• Şiirin yankısı yoktu, gelip çarpıyordu sabah sabah
    Kurşun dökülse bile
    Göz boncukları parçalanıyordu hayatıma yakın bir yerlerde
    Hiçbir örgüt üstlenmiyordu saldırıyı.
    Kendimi okutmaktı en iyisi
    En iyisi üfürmeye inanmaktı.
    En iyisi bir kazazede gibi aciz gelmelerini beklemekti
    Ekmek kırıkları gibi taşırken ayaklarımı karıncalar.
    Boş kağıdın başına kim oturacaktı benden sonra.
    Kaç kadın gelmişti, kaç kadın geçecekti. Bıkmıştım artık bu kahraman kadınlardan Hepsinin kahraman olması şart mıydı yani.
    Biri olsun şiirinin kadını olamaz mıydı?
    Ve sevgililer gününde kızgın bir suratla Hareket çekerken çekilmiş fotoğrafımla Şantaj yapıyordu bu kadınlar bana. Kahretsindi onları Allah.
    Boş ol. Boş ol. Boş ol.
    En azından dört kadın alırdı şiirim daha.
  • GEÇİŞ ANAHTARINI GİRİN

    Yanıp sönen sözcüklere bakarken anlamıştı Susan -virüs, geçiş anahtarı. Tankado'nun yüzüğü, usta işi şantaj komplosu. Geçiş anahtarının bir algoritmayı çözmekle hiçbir ilgisi yoktu, geçiş anahtarı bir panzehirdi. Virüsü durduracak şeydi. Susan buna benzer virüsler hakkında çok şey okumuştu -yerleşik bir çözüm yolu, onları durdurmak için kullanılabilecek gizli bir anahtar içeren ölümcül programlar. Tankado NSA'nın veri bankasını yok etmeyi planlamadı hiçbir zaman -sadece bizim TRANSLTR 'yi halka açıklamamızı istedi! Sonra da bize geçiş anahtarını verecekti, biz de böylece virüsü durdurabilecektik
  • 224 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Polis romanları tutkunları iyi bilirler; kendinizi o tür edebiyata kaptırdınız mı sonu gelmez. Gelmez ve gelemez çünkü karşınızda derya kadar engin, bol çeşitlemeli, her zevke, her heyecan arayışına uygun bir malzeme var. Polis romanı, içerdiği tüm macera ve gerilim unsurları bir yana, her şeyden önce bir mantık oyunu ve bir güç çarpışmasıdır, yasa dışı eylemlerde (soygun, cinayet, şantaj) bulunan ile onun peşine takılan yasa temsilcisi (polis,özel hafiye, avukat) arasında. Bir kovalamaca oyunudur polis romanı, bir ya da bir kaç esrarın çözümlenmesidir ve okurun her daim tetikte bulunması gerekiyor, nerede ise hafiye kadar, hiçbir ip ucunu kaçırmamak için.


    Polis romanı demek ya üstün zekâlı cani (Fantoma, Sherlock Holmes’ün ezeli düşmanı Dr. Moriarty) ya da onun kadar üstün zekâlı hafiye demektir. Ama polis edebiyatının ilk özel hafiyesi oldukça geç doğuyor, 1841’de. E.Allan Poe’nun yarattığı Fransız şövalyesi Auguste Dupin alışılagelmiş bir hafiye değilse de, bir prototip olarak, onu izleyecek olanların başta Sherlock Holmes olmak üzere çoğu özelliklerini taşıyor.

    1887 de ise polis romanı tarihinde önemli bir yıl oluyor çünkü o yıl Sir Arthur Conan Doyle yeni bir kahraman yaratıyor: Kareli pelerini ve şapkası, piposu, kemanı ve yardımcısı Dr. Watson ile klasikleşecek olan Sherlock Holmes. Sherlock Holmes’un ilk serüveni olan A study in Scarlette kahramanımız tanınmış bir öğrenci olarak karşımıza çıkıyor. Holmes artık maceralarını sürdürüyor...

    Sherlock Holmes, Conan Doyle' un üniversitedeki profosöründen esinlenerek yarattığı özel dedektif, tamamen düşünce ve mantık için-ile yaşar, gözlem gücünü sistematik bir biçimde geliştirmiştir, aseksüeldir, çözecek bir problem bulamadığı zamanlarda zihni onu rahatsız ettiği için kokain ve morfin kullanır, kopernik teorisini, kendi düşünce sistemi ile ilgisi olmadığı için bilmez, ama hangi külün hangi sigaradan düşmüş olduğunu anında söyleyebilir, "kanunun diğer yanında yer alsaydım en başarılı suçlu olurdum" der, en büyük düşmanı Mortiary isimli bir "kötü" dür, en yakın ve tek dostu Dr.Watson 'dur.

    Keyifli okumalar.
  • Bir felsefeciyi ölümle tehdit etmek... porno stara seks kasetiyle şantaj yapmaya benzer..
  • 80 syf.
    ·2 günde·9/10
    Gerçektende öyle değil midir ? Bir hatamızı başkasından gizlerken takındığımız tavırlar, korkular, ruhumuzda oluşan gerginlikler. Ama sırf kendimizden utandığımız için ve sevdiğimiz insanı veya insanları kaybetmekten korktuğumuz için yaptığımız hataları, onlara itiraf edemiyoruz. Oysa itiraf etsek rahatlayacağız. Belki itiraftan dolayı kaybedeceğiz, ama ruhumuzun gerginliği dinecek. Ya da başka bir korku bu. Sırrınızı başkası bilmeseydi, size şantaj yapılmasaydı, o korkuya kapılmayacaktınız ve yaptığınız yanlış size utanç olarak görünmeyecekti. Yanlışta ısrar edecektiniz.
  • 104 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Kendinizi bulabildiğiniz kitaplar hayatta size eşlik etmesi gereken kitaplardır.

    Sıkı bir Zweig okuyucusu olsam da bazen yazarın betimlemelerinden sıkılabiliyorum bu yüzden tam kitabın ortalarında karamsar düşüncelerle boğuşurken yazar beni yine yüzüstü bırakmıyor ve hayatımın belli yerlerinde karşılaştığım tanıdık duygularla beni tekrar tekrar yüzleştiriyor. Kitapta zengin,iki çocuk annesi bir kadının kocasının arkasından çevirdiği bir iş sonrasında ona şantaj yapan birisi yüzünden herşeyin ortaya çıkmasından korkması ve bu korkunun hayatını kısıtlayıp kadının üstünde kurduğu psikolojik baskının kadına etkileri yazar tarafından muhteşem bir şekilde yazara aktarılıyor.

    “Korku,umutsuzluğun getirdiği sürekli bir doyumsuzluktan daha tekinsizdir. Tokluk da açlıktan daha az kışkırtıcı değildir.”
  • B> Tekrar hoşgeldin Aşkım, tapınağı beğendin mi? Senin için yaptırdım. Haftasonu için Portofino'daki evimize gitmek istermisin?
    V> Neden geri geldiğimi anlamıyor musun? Seni boşamak için geldim!
    B> Bu solcu gazetelerin saçmalıklarına inanmıyorsun değil mi? Bunların beni yoketmek için bir plan olduğunu görmüyor musun?
    V> Solcular sadece seni boş bıraktı. En büyük hataları bu! Şimdi erkek olmaya çalış palyaço değil. Televizyonda değilsin sadece sen ve ben varız. Sadece bir karı koca ilişkilerinin en acı verici anındalar, başarısızlık anı. Sadece seninle evlilik hayatıma perde çekmek için geri döndüm. Sen hasta bir adamsın. Psikiyatrik yardım alman gerekiyor.
    B> Ne diyorsun sen, yeter lütfen aşırı duygusallaştın.
    V> Daha az duygusal olayım o halde. Yaşı tutmayanlarla yatan bir adam. Bir baba nedir sence. Evi, ona şantaj yapan fahişelerle dolduran bir Başkan nedir? Daha az mı duygusal oldu bu ne dersin?
    B> Burboni'nin seni tiyatroda gördüğünde ne dediğini hatırlıyor musun? İyiydin canım, ama hiçbir şey duyamamama yazık oldu.
    V> Bu beni gücendirmiyor. Asla iyi bir oyuncu değildim, bunu biliyorum
    B> Oyuncu olmakla kalmıyordun sende fıstıklardandın, ama o zaman onlara öyle denmiyordu.
    V> Pekala şunu unutma, bu kadın, bu zamana kadar üç tane çocuğunun annesi oldu.
    B> Senin ne olduğuna bak, belki de bu yüzden bir arkadaşlık istemişimdir.
    V> Ne yapacaksın kadın kocasına bakmıyor diye küçükler ve fahişelerle mi olacaksın. Sefil durumdasın. Kadınları sevdiğin için değil. Yapacağın daha iyi şeyler olduğu ve yapmadığın için. Ülkene yardım etme fırsatın vardı ama etmedin hiç umurunda olmadı. Eğer bir tanrı varsa asla seni affetmeyecek asla.
    Devlet adamı olmak istedin, Cumhuriyetin Başkanı olmak için can attın ama yine de bir satışcıdan fazlası değilsin. Gençken birşeyler satardın. Başbakan olunca ruhunu sattın. İtalyan kültürünü, insanların umutlarını, gururunu sattın ve beni sattın.
    B> Seni mi sattım? Seni dünyanın merkezine koydum. O dünya seni unutmak üzereydi, hatta adını bile hiç öğrenememişti. Sırf üç çocuk büyüttün diye bunları bana söylemeye hakkın mı var sanıyorsun. Benim kim olduğumu ortaya serdiğine göre bende seni anlatayım istersen. Sende canlılıktan eser yok, soğuk ve resmisin, dayanılmaz kurallarla dolu bir dünya kurdun. Gülmeden önce gülmek doğrumu diye soruyorsun; bu nasıl bir hayat söyler misin? Benim kurallarım olmayabilir ama en azından yaşıyorum. Sonunda hayatın sunduğu fırsatları yakaladım diyebileceğim. Ama sen hep uzun ve acı verici sorumluluklarla dolu birşey gibi gördün; her zaman; işte bu çok üzücü, benim tavrımdan çok daha üzücü, hiç gerçek bir uyaranın yok, o uğraştığın tapınaklar, heykeller hepsi saçmalık, hayatla olduğu yüzleşmeyi reddeden birinin illüzyonu, hayatın pislik ve utançla dolu olduğu gerçeğinden kaçabilmeni sağlayan şey işte benim paramdı. Ama ben ailemiz için ellerimi kirlettim ve bunu bu ülkedeki herkesten daha iyi yaptım. Maddi ve siyasi imparatorluk kurdum.
    V> Bize ve kendine ne kadar iyi olduğunu anlatmaya bir ömür verdin. Bu kadar yeter başka ne var biliyor musun, bu doğru değil. Söylediğin kadar becerikli değilsin, işadamı olarak yeteneğin hayatın boyunca üçkağıt yapmaktan ibaret.
    B> Gerçekten çok safsın burdaki ve dünyadaki işadamlarının ne yaptığını sanıyorsun? Benim dışımda hepsinin dürüstlük abidesi mi olduğunu sanıyorsun? Sana yaşadığın fanusun içine hiç sızmayan gerçeği söyleyeyim mi? Hepsi benim gibi, hepsi! Hepsi ya engellerin etrafından dolanır, ya da onları yıkar geçer. Ama ben diğerlerinden daha iyi yaptım.
    V> Sen sadece ölmekten korkan bir çocuksun! Ama sana karşı tamamen dürüst olmak benim görevim. İyi değilsin.. Kirli işlerini halleden, senin yerine hapsi boylayan arkadaşların sayesinde hayatta kalmayı başardın, ve sevgili tv kanalların.. Seni hayalkırıklığına uğratmak istemezdim ama bir buluş yapamadın sen, sadece proğramları promosyon, reklam, pembe dizilerle, açık saçık şovlarla, ucuz filmler, salakça bilgi yarışmalarıyla şişirdin. Sürekli böbürleniyorsun ama sandığından daha ucuz birisin sen.
    B> Bunca yıldır hiçbir özelliğim olmadığını mı düşünüyordun? Neden o zaman bunca zaman benimle kaldın.
    V> Sen ve aptal kafadarlarınız bu ülkede hükmettiğiniz tek şey; seks budalalığınız ve zulanızı korumak.
    B> Şimdi boşanıyoruz ve zulamla ilgilenmiyor musun? Öylece çekip gidecek misin?
    V> Çocuklarımı düşünmem gerek.
    B> Ayrılık söz konusu olduğunda bir kadının en büyük savunması bu işte! Soruma cevap ver?
    V> Sana acıyorum! Sana ve arkadaşlarına, Toto ve Pepino filminden fırlamış gibisiniz! Kırsal kesimden, yastık altından paranızla gelip züppece konuşuyorsunuz ve seksi kızlarla tanışmak için salyalarınızı akıtıyorsunuz! Siz bu sunuz işte! Modern olmaya çalışan aynı komik karakterlersiniz işte!
    B> Cevap vermedin hala canım! Bir özelliğim olmadığını düşünüyorsan bunca zaman neden benimle birlikte oldun? Neden! hadi söyle?
    V> Sen..! bir kere olsun; cevapla hadi! Senin servetin nerden geldi, söyle nerden geldi?
    B> Başlamam için babam 30 Milyon Liret vermişti bana...
    V> Bu doğru değil! 113 Milyon Liretti, bu paranın nereden geldiğini asla kimse çözemedi.
    B> Sessiz kalma hakkımı kullanacağım.
    V> Ben yargıç değilim. Benim için cevap verdin bile..
    B> Ama sen vermedin!
    V> Asla kendini açık etmiyorsun bana bile.. Sen upuzun kesintisiz gösteri gibisin.
    B> Peki ya sen seninki de bir gösteri değil mi? Tatlı küçük bir kıza aşık oldum. O sağlıklı, kafası hayallerle dolu kızdan geriye ne kaldı? Hiç anlamadığım havalara giriyorsun, bana karşı sürekli mesafelisin, aksisin ve resmisin. Kendimi açık etmediğim doğru. Ama sen.. Artık seni tanıyamıyorum.
    V> O kızdan geriye ne kaldı bilmek ister misin? Hiçbir şey! Hiçbir şey kalmadı! Ben yaşlandım ve kötü yaşlandım.
    B> Bu benim suçum öyle mi?
    V> Öyle demedim.
    B> Lütfen cevap ver neden bunca zaman benimle birlikte kaldın?
    V> Çünkü sana aşıktım. Senin özelliğin buydu beni aşık etmiştin.

    LORO
    (2019 Movie, B=Berlusconi ; V=Veronica)