• Kokusuzluğun yoksunluktan sayılmadığı tek uzam olan düşlerde bile, içinde geçen görüntülerle -pıhtı Kuş, ta, cam kırığı, artık neyse- kokunun tadını çağrıştıracak kadar akışkan, yapışkan, kaskatı ve kıpkırmızıyken bu caddede duran benzer nesneler, onu burunsuz kılacak kadar kokusuzdu.
    Sema Kaygusuz
    Sayfa 37 - Metis
  • Anımsamanın en çileden çıkaran yanı, anımsamaya bir türlü son verememek. Niçin her keresinde bir utanç hissedilir ardından, bir suç, bir ölüm belirir alnının derin çatalında? Bir de neden kırışır insanın yüzü tam da anımsarken?
    Sema Kaygusuz
    Sayfa 11 - Metis
  • başımız dönüyor, üşüyoruz. insan olduğumuza göre dengemizi kaybedeceğimizi sandık ama dengemizi kaybetmedik; soğuktan donmak zorunda kalmamak için de her şeyi yaptık.
  • Sevilen her saatin karşılığı
    Yevmiyesi az, uzun yıllar
    Acıyla yoğrulan bozuk paralar
    Ve sandık dolusu gözyaşları!
  • Cami' de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde,
    herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar
    helal edilmiş vaziyette.
    Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı
    olarak. Herkes etrafınızda, büyük bir itibar,
    iltifatlar, çocuklar, torunlar hepsi hazır.
    Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
    Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya
    üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.
    Ne güzel, hazır maaş, hazır ev...
    Altmışlı yaşlara kadar her şey garanti, huzur
    içinde yaşıyorsunuz.
    Sağlığınız gittikçe düzeliyor
    Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
    Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk
    başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol
    saati veriyor patronunuz..
    Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir
    makamdan tecrübeli bir insan olarak işe
    başlıyorsunuz.
    Herkes karşınızda el pençe divan...
    Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de
    başlıyor.
    Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz
    Diğer hormonal Aktiviteler artıyor, fevkalade...
    Aman ne güzel günler başlıyor...
    Derken bir gün patron size artık Üniversiteye gitsen
    daha iyi olur diyor.
    Bu arada babanız ortaya çıkmış, "fazla çalıştın"
    diyor "artık eve dön, işi bırak, okumaya başla,
    harçlığın benden olsun..."
    Keyfe bakar mısınız ?
    Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor
    Ekmek elden su gölden bir dönem başlıyor.
    Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor.
    Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye
    başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık...
    Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde
    otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" diyorlar...
    Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı
    bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık
    yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
    Derken anneniz bir gün size süt verme kararını
    alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
    Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır.
    Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama
    giriyorsunuz.
    Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir
    kordondan besleniyor sıcacık yumuşacık gürültü ve patırtısız
    bir ortamda yaşıyorsunuz.
    Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini
    alıyorsunuz.
    Ve günün birinde müthiş keyifli bir orgazm ile hayatiniz
    bitiyor..
    Can Yücel
  • Anarşizm, ülkemizde de sıklıkla yapıldığı gibi, kaosla veya terörizmle eş tutulmaktadır. Oysaki anarşizm, demokrasi ve cumhuriyet gibi tam bir yönetim biçimi olmasa da bir toplumsal örgütlenme biçimidir. Yani dünyayı kaosa sürüklemek veya etrafta bombalar patlatmak gibi bir amacı yoktur.

    Peki anarşizm nedir? Anarşizm, hiçbir yöneticinin olmadığı, insan özgürlüğünü ve bireyciliği en üst düzeyde koruyan bir toplum durumudur. Toplumsal otoritenin, gücün ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm, her koşulda her türlü otoriteyi, dolayısıyla devlet örgütlenmesini reddetmektir. Kendi kendini denetlemeyi ve gönüllü işbirliğini savunur. Özel mülkiyeti toplumda baskı kaynağı ve devleti özel mülkiyetin bir aracı olarak gören, bunların ortadan kalkmasıyla ancak insanın özgürleşeceğini öne süren bir siyasal öğretidir. Eğer siz de insan özgürlüğünü ve bireyciliği her şeyden önde tutan kişilerdenseniz, sosyolojik veya politik olarak düşüncenizin sonunda ulaşacağı kavramlardan biri anarşizmdir.

    Anarşizm öcü değildir. Korkmanızı gerektiren bir şey de değildir. Zira atalarımız birer anarşistti. Antropologlar, etnografik araştırmalarında, tüm dünyada ve tüm zamanlarda yaşamış olan devletsiz ve yönetimsiz sayısız toplum belgelediler. Antropologlar tarafından belgelenen bu toplumlarda henüz devletin icat edilmediği zamanlarda yaşayan insanlar tespit edilmiştir. Bu insanlar devlet olmadan nasıl yaşıyorlardı zannediyorsunuz? Alışveriş merkezlerine (AVM) gitmeden, televizyon izlemeden, telefon kullanmadan, internete girmeden, yönetilmeden, yasalara uymadan, devlet olmadan vs. bir hayat nasıl mümkün oluyordu?

    Maalesef öyle bir zehirlenme yaşıyoruz ki, bazı şeyler olmadan insanın da olamayacağını düşünüyoruz. Hatta birçok şeyi insan olmanın ön koşulu olarak değerlendiriyoruz artık. Mesela, telefon kullanmayan insan olur mu hiç, bir insanın mutlaka telefonu olmalıdır, diye düşünüyoruz. Oysaki çok yanlış bir düşünce bu. Telefon veya televizyon icat edilmeden önce de insan vardı; devlet icat edilmeden önce de... Ve bence asıl insanlar onlardı. Bizler ise insan olduğunu zanneden modern köleleriz.

    Bir konuda hemfikir olmalıyız. Devlet ve yönetim, savaş için organize edilmiştir. Hatta bugüne kadar savaş için bundan daha etkin bir örgütlenme kurulmamıştır. Savaş olmazsa hiçbir devlet var olamaz. Bu nedenle devletler varlığını sürdürdükçe savaş da varlığını sonsuza dek sürdürecektir.

    Bu noktada, "Müslüman devlet" ya da "Hıristiyan devlet" veya kısaca "dindar devlet" gibi kavramların da olamayacağını düşündüğümü ifade etmek isterim. Çünkü dindar devlet yönetimi diye bir şey olamaz. (Doğru uygulanan şeriat yönetimini saymazsak.) Zira devlet, yasalara uymaya zorlamak için meşru şiddet kullanımı prensibine dayanan bir örgütlenmedir. Bir dindar ise, inancı gereği, dininde emredilenin dışında bir şiddet kullanamaz. Bu durumda dindar kişilerin hükümet ya da devlet idaresine katılamayacaklarını da ifade etmek gerekir. Dahası, dindar bir kişinin ve "yaratıcının olduğu bir dünyanın" yönetilmeye ihtiyacı yoktur. Siz kimsiniz ki, bir "yaratıcının" emirlerini gönderdiği dünyayı yönetmeye kalkıyorsunuz? Yönetimler, dünyevi ve günahkar insanlar içindir. Oysaki "yaratıcının" kuralları varken, yönetilmeye ihtiyaç yoktur. Bu durumda, siyasi bir örgütlenmeye katılmak veya yönetilmek yahut oy kullanmak da dine uygun bir hareket değildir. Zira dünyada insanları ölümle cezalandırabilen veya süresiz hapse atabilen bir devlete oy vermek, belki de dindar bir kişi için ebedi cehennem azabına mahkum edilmesine sebep olabilir. Örneğin, oy verdiğiniz bir siyasi partinin yanlış bir kararı sonucunda yalnızca bir vatandaş bile haksızlığa uğrasa, vay halinize. Bildiğiniz üzere, bunun adına kul hakkı denir. (Ateist olduğum için bu paragrafta yazdıklarım yanlış anlaşılabilir. Kesinlikle hiçbir ima veya dil uzatma söz konusu değildir. Tamamıyla kendi düşüncemdir. İnanan bir insan olsaydım da aynen bu şekilde düşünürdüm.)

    Madem siyasi konulara girdik, Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminden bir örnekle size anarşizmin faydasını anlatmaya çalışayım. Biliyorsunuz, demokraside oy kullanmak çok önemlidir. Hatta ülkemizde vatandaşlık görevidir. Oy kullanmayanlara para cezası bile kesilir. Anarşistler ise, oy kullanmanın hiçbir şekilde özgürlüğün veya özgür iradenin bir göstergesi olmadığını savunurlar. Oy veren kişi, günümüz tabiriyle seçmen, önceden seçilmiş ve belirlenmiş kişiler arasından bir seçim yapar ve birbirine zıt ideolojiler arasında belki de seçim şansı hiç yoktur. Zaten çoğu zaman çoğunluğun seçimi bile söz konusu olmamaktadır. Bir kişi bir göreve seçilir, çünkü diğer adaylardan daha fazla oy almıştır. Bu noktada oy vermeyen kişilerin oy sayıları ise asla hesaba katılmaz.

    Yaklaşık 4 yıl önce, Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde, üç aday karşımıza çıkmıştı: Recep Tayyip Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş... Bense bir vatandaş olarak bu üç adaya da oy atmak istemiyordum. Çünkü üçü de içime sinmiyordu; ama oy atmak vatandaşlık görevi olduğu için sandığa kadar gittim. Oyumu kullanmak için içeriye girdiğimde bile hala karar verebilmiş değildim. İçeride aklıma ilginç bir fikir geldi ve hemen uyguladım. Üç adayın yanına kendi çocukluk fotoğrafımı da koyup altına kaşeyi bastım ve akabinde fotoğrafını çektim. Fotoğraf şu: https://hizliresim.com/VDpQQR

    Seçim sonuçlarını ise, şu linkten görebilirsiniz: https://www.sabah.com.tr/...askanligi-secimleri/

    Benim gibi kararsız vatandaşlar için, seçmen kağıdına en azından "hiçbiri" seçeneği konulsaydı, eminim en az %5 gibi bir oranda hiçbiri seçeneği çıkardı. Bu durumda ise cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Recep Tayyip Erdoğan'ın oyunun %50'nin altına düşeceği açıkça ortada. Sanırım ne demek istediğimi size anlatabildim.

    Demokrasi her ne kadar, "sandık"tan çıkan oya göre itaat etmeyi emretse de anarşizm bunu kabul etmemektedir. Zira anarşizmde, azınlığın daha iyisini bilebileceği ya da kendi adına karar verebilme hakkının olduğu kabul edilir. Böylece çoğunluğun azınlığı kendisine uymaya zorlamasının da önüne geçilir.

    İşte kitap, bu ve bu anlattıklarım gibi konularda fikirler ortaya sunuyor. En eski anarşist toplumları tek tek önümüze getirerek anarşizmi örneklerle açıklıyor. Ancak bunu yaparken hiçbir şekilde anarşizmin uygulanabilir bir sistem olduğunu söylemiyor. Hatta anarşistlerin tasarladığı türde bir toplumun mevcut olamayacağını, olsa bile kısa ömürlü ve münferit birkaç girişimden ibaret olacağını ifade ediyor. Zaten bu saatten sonra ben de uygulanabilirliği olduğunu düşünmüyorum. Ancak özgür bir toplumda, devletin ya da yönetimin olabildiğince az oranda yürütme rolünü üstlenmesi gerektiğini, kişisel özgürlüğe ve bireyciliğe daha çok imkan tanınması gerektiğini düşünüyorum.
  • ZATEN YOKTULAR

    Ya ben bana çok geç kaldım
    Ya sen bana çok erken,
    Ya sevdim seni sen yoktun
    Ya sen vardın ben yoktum
    Ya ağlıyordum sen gülerken
    Ya beraber gülüyorduk bazen
    Ya sen başka şeylere bense hep bize
    Ya sen vardın her zaman, bense hep kaçan
    Ya sen bilemedin kıymetini bileni
    Ya ben bilemedim kıymet bileni
    Ya vardı sevgimiz gizledik
    Ya yoktu bir heves düşledik
    Ya başladı yürütemedik
    Ya da yoktu biz denedik
    Ya güneş bizim için doğmuştu, seçemedik
    Ya ay bize bakıyordu bilemedik
    Ya biz aya bakıyorduk ama birbirimizi göremedik
    Ya çok acizdik söyleyemedik
    Ya hayat hızla aktı yakalayamadık
    Ya tren çoktan kaçmıştı, duyamadık
    Ya da zaten yolcu değildik, yanıldık
    Ya haykıramadık, sakladık
    Ya açıktı, anlayamadık
    Ya hep düştü uyanamadık
    Ya da hep uyumak istedik uyuyamadık
    Ya imkansızdı başaramadık
    Ya da yarımdı, tamamlayamadık
    Ya bir sırdı açığa vuramadık
    Ya da yoktu var sandık
    Ya ara verdik tatil ettik
    Ya da sayfayı tamamen kapattık
    Yok yok ya da başlamadan bitirdik
    Ya da çok sevdik AMA!
    ZATEN YOKTULAR

    (27.10.2008)
    Müjgan