zaman zaman buluşmaktadır. Konuların üzerinde belki de paralelinde ise 78 yaşındaki doktorla 27 yaşındaki Esme'nin sıradışı aşkı da işleniyor.
    Bir solukta okunacak, muhteşem bir roman. Şiddetle tavsiye ederim.
  • Biri aşk, öbürü sanat: iki toprak.
    - Aklanma kararı için yargıçtan
    O müthiş gün geldiği zaman
    Mutlak adaletten oluşacak,
  • O zaman kadın dikleşiyor
    Ve dönüyor
    Göz yaşlarından, tuzdan heykele dönüşüyor
    Görmek için hayatı pahasına
    Gomora'yı
    son bir kez.
    Vera Zingsem
    Sayfa 282 - İLYA
  • Yani Allah'ın (c.c) sanat eseri olarak tanıttırabilirsen, işte o zaman sen saç teline kadar Kıymetlisin. Fakat öyle değilsem hiçbir kıymetin kalmaz,çünkü nasıl ki üzerindeki kıyafetin mührü onun etiketi, yani markasıdır. Senin benim mührüm de Allah’tır.