• Sen koca bir veda, koca bir yalan, koskoca bir hayal kırıklığısın. Ben ise hiç olmayan birini her saniye yanımdaymışçasına seven biri.
  • Kocasını seven hiçbir kadının sevgisinden
    bir saniye bile geri kalmaz benim sana sevgim..
  • Gamelin,yurtsever devrimci,kararlarında katı ve acımasız,kendi kardeşi bile sanık olsa acımayacak derecede adaletli.En azından böyle görüyor kendisini.

    Fransız devrimi dönemindeyiz.kliselerde İsa kutsalları indirilmiş yerlerine Rousseau(Jean Jacques),Brutus,Le Peltier büstleri konulmuş,rahibin kürsüsünde insanlik bildirgesi asılmış,ibadethane olarak kullanılan kliseler bir toplanma merkezine dönüşmüş, Cumhuriyetçiler toplantılarını kliselerde yapıyor.
    "Yaşasin kral" diye bağıran bir hizmetçi kadını mahkum eden cumhuriyetin devrim mahkemeleri sırf bu yüzden bizzat cumhuriyet insanları tarafından hor görülecek ve mahkemeyi yoketmek için cumhuriyeti yıkacaklardır. En sonda söyleyeceğimi ilk başta söyledim ve rahatım artık devam edebilirim.

    Kuklalar yaparak geçimini sağlyan bir adam kuklaları devrimle dalga geçecek şekilde yapıldığı ileri sürülerek idam edilebilir mesela,yada bir rahip 21 Haziran,19 Eylül,28 Mayıs tarihlerinde yurtseverliğini ispat edebilmiş mi diye sorguya çekilebilir,onaltı yaşındaki bir kız, yaramaz çocuklar gibi her şeyden,yoksulluktan baskıdan,ekmek kuyruğundan sıkılıp yaşasın kral diye bağırdığı için korkunç bir suç işlemiş sayılabilir,insanlar ikiye ayrılmıştır,yurtseverler ve hainler. Hainler ,yaş ,cinsiyet gözetilmeksizin cezalandıŕılacaklardır. Devrim mahkemesi ayrım yapmaz. İki tahta arasında üçgen bir metal gözleri kamaştırır,bu giyotindir.Giyotinin bir önceki günden kalma kanlarını köpekler dilleriyle temizlerler.Devrim mahkemesinden arta kalanları. Fransız devrimi kanla yapılmıştır buna en çok köpekler sevinmiştir.

    Ordunun başındaki bir general Avusturya'lılara karşı bozguna uğramışsa yalandan,bile bile yenildin diye giyotini boyluyordu. Genarellerin kazanmaktan başka şanslari yoktu yani,ya kazanırsın ya ölürsün,hem de şerefli bir asker için en kötü şekilde, vatan haini yaftası yapıştırılarak.Sıradan olmayan,kumandan olma ideali bulunan bir askerin krallığı savunması mantıksız değildir,tarihe bakıldığında yetişmiş tüm büyük kumandanlar krallık düzeninde yetişmiştir.Buradan Selim Pusat'a saygılarımı sunarak devam ediyorum.

    Bu kıyımlardan sonra beyaz elbisesini kirleten küçük bir kız çocuğunun çığlıkları içimize su serper,sadece annesinden terlik yiyordur.Ne mutluluk!

    Adalet dediğimiz şey kesinlikten uzak kuşkuculuğa yakın bir şey midir.Adalet karar vermek yerine kuşkuya düşerse kararın doğruluğu tartışılır.Hukuk evrensel değildir bu yüzdende ilim değildir,zamana ve şartlara göre binbeşyüz tane hukuk anlayışı varsa adalete güvenmek insanın kendini kandırmasıdır ancak.
    Bir adam sırf Gamelin öyle istiyor diye ölür.Bunun adı Gameline gösterilen saygıdır,oysa adamın tek suçu karanfile benzeyen kurumuş nar çiçeklerinin olmasıdır,bir nar çiçeği ne kadar benzeyebilr ki karanfile? Bir adamı öldürtecek kadar benziyor işte bu yeterli değil mi?

    Sessizlik ,giyotin hareket ederken duyulan sessizlik,bu sessizlik çok şey anlatır ama duyulan sadece küt sesidir,korkunç bir ses.Sesin anlattıklarıysa izleyiciler arasından sessiz sedasız sıyrılıp giden birini vurur,gözlerden birer damla yaş düşer yere,sessizdir bu düşüş,ama ne yansımalar vardır bu saydamkıkta,bir gözyaşının gücüyle yer titrer,hiçbir bomba bu denli titretememiştir yeri.Bir duvarcı ustası ,suçu kimbilir nedir,kendi yaptığı bir duvar dibinde kurşuna dizilir,düşer sırtı duvara dayalı olarak can verir,duvarın içi titrer...
    Fransız devrim mahkemesi giyotincidir,kurşuna dizilmelere karşıdır,kurşunları heba etmek nedendir,cephane zaten az kalmıştır,kurşuna dizilenler ne şanslıdır,ölecek insanlardan kurşunu esirgemeyin der biri yada demez,düşünür belki,içinden gülerek.Bunu söylemek suç sayılabilir çünkü.

    Sonrası iyice karanlık,bir kanunla bir kanun değiştirilir,değişen sadece bir kanundur, sebebi vakit kaybını önlemek,artık devrim mahkemesi soruşturma yapmayacaktı,sorgu sual yoktu,tanık yoktu,savunucu yoktu artık,sanık vardı ,hep olacaktı,sanık suçunu da,suçsuzluğunu da kendi içinde saklayıp juri üyelerinin yanından sessiz sedasız geçecekti,soluksuz.Karar bu geçiş sırasında verilecekti,en fazla yirmi saniye...
    Ne tasaruf!

    Bireyin hakları,özgürlük yitip gitsin,önemsizdi devrim mahkemesinin yurtsever savcı,yargıç ve jurilerinin yürek atışları her şeyi kurtarırdı çünkü.
    Suç bile ayaklar altındaydı,suç için gerekli olan şey biraz yürek biraz istek.Ama suçluların çoğunda ne istek ne de yürek vardı çünkü suçsuzdu çoğu.Tarafsızlıkta bir suçtu,sadece devrimi savunanlar suçsuzdu,geri kalan kim varsa ölmeliydi.Ölmek istemeyen mahkumlar bir yana ölmek isteyenlerde azımsanmayacak kadar çoktu.Hafiyelerin -ki bu hafiyeler herkes olabilir- cezaevlerine doldurduğu ve sıralarını bekleyen insan yığınları bir yana başlarını bir an önce vermek için sabırsızlananlarında işini halletmek gerekiyordu. Bazı acelecilerse,cellatlardan ve yargıçlardan tiksindikleri için gururla kendi yaşamlarına kendi elleriyle son veriyorlardı. Genç,sevilen,yakışıklı bir asker "Ne olur benim için yaşa" diyen sevgilisine aldırmadan,mahkeme karşısına dikilip, suçlama evraklarını tutuşturarak piposunu yakmıştı onunla.Tüm benliğiyle Cumhuriyetçi olduğu halde ,ne sevgilisi için,ne aşk,nede zafer için yaşamak istemiyordu artık.

    Yurtesever vatan evlatları.Yargıç,savci ve juri üyeleri ,güç onların elindeydi bir kadının gözüne bakmayı bırakın beslediği kedinin gözüne bakarak kimin suçlu olduğunu anında anlarlardı,onlar yurtseverdi çünkü,yurtsever olduklarınca Tanrılaşıyorlardı ve Tanrılar susamışlardı.
    Gamelin sokakta oynayan bir çocuk görse kucaklar,tüm zalimlikliklerim senin içindi çocuk derdi belki ,büyüyünce pırıl pırıl bir Fransa'da mutluluğunu,temizliğini bana borçlu olacaksın da diyebilirdi.Der ve sonra kimbilur kucakladığı çocuğun annesinin yada babasının boynunu vurdurtabilirdi.Gamelin bunu anlayayamayacak kadar uzaklaşmıştı kendinden,insanlığından.

    Oysa bir genç vardı bir zamanlar ,resim yapardı.Orestes ve Elektra adını koyacağı bir resim,yarım bıraktı,kara bir yürekle dolup taştı istese saçlarını okşayacağı bir Elektra'sı olabilirdi belkide ama kızkardeşi bile nefretle bakıyordu ona ve herkes gibi kaçıyordu,bu kadar yanılgıya düşmeseydi kendi ölümüyle yaşlı anasınıda acıdan öldürecek hale gelmezdi tıpkı Orestes gibi.Bu adam tıpkı tablosu gibi yarım kaldı gitti arkasında bir Elektra bırakamadan.Yanılmıştı bu adam.
    Başka bir adam,belkide aynı adam,ölüler birbirine benzer çünķü,aşık olduğu kızla belki aç,yoksul bir şekikde ama mutlu olarak kırlarda dolaşabilirdi,sevdiği kız ona "Güle güle sevgilim ,babam neredeyse döner,merdivenden inerken bir gürültü duyarsan hemen üst kata çık tehlike geçinceye dek inme. Sokak kapısını açmamı istediğin zaman kapıcı penceresine üç kez vurursun Güle güle canım! Güle güle ruhum!" derdi yine...
    Bir kız yine söylüyor,belkide aynı kız,vefasızlar birbirine benzer çünkü, başka ,bambaşka bir adama "Güle güle sevgilim,babam neredeyse döner.....sokak kapısını açmamı istediğin zaman..." Ah ölüler de yanılıyor işte!
    Devrimciler habire kılık değiştiriyor muhalif devrimciler siz daha az vatanseversiniz diye baştakileri indiriyor ve boyunlarını vurduruyor,bu böyle sürüp gidecek yurdunu daha fazla seven biri çıkana kadar devam edecekler Tanrılık rolüne.Bazı Tanrıların susuzluğu geçince yerine daha fena susamışlar gelecekti. Bu böyleydi,kral kalsa aynı şey,cumhuriyetçiler aynı,bir kaç yüzbin insan nedir ki,önemli olan gelecekteki pırıl pırıl hayatlar,yetim aynı zamanda öksüz bırakılan çocuklarla kurulacak bir gelecek.

    Cumhuriyetin ünlü parolası "Özgürlük, Eşitlik,Kardeşlik ya da Ölüm" sadece ölüm kısmında başarı sağlandı...
  • Nasıl başladığını merak ediyorsanız hemen anlatayım, merak etmiyorsanız da anlatırım. Anlatacağım.

    Ankara'dan İstanbul'a tanışanlı 1 yıl olmuştu. Fakat anadolu yakasında oturduğumuzdan ve orta sonu Çengelköy'de bir okulda okuduğumdan Etiler hakkında pek bir fikrim yoktu. Saçlarım uzuncaydı, balık etliydim. Pantolonla okula giderdim, daha rahat bulurdum. Sosyal bir kızdım o zamanlarda fakat Etiler'i hiç bilmezdim.

    Okula gelip, ortamı anlamaya çalıştım. Kimse vahşi, yabani falan değildi. Yani bir Enka ya da Koç ortamı yoktu ancak ara geçişler vardı. Bir süre sonra ortama ayak uydurdum. İnsanları anlamaya başladım. Yakın arkadaşlarım da vardı ama bazen yalnız takılırdım.

    Bir öğlen tam öğle yemeğinden sonra merdivenlerden yukarı çıkıyordum. Öğle tenefüsünü sınıfta geçirmeye karar vermiştim. Merdivenlerden yukarı çıkarken aynı kararı benimle birlikte veren bir çocuk gördüm. Bilmiyorum. Tarif edemeyeceğim bir duyguya kapıldım. O, beni fark etmedi bile ama suratında mı, aurasında mı, ruhunda mı, bedeninde mi emin olamadığım bir şekilde tuhaf bir elektrik hissediyordum. Bana farklı göründü ve gerçekten aradığım için değildi. Sadece öyle hissettim. Onu gözüme ilk orada kestirdim.

    Sonra takip etmeye başladım. Okula girerken, okuldan çıkarken, öğle yemeği yerken, sabah telefonunu telefon kutusuna bırakırken, serviste, tuvalete giderken ve kantinden bir şey alırken. Arkadaşlarını taradım. Kimseyle fazla yakın değildi. Kendi bir dünyası vardı ve orada takılırdı. Ağırbaşlı bir çocuktu. Ortalıkta fazla gezmedi. Onun havalı olduğunu düşünürdüm.

    Adının Emre olduğunu öğrendim. Takıntım gün geçtikçe arttı. Fakat ona yaklaşmayı hiç düşünmedim. Onu uzaktan sevmek hoşuma gidiyordu. Eve giderken hayallere dalmaya başladım. Onunla kurduğum hayallere. Tek bir kelime bile etmeden yıllar geçti. Bazen onunla aynı sınıfta bulunduğumda ya da konferans odasında falan kalbim ağızıma gelirdi. Kalp krizi geçirmekten korkardım. Çünkü bayılırsam falan onun için bayıldığımı anlayacaktı. Rezil olacaktım!

    Emreyi uzun süre kendime sakladım. Kimseye bahsetmedim. İlk anneme anlattım. Anneme anlatınca bana bir rahatlama geldi ve en yakın iki arkadaşıma bahsettim. Ona bir isim taktık. Aramızda ona öyle sesleniyorduk. Bir akşamüzeri okul çıkışı telefon kutusunun önünde karşılaştık. Bir şey oldu ve gülümsedi. Ama bana değil. O beni hiç fark etmedi. Benden hiçbir zaman haberi olmadı. Yani yıllar boyu. Yani ben onunla ilgilenene kadar.

    Öyle dik dik bakmazdım hem ben, hep kaçak bakışlarım vardı. Bazen bakardım. Hep sanki bakmıyormuş gibi yapardım. Cesaretim yoktu onu sevmeye. Sonra derin araştırmalarım sonucu kız arkadaşı olduğunu öğrendim. İsmi Zeynep'ti.

    Onu unutmaya yemin ettim. Kendime söz verdim. Başkaları ile ilgilenmeyi denedim. Bir çocuk vardı Mehmetcan. Bana aşık olduğunu söyledi. Aylarca peşimden koştu. Gözümün önünde ağladı hatta. Bir gün gittim "Tamam, çıkıyoruz." dedim. Çıkmaya başladık sözde. Öğle tenefüsünde buluştuk. Kendimi korkunç hissettim. Emre'yi seviyordum. Yalnız onu. Karşı bankta oturuyordu ve onu seyretmek istiyordum. Yanımdaki çocuk yüzünden onu seyredemiyordum ve bu beni delirtti. Çocuğu sınıfa çağırdım. Sınıfta ona; "Bak Mehmetcan, sen beni seviyorsun biliyorum. Ancak ben seni sevmiyorum. Bu öğlen senin yüzünden sevdim çocuğu seyredemedim. Yani benim sevdiğim başkası var." dedim ve ondan ayrıldım. Mehmetcan okulun en hızlı çocuğuydu. Herkese yazar, herkes de ona yazardı. Uzun süre beni atlatamadı. Her sene bana bir kere kesin yazardı. Sonra bir şekilde beni unuttu. Elbette unuttu, zaten unuttu.

    Emre'yi sevmeye karar verdim. Herkes benimle ilgileniyordu. Zayıflamaya ve kadınsılaşmaya başlamıştım. Annem okulumuzda sarışın bir çocuğu gördüğünü, Emre'yi unutup onunla birlikte olmam gerektiğini söyledi. Çocuk bana aşıktı. Hatta bir keresinde camdan atlamıştı. Ben Emre'yi sevdiğimi, sadece onu sevdiğimi söyledim. Annem, Emre'yi maymuna benzetiyordu. Ben o sarışın çocuktan hiç hoşlanmıyordum.

    Emre, Zeynep ile ayrıldı. Esasında Zeynep, Emre'den ayrılmış; bunu yıllar sonra öğrendim. Emre, Zeynep'ten sonra kimseyi sevmedi; beni bile. Ona gerçekten değer veriyordu, yani o kıza. Emre fazla değer vermezdi. Yıllar sonra öğrendim. Ayrılık haberi karşısında muazzam bir sevince kapıldım, neredeyse göbek atacak kıvama geldim.

    Aşkım daha da artmıştı. Delirmiştim. Koşu bandında bir videom vardı. Hedef belli: "Emre, Emre, Emre" diye koşuyordum. Arkadaşım Ebru deli olduğumu düşünmüyordu, o da benim bir türevimdi zaten. Fakat ben çok derinlerde hissediyordum. Düzenli olarak ağlıyordum Emre diye. Kendimi arabaların önüne atmıştım bir seferinde, biraz da Ebru'ya komik geldiği için yapmıştım. Ama ezilseydim eğer sadece %50 üzülürdüm.

    Ben tam olarak bu gazdayken, Emre ve Anı'yı birlikte gördüm. Anı okulun en kötü kızıydı. Gerçekten kötüydü. Hem aptal, hem cahil hemde çok fena bir kızdı. Emre, Anı ile çıkıyordu. Ebru'ya canımın yanmadığını, iyi olduğumu söyledim. Ama tam olarak o gün, o gün içimden bir şeyler koptu gitti. Artık Emre'yi unutmaya yemin ettim. Yine yemin ettim. Kendime söz verdim. "UNUTACAKSIN!" dedim.

    Başka insanlarla çıktım. O sarışın çocukla çıktım öncelikle. Düzgün denebilecek bir ilişkimiz vardı. Bir buçuk yılımız birlikte geçti. İlk deneyimlerimi yaşadım. Beni ailesinin içine aldı. Hep birlikte yemek yerdik, sinemaya giderdik; hatta spor yapardık. Sarışın çocuğa aşık değildim, ama zaten aşkın ne demek olduğunu unutmuştum. Kaybolmuştu aşkım. Aşkımın içinde erimişti.

    Yıllar birbirini kovaladı. Emre ve Anı ayrıldı. Ben ve sarışın çocuk ayrıldık. Sonra ben büyüdüm. Daha bir güvenim geldi kendime. Emre ne yaptı bilmiyorum.

    Murat, Emre'nin en yakın arkadaşıydı. Sürekli, Murat ile haberleşirdik. Baya sosyal bir çocuktu. Hazirandı sanırım aylardan ya da Temmuz. Hayatımın en güzel yazıydı. O yaz teyzem evlendi yeniden, ben fiziksel olarak çok iyiydim, babam çok iyiydi, abim çok iyiydi. Her şey muhteşemdi. Üniversiteye başlayacaktım. Çok mutluydum. Ben bir şekilde, eskiden Emre'ye olan hislerimden Murat'a bahsetmiştim. Ufak da olsa biliyordu yani. Beni yanlarına davet etti. "Emre ile Etiler'deyiz. Gel istersen dedi." Hiç unutmam yataktan bir anda öyle bir havaya zıpladım ki, annem bana bir şey oldu sandı. İkizleri aradım. En yakın iki arkadaşımdı o zamanlar. Bu an benim hayatımın anı, beş yıldır bunu bekliyordum. "Giyinin, Etilere gidiyoruz." diye talimat verdim. Onlar da beni kırmadılar. Takside 6 tane falan sigara içtim. Konuşamıyordum, sadece mırıldanıyorum taksiciye. Taksici istersek hastaneye gidebileceğimizi söyledi. Adam öylesine korkmuştu.

    İçeri girdik. Emre'nin yanına oturdum. Karşımda ikizler ve Murat. Sohbet ettik biraz. Emre'nin mizacı, havalı hareketleri, uzuvları her şey aynıydı. Ben çok değişmiştim ve hala değişiyordum; eriyordum! Hiç iyi değildim ama belli etmiyordum. Heyecanımı gizlemeyi başardım. İyi denebilecek bir buluşmaydı. Heyecanımı kafenin tuvaletine saklamıştım. Telefonumu tuvalette unuttuğumu eve dönüş yolunda fark ettim. Sonra telefonumu almak için tekrar Etiler'e geri döndüm. Öylesine kötüydü durumum ama dünya böylesine güzeldi artık.

    Geri kalan zamanda hep araştırarak geçirdim. "Biri sizden hoşlanıyorsa yanınızda gözbebekleri büyür." diye bir şey okumuştum. Günlerce hatırlamaya çalıştım: Yanyana otururken gözbebekleri büyümüş müydü?
    Haydi Gizem kandırma kendini.

    Sonra Murat'la konuşmaya devam ettik. Fakat Emre'yle hiç konuşmadık. Bana bir süre mesaj atmadı, aramadı, eklemedi; hiçbir şey yapmadı. Ben de beklemeye başladım. Bir gün dayanamadım, tam bebek yokuşundan aşağıya yürüyordum. Mesaj attım aptal bir aplikasyondan. Dünyanın en salak konuşmasını yaşadık.

    "Napıyorsun"
    "Hiç, sen?"
    "Hiç ben de."

    Bu kadar, tam olarak bu kadardı. İntihar etmeyi bile düşündüm, şimdilerde iyi ki etmemişim diyorum.

    Sonra Murat bana bir ışık yaktı. "Siz ne saçma bir muhabbet etmişsiniz o gün Emre'yle, bence bir daha mesaj at." dedi. Ona atamayacağımı bunun dünyadaki en saçma şey olduğunu söyledim. "At sen, at. Bana bir kere güven. Mesaj atacaksın ve her şey değişecek" dedi. Tamam ulan dedim içimden, bu kadar bekledim zaten, bu işi bitireceğim.

    O an sevgilim, benim senden önce ilk kez bir erkeğe bu kadar ısrar edişimdi.

    ve sen de sonuncuydun.

    Ben mesaj attım o cevap verdi. Konuştuk. Sonra buluştuk. Sonra daha çok buluştuk. Sevgili olduk. Çok güzel zamanlar geçirdik. Sahile bir şişe şarap alıp gittiğimiz günü hatırlıyorum. Sarhoş olup, parande attığımızı. Bir taşa ismimizi kazıdığımızı ve diğerleri. Emre maneviyatı olan bir çocuktu. Yengeç burcuydu, duygusaldı. Çoğu zaman söylemezdi, ufak cümleler yazardı. Bir keresinde "Biz neyiz Emre, sevgili miyiz? Neyiz biz?" demiştim ona. Çıldırıyordum o zaman. "Biz hiçbir şeyiz. Gel hiçbir şey olalım. Belki böylesi daha güzel olur." demişti. Ben delirmiştim. Bak senin için bir cümle yazdım demişti. Hiç unutmam: "Saçları, sakallarımda." yazmıştı telefonuna. Bana o cümleyi gösterdiği gün dünyanın en mutlu insanıydım.

    Velhasıl, iyisiyle kötüsüyle zamanlar geçti. Bir yıl kadar bir süre birlikteydik. Her allahın günü hemde. Çok abarttık yine. Bana az geliyordu. Onu her gün, her an, her saniye ve salise istiyordum. Fakat sonra öyle kötü kavgalar etmeye başladık ki, beni çıldırtıyordu. Beni umursamıyordu ve sevmiyordu. Bir gün ona içimde; "Sen sevme beni sevgilim, ben bizi ikimizin yerine severim." demiştim. Öylesine seviyordum ama bana zarar veriyordu. O zararlıydı. O yanlış birisiydi. Benim için doğru değildi.

    Benden ayrıldıktan sonra çok uzun süre kendime gelemedim. Hep geldiğimi sandım ama hiç gelemedim. Düzenli olarak ağladım. Ama bu süreçte onun nasıl bir insan olduğunu görmeye başladım. O bencildi. Çok bencildi ve benim değerimi hiçbir zaman bilemedi. Fakat o sadece bana karşı değil, bütün ilişkilerinde bencildi. Paylaşmasını bilmezdi. Karakteri oturmuş bir çocuk değildi, onu sürekli itelemem gerekirdi. Bilmiyorum onu sevmek beni sadece yıpratıyordu. Bunu anladığımda ondan inanılmaz derecede soğudum. Daha biz yeni ayrılmışken ve ben ölürken, o başka bir kızla gezdiyordu. Hem benimle doğum günü arefemde ayrılmıştı benden ve doğum günümde sarışın bir kızla geziyordu. Bunu öğrendiğim gün yine içimden bir şeyler koptu, Anı ile olduğunu öğrendiğimde hissettiğimden. Çok canım yandı. Kayboldum. Onu içimde eritmeye karar verdim.

    Sonra yıllar geçti yine. Bir gün okulda oturuyordum. Üniversitede yani. Geldi karşıma oturdu Emre. Gözlerini bana dikti ve baktı. Öylesine acıdım ki ona, nedenini bilmiyorum. İçimden bir şeyleri gerçekten kopartmıştı. Hem içimden kopan şeyler, umuttu belki; ümitti aşka karşı düşlediğim. Ama o da vardı kopanların arasında. Beni benden çıkarttığımızda o da benden eksilmişti. Yani Emre. Emre de kopup, gitmişti. Nasıl oldu tam bilmiyorum ama bir şekilde hiçbir şey hissedemez hale geldim. Benden, o eski heyecanımdan; hiçbir şeyden eser kalmamıştı. Anlamadım. Gözlerine bile bakmadım onun. İçimden gelmedi bakmak. Sadece usulca kalkıp gittim. O gün anlamıştım, artık onu sevmiyordum.

    Sonra o bizim gruptan başka bir kızla çıktı. Yakın arkadaşımdı benim aslında, Merve diye bir kız. Biliyor musunuz sevindim onun adına. İnan olsun bir gün kıskanmadım. Canım bir gün yanmadı. Birlikte gördüm onu hatta bir gece klübünde. Sonra Emre kızı bırakıp yanıma geldi desem ve uzaktan beni kesti. O gün anladım. Biz birlikteyken de o başkasını kesiyordu ve kiminle birlikte olsa bir başkasını kesecekti. O gün anladım ve kendime söyledim:

    Doğru kararı vermişsin Gizem. İnsanlar değişmez ve Emre asla değişmeyecekti. Sen senin sevgine layik olan birini sevmelisin. Seni gerçekten sevebilecek birini.

    Sonra hep insanların beni gerçekten sevip sevmediğini araştırdım. Beni çok seven biriyle çıktım, ups bu sefer ben onu sevmiyordum. ve sonra BAM! bitti. kimseyle çıkamaz hale geldim. Çıksam bile hep bir şeylerin eksik olduğunu biliyordum.

    Sonra sen geldin. Seni ilk kez gördüm. çok daha kuvvetliydi hislerim. Seni tanıdım; karakterine aşık oldum. sabrına, yüceliğine, ruhuna, kahkahana, yengeçliğine, utangaçlığına, beyefendiliğine, zekana, disiplinine, cümlelerine. HER ŞEYİNE.

    fakat sevgilim bilemedim, ah ben bilemedim. Keşke lisede karşıma çıksaydın. keşke içimde o zamanların inancı olsaydı, keşke ilk güvenimi sana verseydim. çünkü biliyorum. biliyorum sen beni hiç böyle kırmazdın.

    kırmazdın değil mi sevgilim?

    1.10.2018

    --we--
  • Saat 07.46.Yine soğuk bir pazartesi sabahı.Uyandım.Her akşam uyanmamak üzere kapattığım gözlerimi bir kez daha açtım.Bu sabah sol yanım ağrıyordu.Hayır,bu sabah sol yanım daha çok ağrıyordu.Sen gittiğinden beri en çok bu sabah ağrıyordu.Çünkü bugün gidişinin yıldönümüydü.Beni ve seni her daim seven kalbimi bırakıp gidişinin yıldönümüydü.Ve kalbim artık dayanacak gibi değildi.Bu şansız kızın içinde atmak istemiyordu.Çıkmak istiyordu bedenimden,mutlu bir şekilde,mutlu bir bedene kan pompalamak istiyordu.Haklıydıda.Bende olsam,bende istemezdim.Gerçi,kim isterdiki ? Sevdiği tarafından bir tarafa atılan ve atıldığı her günü saniyesine kadar sayan bir kızın bedeninde olmayı.Kimse.Bedenin sahibi dahil kimse istemezdi.Balık hafızaya sahiptim ben.10 saniye içinde unutuyordum bana yaşattırdıklarını.Unutuyordum ve tekrar seviyordum seni.Onca acıya rağmen.Unutarak,sıfırdan,temiz bir sayfa açarak tekrar seviyordum seni.Ve sen tekrar karalıyordun benim açmaktan bıkmadığım hikayemizin yazdığı o beyaz sayfayı.Hiçmiş gibi...Hiçmişim gibi...Acı veriyordu hala ilk gün ki gibi.Geçer sandım,geçmedi.Unuturum sandım,unutamadım.Başkasını severim sandım,sevemedim.Çünkü ben her daim seni sevmeye söz vermiştim kendi kendime.Kelebektim oysaki ben.Yarın öleceğimi bildiğim halde tekrar seni seviyordum.Ölüyordüm,diriliyordum ve tekrar seviyordum.Gülüşünü özledim ben senin.Kelebek görse ömrü uzar dedikleri gülüşünü.Gözlerini özledim.Simsiyah gözlerini.İçinde ki karanlıkta kaybolmak için can attığım gözlerini özledim.Saçlarını özledim.Aşkımız gibi karmakarışık,darmadağınık saçlarını.Ama en çok bizi özledim.Ağlasakta beraber ağladığımız için mutlu olan bizi.Bizi ve her şeyimizi özledim.Her daim beraber olan bizi.Özledim.Ama gelmiyor geri.Gelmiyor mesutluk hayatıma.Konmuyor yüzüme ufak bir tebessüm bile.Hissizleştim.Hissizleştirdin beni kalbimin katili.Kalbimin kapıları kilitleyip çekip gittin hayatımdan.Anahtarını bile vermedin kapılarımın.Bu yüzden sevemedim bir başkasını.Senden Başkasını.Görmüyorum yüzünü yıllardır.Ama hafızama nasıl kaydolduysan gitmiyor yüzün aklımdan.Her geldiğinde aklıma ölüyorum tekrar.Ölüyorum çünkü sensin yaşamak bana haram olmuş gibi.Ölmek istiyorum ama gerçekleştiremiyorum.Belki haberimi alır üzülürsün diye.Ağlama istiyorum mezar taşımın başında.Akmasın o gözyaşların üzüntüden.Mutluluktan aksın sadece.Bu benimle olsun istiyorum.Ama olmayacak biliyorum.Fakat önemli değil.Senin başkası için mutluluktan ağlaman yakmaz canımı.Aksine mutlu olurum.İçimden geçiririm "Ne güzel ağlıyorsun be adam." Ağlamak sana çok yakışıyor.Gülmek daha çok.Sevmek daha çok.Sevilmek dahada çok.Belki bana öyle geliyor.Seni sevdiğim için seni daha yakışıklı buluyorum.Çok yakışıklı buluyorum ve çok seviyorum seni.Ölecek kadar.Öldüğüm kadar.Ölüpte tekrar görürüm seni diye tekrar dirildiğim zaman.Ailem yok benim.Sadece sen varsın.Beni çöp konteynerının yanında ağlayarak bulmuştun.Yanımda birisi var diye ürkmüştüm.Kafamı kaldırdığımda görmüştüm seni.Ben daha önce böyle bir adam görmedim demiştim içimden.Ayağa kalkıp sarılmıştım sana.Sende karşılık vermiştin sarılışıma.Çöp kokmama rağmen sarılmıştın bana.Götürmüştün beni sahile.Oturmuştuk banklardan birine.Elimizde çay karşımızda deniz üzerimizde yıldız yanımda sen ve karnımda kelebekler.Uzun uzun mesut etmiştik beraber hayatımızı.Görüşmeye başladık ondan sonra.Aşık olmaya ve yakınlaşmaya.Açıldık sonra birbirimize.Mutluluktan ağladık.Ne güzel ağladık beraber.Sonra öptün beni.Kaybedecek gibi.Sonra yağmur başladı.Sanki dünya bizim mutluluğumuza duygulanmış gibi ağlıyordu.Aynı şeyi düşünmüştük galiba.Birbirimize baktık.Gülüştük.Sonra sarıldın bana.Aldın beni kollarının arasına.Saçlarımın kokusunu içine çektin.Bende çeketine sinmiş olan sigara kokusunu.Severdin sen sigarayı.Çok içerdin ve ben hep engel olmaya çalışırdım.Sigara yüzünden sana bir şey olacak diye korkardım.Bırakmadın.Beni bıraktın onu bırakmadın.Sahi,hala içiyor musun acaba ? Onun için sigarayı bırakacak kadar sevdiğim bir kadın çıkmış mıdır karşına.Sevmiş misindir onu.Sarılmış mısındır ona bana sarıldığım gibi. Çekmiş misindir saçlarının kokusunu içine.O çekmiş midir benim ceketindeki sigara kokusunu içime çektiğim gibi.Öpmüş müsündür onu kaybedecek gibi.Bir daha göremeyeceksin diye bakmış mısındır yüzüne.En ince detayına kadar incelemiş misindir.Kıyamamış mısındır ona dokunmaya.Narin vücudu incilecek diye.Döndürmüş müsündür havada mutluluktan.Bana kapattığın kapıları onun için ardına kadar açmış mısındır.Sırf o mutlu olsun diye vazgeçmiş misindir kendinden.Bana yapmadıklarını yapmış mısındır ona.Takmış mısındır parmağına yüzük.Peki ya,gerçekten mutlu musundur şimdi.O kadın seni benden daha çok mu mutlu etmiştir.Sevmiş midir seni ben gibi.Bulmuş musundur gerçek aşkını.Benle geçirdiğin her saniyenin vakit kaybı olduğunu mu düşünüyorsundur belki de şimdi.Fakat ben öyle düşünmüyorum.Senle geçirdiğim her saniye için Allah'a teşekkür ediyorum.Senin yüzüne bir saniye bile olsa bakabilme fırsatı verdiği için.Sana azda olsa kavuşabildiğim için.
    Sana sarılabildiğim için.Sigara kokunu içime çekebildiğim için.Şükrediyorum Allah'a.Sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.Teşekkürler Allah'ım.Karşıma böyle bir adam çıkardığın için. Siyah hayatımı azda olsa grileştiren bu adamı hayatıma kattığın için.1 günlük kelebek hayatımda yine bu adamı sevebilmeme fırsat verdiğin için.Saçlarına,ilişkimiz gibi karmakarışık olan saçlarına, dokunabilmeme fırsat verdiğin için.Simsiyah gözlerinde kaybolmama izin verdiğin için.Yumuşak dudaklarını dudaklarıma değdirmeme izin verdiğin için.Ve kısa bir süre dahi olsa bu bizim biz olabilmemize izin verdiğin için teşekkür ederim Allah'ım.Fakat senden son bir ricam var Allah'ım.Onu mutlu et.Benim en ufak tebessüm hakkımı ona ver ve onun yüzünde kocaman bir gülücük oluşsun.Benim ömrümü ona ver.Sevdikleriyle birazcık daha olsun vakit geçirebilsin diye.Benim acılarım kadar ona tatlılık ver.Çekmesin benim gibi ızdırap,yaşasın sonsuz mutluluğu.Onun ki benim ki gibi bir son değil,bir başlangıç olsun.Her şey Allah'ım,her şey sadece o mutlu olabilsin diye.Ben değil o mutlu olsun diye.Her şey onun için.Kalbimin katili için.Mutlu olan tek bir günümde yanımda olan o adam için.Sadece onun için...
  • •Ümmetiniz bir tek ümmettir." Bu bir tek ümmeti parçalayan tüm tavır ve davranışlardan uzak durunuz.Tefrika çıkarmak şirkin sosyal çeşididir.Tevhidin toplumsal boyutta tezahürüne vahdet denir. Vahdeti, yalnızca muvahhid olma vasfını kazanmış Müslümanlar oluşturabilir.

    •İnsanın üç temel boyutu olan duygu, düşünce ve eylem dengesini adil bir biçimde kurunuz.Denge, müslümanın tavrı olmalıdır.Korku-ümit dengesi, dünya-ahiret dengesi, zâhir-bâtın dengesi, bölgesellik-evrensellik dengesi, akıl-iman dengesi, bilim-din dengesi, birey-toplum dengesi, sevgi-nefret dengesi bunlardan birkaçı.

    •Kur'an bu ümmeti "dengeli/vasat" olmakla tavsif etmektedir. Fikrî, akidevî, ahlakî, amelî dengeyi bireysel planda dahi kuramamış olanlar, dengenin öbür adı olan İslam'ı insanlığa nasıl taşıyacaklar?

    •Muvahhid Müslüman, Lailahe illallah diyen ve bunun bedelini ödemeye hazır olandır.

    •Muvahhid Müslüman, Allah'ın dostlarını seven ve sevdiklerine cennet kesilen; Allah'ın düşmanlarına kızan ve kızdımı cehennem kesilendir.

    •Muvahhid Müslüman, kendi kendine yeterli olmadığının her saniye bilincinde olan, Rab olarak yalnızca Allah'ı tanıyıp O'nun sıfatlarını hiçbir mahluka vermeyendir.

    •Muvahhid Müslüman, kayıtsız şartsız Ona teslim olan ve "ben alemlerin Rabbine teslim oldum" diyendir.

    •Muvahhid Müslüman, kalbî, kavlî, amelî, siyasî, fikrî, ahlakî her türlü şirkten uzak durandır.

    •Muvahhid Müslüman, zerreden kürreye, habbeden kubbeye, damladan okyanusa, atomdan evrene, baktığı herbir şeyde Allah'ın kudretini, vahdaniyetini, adaletini ve hikmetini gören kimsedir.

    •Beden ülkenizin başkenti olan yüreğinizde imanınızı iktidar ediniz. Yüreğinizi daru'l-İs-lam kılınız. Unutmayınız ki yüreğini daru'l-İslam edemeyenler, evlerini ve vatanlarını hiç edemezler.

    •İmanın ikidar olmadığı bir yürekte şeytan ihtilal yapar ve iktidarını kurar. Ancak bu iktidara zemin hazırlayan el-ayak, göz-kulak, dil-dudak gibi organlardır. Bunlar şeytanın iktidar savaşında kullanacağı lojistik destek için günahtan mermi imal ederler. Eğer bu organlar imanın iktidarı için çalışırsa yürek başkentindeki iktidar savaşından iman galip çıkacaktır.

    .•tavsiyeler•Mustafa islamoğlu