• https://youtu.be/d13psJ59dpY

    Bir dağdan bir dağa salıncak kurdum🎶
    Uykumu gecenin sesine sardım
    Sabahla beraber ben de ağardım
    Hayra yorulmayan düşü n’edeyim🎶

    Sedat Anar- N'edeyim (Ülkü Tamer )

    Santur eşliğinde müthiş!
  • Sen kitapları dinlersin, ama
    onları kimlerin yazdığını bir düşünsene! Püf! Öğretmenler...
    Peki, ne anlar öğretmenler zamparalarla kadınlardan? Ellerinin körünü!..
    — Peki sen neden yazıp da, bize dünyanın bütün sırlarını anlatmıyorsun. Zorba?
    — Neden mi? Çünkü ben, senin dediğin o bütün sırları yaşıyordum ve yazmaya
    vaktim yok da ondan. Bazan dünya, bazan kadın, bazan şarap, bazan santur...
    Onun için, şu saçmalar yumurtlayan kalemi ele alacak zamanım yok. Böylece de
    dünya kâğıt farelerinin ellerine kaldı; sırları yaşayanların vakti yok; vakti olanlar
    ise sırlan yaşamıyorlar. Anladın mı?
  • Samuel Taylor Coleridge (1772-1834)
    (Bu şiir 13 Ekim 1797 tarihinde yazılmıştır)


    Kubilây Han Zanaduda
    Azametli bir zevk-kubbesinden hükmetti:
    Orada kutsal nehir Alf, insanların ölçemeyeceği kadar büyük ve derin
    Mağaralardan aşağıya güneşsiz bir denize aktı.
    Böyle surlar ve kulelerle etrafı kuşatılmış
    İki kere beş mil olan verimli topraklar vardı:
    Ve bahçeler vardı o yerde parlak kıvrılan dereciklerle dolu,
    Bir çok tütsü taşıyan ağacın çiçek açtığı;
    Ve burada ormanlar vardı tepeler kadar eski,
    Katlayan güneşli beneklerini yeşilin.

    Fakat Ah! yeşil tepeden aşağı bir sedir ağacı örtüsüne doğru yana eğilen
    O derin romantik yarık!
    Yabanî yer! Kutsal ve afsunludur 
    Şeytan-sevgilisi için yas tutan bir kadının sık sık ziyaret ettiği
    Solmakta olan ayın altındaki tekin olmayan yer kadar!
    Ve bu uçurumdan, durmaksızın kaynaşan kargaşalıkla,
    Sanki bu yeryüzü derin ve kalın soluklarla nefes alıyormuş gibi,
    Muazzam bir fıskiye aniden zora geldi:
    Çabuk arasıra-duran patlamaları arasında bu fıskiyenin
    Kocaman kırılmış parçalar atladı yere çarpıp geri zıplayan dolu gibi,
    Ya da Harman döven âletin altında kepekli tahıl gibi:
    Ve bu dans eden kayalar arasında bir an önce ve devamlı
    Sıçradı aniden kutsal nehir.
    Beş mil dolambaçlı bir yoldan giderek şaşkın bir hareketle
    Orman ve vadi arasından aktı kutsal nehir,
    Ondan sonra erişti insanın ölçemediği derin mağaralara,
    Ve büyük bir gürültüyle cansız bir okyanusa battı:
    Ve bu büyük gürültü arasında Kubilây uzaktan işitti
    Atalardan kalan harp kehânet eden sesleri!

    Zevk kubbesinin gölgesi
    Dalgaların yarısına kadar yüzdü;
    Orada işitildi birbirine karışmış ölçüsü gelen sesin
    Fıskiyeden ve mağaralardan.
    Ender bulunan bir mucizenin oyunuydu o,
    Buzlu mağaralarla dolu güneşli bir zevk kubbesiydi o!
    Santur çalan asil bir genç kız
    Bir rüyâda görmüştüm bir kere:
    Habeşli bir genç kızdı bu
    Ve çaldı santurunu
    Abora dağının şarkısını söyleyerek.
    Tekrar canlandırabilirmiydim onu kendi içimde ben
    Onun şarkısını ve senfonisini,
    Bana o kadar derin bir haz verecekti ki
    O yükses sesle söylenen ve uzun müzik,
    O kubbeyi ben havada inşa ediverecektim,
    O güneşli kubbeyi! O buz mağaralarını!
    Ve onu bütün işitenler onları orada görmeliler,
    Ve hep birden bağırmalılar, Aman Dikkat Edin! Aman Dikkat Edin!
    Çakmak gibi yanıp sönen gözlerine o adamın, havada uçan saçlarına o adamın!
    Bir çember ör etrafında üç kere,
    Ve kapa gözlerini kutsal korku ile,
    Çünkü o adam Bal-Çiy’iyle beslendi,
    Ve sütünü içti Cennetin.


    Çeviren: Vehbi Taşar

    KUBLA KHAN
    By Samuel Taylor Coleridge
  • "Sakiye Sesleniş"
    Şiir :Şeyh Galib [Hüsn-ü Aşk]
    Sedat Anar:Beste,Santur,Bendir
    Hasan Kiriş
    http://youtu.be/kbue7ZzK_8s
  • Geride kalan tüm anılar bir santur'a sığar mı? "Anı" dediğimiz şey sadece beynimizdeki sinirsel bir olay ve harddisk gibi beynin bir yerlerine kaydedilen nöronsal faaliyetler mi? Yoksa anı dediğimiz şey onu oluşturan yaşanmışlıkların dünyanın kıçına ( pardon poposuna :) vurduğu bir şaplak mı ne dersiniz ;) Bence her zaman acısını popomuzda hissetiğimiz küçüklü büyüklü bir acı!

    Kitabını okuduktan sonra filmini mutlaka izlemeliyim demiştim çünkü kitabı gerçekten beğendim. Zorba ve Yazar karakterlerinin düşünce tarzı ne kadar birbirlerine ters olsa da yazarın Zorba'nın düşünce tarzının etkisinde kalması ve Zorba'nın da hayatında hiç arkadaş bile olamayacağı yazar ile olan kadim dostluğu ilgi çekici gelmişti.

    Filmi nasıl olur acaba derken hayatımda izlediğim en iyi kitap uyarlamalarından birini izleyeceğimi düşünmemiştim. O yüzden kitap ve filmi hakkında bir şeyler söylemek istiyorum :)

    Film kitabın ruhunu o kadar iyi yansıtıyor ki kitabı okuyormuş hissi uyandırıyor. Bunda müziğin ve kitabı iyi analiz eden senaryo ve yönetimin etkisi olsa da asıl gücünü oyunculuktan alıyor. Başta Zorba karakterine hayat veren Anthony Quinn olmak üzere yazarı oynayan Alan Bates ve diğer yan karakterleri oynayan oyuncuların harika oyunculukları uyumu sadeliği sizi kitabın sayfalarında gezdiriyor desem yeridir :)

    Kitabın bazı bölümleri filmde yok mesela orman arazinin Zorba'nın cinliği sayesinde manastırdan kelepire satın alınması kısmı gibi veya Yazar ve Zorba'nın bazı bölümlerdeki ilginç uzun muhabbetleri gibi. Film zaten 2 saat 20 dk bunlarda olsaymış 3.5 saati bulurmuş zaten :)

    Kitabı tavsiye etmekle kalmayıp kitabı okuduktan bir süre sonra filmini de kesinlikle izlemelisiniz ;) (Ayrıca küçük bir not : Çağrı filminde Anthony Quinn'i hatırlasakta, Zorba'da Dul karakterini canlandıran Irene Papas'ta Çağrı filminde Ebû Süfyan'ın eşi Hind karakterini oynamıştır.)
  • “Sen kitapları dinlersin, ama onları kimlerin yazdığını bir düşünsene! Püf! Öğretmenler...

    Peki, ne anlar öğretmenler zamparalarla kadınlardan? Ellerinin körünü!..

    — Peki sen neden yazıp da, bize dünyanın bütün sırlarını anlatmıyorsun. Zorba?

    — Neden mi? Çünkü ben, senin dediğin o bütün sırları yaşıyordum ve yazmaya vaktim yok da ondan. Bazan dünya, bazan kadın, bazan şarap, bazan santur... Onun için, şu saçmalar yumurtlayan kalemi ele alacak zamanım yok. Böylece de dünya kâğıt farelerinin ellerine kaldı; sırları yaşıyanların vakti yok; vakti olanlar ise sırları yaşamıyorlar.”
  • Ve Butimar denize nazır bir dala konar. Santur aşktır onun için. 🕊