• Ansiklopedinin amacı neydi?
    Büyük bir edebiyatlar, ilimler ve sanatlar kamusu olmak. Akla ilk gelen formül buydu. Gerçekten de bu çeşit kitaplara ihtiyaç vardı. İngiltere, iki yılda, Britannica Ansiklopedisinin 14.baskısını
    24 cilt olarak yayımlamıştı. Faşist İtalya bol resimli İtalyan Ansiklopedisini yayımlıyordu. İspanya 70 ciltlik ansiklopedisinin eklerini neşrediyordu. Büyük Brockhaus 15.baskısını yapıyordu. Sovyet Rusya büyük bir ansiklopedi çıkarıyordu. Biz de bütün bu güzel örneklere bakarak, Fransız Ansiklopedisinin büyük bir kamus olmasını istemedik. Evet, bilgi vermek ve öğretmek, ansiklopedinin amacı. Ama ansiklopedi, eserde olmak iddiasındadır.
    Eser demek, ruh demek.
    Bu ruh bir parti zihniyeti değildir elbette. Ansiklopedi siyasi, felsefi, dogmatik hiçbir inancın hizmetinde olmayacaktır. Fransızdır o, yalnız kökleri ve meseleleri ele alışı ile değil, cihanşümul olmak endişesi ile de Fransız. Başka milletlere, başka fikirlere, başka düşünme ve duyma tarzlarına sonsuz bir tecessüs beslemektedir. Dışarıdan gelecek işbirliğine ve katkılara açık, bütün ülkelerin uzmanlarına elini uzatıyor. Yunanca ansiklopedi kelimesini, kendi üzerine kapanan eksiksiz bir ufuk taraması tabiri ile karşılayabiliriz. Böyle bir çalışmanın merkezi, ne ırk, ne devlet, ne de sınıftır. İnsanın kendisidir bu merkez. Bir Fransız ansiklopedisi, hümanist olmalıdır. Çapraşık, bilgiççe ve dogmatik bir planımız yok. Binbir güçlükle en kolay yolu bulmaya çalıştık. Fransız Ansiklopedisinin kalkış noktası insan toplumlarıdır. İlkel toplumlar üzerinde fazla durmadık. Zira homo sapiens, homo faberden ayrılmamıştır henüz.
    Medeni toplumlara gelince, onların amacı nedir?
    Bir yandan öğrenmek ve tanımak, bir yandan da elde ettikleri bilgilere dayanarak refahlarını sağlamak, geliştirmek, tabiat güçlerini idareye devam etmek.
    Bugünün bütün beşeri faaliyetlerini bu iki amaç
    etrafında toplayabiliriz.
    Cemil Meriç
    Sayfa 27 - Pınar Yayınları - 1. Baskı 1984
  • New York'taki Modern Sanatlar Müzesi'ndeki beyaz, sade bir odada oturuyordu. Yüz gün boyunca her gün yedi saat orada oturmaya karar vermişti. Masanın diğer tarafında boş bir sandalye vardı. İsteyen herkes karşısına geçip oturabilirdi. Sessiz kalıp onun gözlerinin içine baktıkları sürece istedikleri kadar orada kalabilirlerdi.

    Marina'nın fikri çığır açıcıydı. Binlerce kişi, onunla oturmak, onun huzurunda bulunmak ya da yalnızca onu ve bir başka yabancıyı birbirlerine bakarken görmek için saatlerce sıra bekledi.

    Pek çok kişi Marina'nın performansıyla gözyaşlarına boğuldu. Çünkü genellikle öylece oturup hiçbir şey söylemeden birbirimize bakmaya zaman ayırmıyoruz. Genellikle bir başka kişi tarafından gerçekten "görüldüğümüzü" hissetmiyoruz.
    Elena Favilli
    Sayfa 108 - Hep Kitap - 1. Baskı: Şubat 2018 - Çeviren: Deniz Öztok
  • Resim yapmak ve insanlar hakkındaki hükümlerimi bunlara aksettirmek istiyorum ve belki biraz da muvaffak oluyorum... Fakat bu da boş... Kendilerini istihfaf ettiğim insanların bunu anlamasına imkan yok, anlayabilecek olanlar ise, zaten istihfafa layık olmayanlar. Şu halde bütün sanatlar gibi resim de muhatapsız, yani asıl kastettiklerine hitap etmekten aciz...
  • Rousseau'nun yazmış olduğu ve Diderot'un pek beğendiği bu eseri günümüz muhafazakarlariyla karsilastirsak, neredeyse aynı iki tip aydın yakalariz.

    Rousseau'nun duygusal ulus devletçi mantığı, uygarlığı yererken, kendinde şeymiş gibi erdemi yüceltmesi, bunun yanında erdemin asıl gaye olarak görülüp, tüm kötülüklerin anasının bilimlere indirgemesi açıkçası eseri pek sıkıcılastirmis ve duygusal tepkilerle dolu olmasına yol açmıştır. Tabi ki edebi kaygı gütmemistir bu eseri yazarken. Ne var ki benzer örnekler daima aynı kapıya çıkmış ve tekrarla okuru boğmuştur.


    Toplumsal donusumun ahlakı nasıl yapilandirdigina çocuksu duygusal tepkiler vermek bugün de moda olmaktan çıkmamıştır. Kafası çalışmayan demeyeyim- ancak yetkinlesmeyen bir toplumun birtakım kesimleri böylesi kötü bir sonucu ortaya koyabilir. Rousseau için de aynısı geçerli olmuştur. Klasik türk islam sentezci mantığa oturtmaya kalkın , Fansa'nın yerine Turkiye yazın, bugün de bu görüşlerin hakim olduğunu göreceksiniz.
  • " Eğer Mısır, güzel sanatlar dostu bir ulusun elinde olsaydı, orada antikçağı tanıyabilmek için, yeryüzünün geri kalanının bir süredir bize sunmayı reddettiği kaynaklara ulaşılabilirdi. Aslında Delta'da artık çok ilginç kalıntılar yoktur, çünkü yöre sakinleri ihtiyaçlarını karşılamak için veya batıl inançları nedeniyle her şeyi tahrip etmiştir.
    Jean Vercoutter
    Sayfa 39 - Volney Suriye ve Mısır Yolculuğu kitabından
  • TIMON'UN LANETİ

    Son bir kez dönüp bakayım size,
    Ey o kurtlar yatağı, yere batası surlar!
    Koruyamaz olun Atina'yı!

    Analar, utanç nedir bilmez olun!
    Çocuklar başkaldırsın büyüklerine!
    Köleler, soytarılar atın başınızdan!
    O ağır başlı, kırık alınlı senatörleri,
    Sıkı yönetin devleti onlar yerine!

    Körpe bakireler, açın kuçağınızı hemen herkese,
    Ana babalarınızın gözleri önünde hemde.
    Müslifler, sıkı tutun elinizde kalanı;
    Borç ödemektense çekin bıçaklarınızı
    Kesin gırtlağını alacaklılarınızın!

    Başı bağlı köleler, çalın çalabildiğiniz kadar!
    Asıl eli uzun hırsızlar
    O kerli ferli efendilerinizdir sizin;
    Kanun yoluyla soyup soğana çeviriyorlar milleti!

    Hizmetçi kız, git, gir efendinin yatağına;
    Kerhaneliğin biridir o senin hanımın!
    On altısında delikanlı, al koltuk değneğini,
    Dağıt beynini yürüyemez olmuş yaşlı babanın!

    Saygı, korku, tanrılara inanç, barış,
    Hakseverlik, doğruluk, dirlik düzenlik kaygısı,
    Gece rahatlığı, iyi komşuluk, eğitim, görgü,
    Sanatlar, Zanaatlar, yükselme basamakları,
    Gelenekler, töreler, yasalar allak bullak olun;
    Tam tersiniz neyse ona dönün hepiniz!

    Sonu gelmez bir kargaşalık sarsın dünyayı.
    İnsanları kıran korkunç salgınlar,
    En belalı, en zehirli ateşinizle
    Üşüşün üstüne bu içinden çürümüş Atina'nın

    Soğuk yeller girsin senatörlerin kemiklerine,
    Elleri, belleri tutulsun vicdanları gibi!
    Taşkınlık, serserilik öylesine işlesin ki
    Gençlerin beynine, iliklerine,
    Ahlak yollarının tam tersine saldırıp
    Cümbüş ırmaklarına atılsınlar.

    Kaşıntılar, çıbanlar, öyle derin kazın ki
    Atinalıların gögsünü, bağrını,
    Birer cüzzam tarlasına dönsün hepsi.
    Solukları hastalık üfürsün soluklarına;
    Dostlukları zehir olsun!

    İğrenç şehir, çıplak bir bedenle çıkıyorum senden!
    Al şunu da, bütün lanetlerimle birlikte!
    Ormanda yaşaycak artık TIMON
    En yırtıcı canavarlar bile
    Daha insaflı gelecek ona insanoğlundan!

    Tanrılar, bütün tanrılar, duyun sesimi;
    Kahredin bu duvarların içinde, dışında
    Yaşayan bütün Atinalıların hepsini
    Artsın TIMON'un hınçı yaşı ilerledikçe
    Bütün insan soyuna, efendisine de, kölesine de!
    AMİN !


    William SHAKESPEARE
    (Atina'lı Timon)
  • Bu gunün müsbet bilgileri, riyaziyesi, fiziği, tebâbeti, hattâ terziliğe kadar insan elindeki bütün sanatlar, kökte peygamberler tarafindan getirilmiştir.
    .
    .
    .
    Fakat insanoğlu, birçok meccânî nailiyetini kendi öz eseri zanneder. Suratlarımızı bile tapu ile satın aldığımızı sanır ve asla yadırgamayız; onu kendi kazdırdığımız hüviyet mühürü gibi bir şey kabûl ederiz. Kazıyanını merak bile etmeyiz.
    Halbuki ismine 'çehre' dediğimiz bu korkunç mührü, milyonlarca ve milyarlarca nüshası, çeşidiyle kazıyan bir Hâkkakın vücudu, ruh için olduğu kadar akıl için de mutlaktır; ve O'nun baş vasıflarından biri yaratıcılık, yani mutlak ( aksiyon)culuktur.