• Kaçımız, endişelerle, korkularla, kuşkularla,
    kıskançlıklarla, mutluluk hayalleri ve mutsuzluk
    ihtimalleriyle çalkalanırken kendimize, kaçımız sevdiğimize
    tutunuruz. Sanırım çok azımız sevdiğimize, çoğumuz ise
    kendimize sarılırız.
  • Sanırım çok azımız sevdiğimize, çoğumuz ise kendimize sarılırız...
  • 60 syf.
    ·1 günde·7/10
    Katip Bartleby, Herman Melville'ın okuduğum ilk kitabı oldu. Kitap çok kısa bir öyküden oluşmaktadır. Birkaç saat ayırarak tek oturuşta okuyabileceğiz kitaplardan.

    Kitabın konusu, avukatlıktan yargıç yardımcılığına atanan birinin iş yükünün ağırlaşmasından olayı yeni bir katip almaya karar verir. İş aldığı katip de Bartleby'dır. Kendisi; ufak tefek, çok fazla konuşmayan, verilen katiplik işini yerine getiren bir karakterdir. Bu karakterinden dolayı işvereni ona acımaya başlar. Çünkü, Bartleby sadece atıştırmalıkla karnını doyuran, bürodan başka bir yere gitmeyen bir karakterdir.

    İşe başladıktan bir süre sonra verilen bazı görevleri yapmamaya, reddetmeye, "Yapmamayı tercih ederim." demeye başlar. İş vereni başlarda bu cevaba sinirlenir. Neden böyle bir cevap verdiğini anlamaya çalışır. Bartleby'e neden böyle davrandığını sorduğunda düzgün cevaplar alamaz. Kendisinin işten çıkartır. Yine de büroda kalmaya devam eder. En sonunda iş vereni büroyu başka bir yere taşımaya karar verir. Bartleby'e başta yine üzülse de daha sonra en iyi çözümün bu olduğuna karar verir. Ama bunun çözüm olmadığını daha sonra anlaşılacaktır.

    Katip Bartleby bir reddedişin, karşı çıkışın öyküsü olarak geçmektedir. Hangimiz patronumuz veya emri alında bulunduğumuz kimseye "Yapmamayı tercih ederim." diyebilmişizdir. Sanırım çok azımız. Kitabı okurken bu adam neden sürekli böyle davranıyor. Bu davranışın altında yatan sebep ne? diye çok sordum. Öykünün sonunda da net bir cevap alamıyoruz. Keşke yazar Melville bir sonuca bağlamış olsaydı. O zaman on üzerinden on bir öykü olurdu. Ben davranışlarının nedenlerinin açıklanmadığı kitapları sevmiyorum. Bu bana polisiye romanlarda katili açıklamayan yazar gibi geliyor. Bilmem siz nasıl düşünürsünüz?

    Herkese iyi okumalar...
  • Sanırım çok azımız sevdiğimize, çoğumuz ise kendimize sarılırız.
  • 125 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Bugünkü kitap yolculuğumuz Erich Fromm’un Sevme Sanatı’na.
    “Bu kitabı okuyarak sevme sanatına ilişkin hazır bilgiler edinmek isteyenler düş kırıklığına uğrayacaklardır.” önsözüne böyle başlar Fromm.

    Sevmek bir sanat mıdır? Sorunun cevabını Erich Fromm çoktan vermiş. Evet, sevmek yaşamak gibi bir sanattır.
    Fromm’a göre sevginin önemsiz olduğunu düşünen yoktur. Sevginin açlığını çeker, sinemalarda mutlu ya da mutsuz aşk hikâyeleri izler, yüzlerce niteliksiz aşk şarkıları dinleriz. Buna rağmen pek azımız sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünürüz.
    İnsanlar sevgiye çok önem vermelerine rağmen sevginin öğrenilecek bir şey olduğunu düşünemezler. Bunun üç nedeni vardır:
    – Kişi sevgiyi kendi sevebilme gücünden çok başkası tarafından sevilme olarak görmektedir. Fromm’a göre ise esas olan sevmektir.
    – İnsanlar sevmenin kolay olduğunu, fakat sevecek ya da sevilecek doğru nesneyi bulmanın güç olduğunu düşünürler.
    – Çağdaş Batı insanı aşık olma gibi geçici bir duyguyla sevgi içinde olma gibi uzun süreli birlikteliği karıştırır.
    Sevgi Kuramı bölümünde sevginin ne olduğuna ve sevmenin doğasının tarih boyunca nasıl gelişim gösterdiğine de değinir. Sevgi kuramını incelerken Mevlana’nın “Sevgi şifadır. Sevgi güçtür. Sevgi değişimin mührüdür.” sözü sevginin özünü belirtmektedir.
    Birini anlamak, hayatının sırrını çözmek için çoğu zaman yanlış yolu seçeriz. Onu kırarız. Tıpkı bir çocuğun kelebeği tanımaya çalışırken kanatlarını koparması gibi. Oysa sırrı öğrenmenin Fromm’a göre bir diğer yolu sevgidir.
    Kişi sadece bir tek insanı sever ve onun dışındaki tüm çevresine kaygısız kalırsa, onun sevgisi sevgi değildir. Ya alabildiğine bir bencilliktir ya da ortak yaşam birliğidir. Ben birisini seviyorsam, herkesi seviyorumdur, dünyayı yaşamayı seviyorumdur. O’na göre 5 tür sevgi vardır: Kardeşlik sevgisi, Anne sevgisi, Cinsel sevgi, Kendini sevme, Tanrı sevgisi.
    Bana göre kitabın en önemli kısmı son bölümü, sevginin uygulanması. Ve sanırım hayatta da en zorlandığımız kısım. Günlük hayatta hepimiz az çok sevgi hakkında bir şeyler söyleriz. Sıra bunları hayata geçirmeye geldiğinde zorlanırız. Erich Fromm bunun için okurlarına hazır bir reçete vermiyor. Sevmek, kişinin salt kendisi için ve tek başına edinebileceği bir deneyimdir. Yine de bu sanatı öğrenmek isteyenler için son bölümünde bize ipuçları veriyor.
    Sevme eyleminin marangozluk, doktorluk gibi bir sanat olduğunu söyleyen Fromm, her sanatta olduğu gibi sanatın uygulanmasındaki koşullardan bahseder. Disiplin, yoğunlaşmak, sabır ve eksiksiz ilgi.

    Sevmek üzerine ne kadar yazı yazarsak yazalım yine de onu anlatmakta eksik kalacağız. Ne kadar çok şey bilsek de bunları hayatımıza geçirmediğimiz sürece etkili olacağını düşünmüyorum. Sevmenin doğasını anlamak ve bu sanatı uygulamak için bize bir kapı aralayan Sevme Sanatı, bu sanatı öğrenmek isteyenler için bir başlangıç olabilir...