Yaşam bir savaştır sevgili dostlar. Ancak sonunda asla galibiyet olmayan bir savaş. İki seçeneğiniz var. Mağlup olmamak için savaşmak veya mağlup olmak. Bu savaş yaşam arayışının kendisidir. Asla galip gelemeyeceğin bir arayış. Çünkü bu arayış devamlıdır. Bu tıpkı bir balığın denizdeki dalgalarla savaşmasına benzer. Ait olduğun bir şeyle olan savaşm hep baki kalır. Bunun içerisinde korkular da, sevinçler de, hüzünler de yer alır...
Aldous Huxley, “Sevgi korkuyu, korku da sevgiyi yok eder. Korku sadece bunu yapmakla kalmaz, aynı zamanda anlayışı, iyiliği ve tüm güzel düşünceleri de alıp götürür. Geriye kalan tek şey, mutlak bir çaresizliktir. En sonunda, korku, insanı insan olmaktan alıkoyar”
Güzel bir Hint hikâyesi vardır. Kedilere karşı olan korkusundan dolayı devamlı endişe eden ve üzüntü içinde yaşayan bir fareyi anlatır.
Büyücünün biri nihayetinde fareye acır ve onu koca bir kediye dönüştürür. Fare bakar ki olacak gibi değil, bu sefer de köpeklerden korkmaya başlar. Bu sefer büyücü onu bir kaplana dönüştürür. Fakat bu kez de kaplan görünümlü fare, avcılardan korkmaya başlar. Büyücü anlar ki ne yaparsa yapsın onun korkusunu yenmesine imkân yok. Ve şu öğüdü verir:
“Sen cesaretsiz korkağm birisin. Tekrar fareye dönüş. Sende sadece minik bir farenin yüreği var. Bu nedenle ben sana ne yapsam nafile...”
Aslına bakarsanız en büyük cesaret hayatı bir bütün olarak yaşayabilmektir. Korkularıyla, hüzünleriyle, sevinçleriyle...
Ama korku bulaşıcıdır. Kendi kendine beslenen bir canavar misali giderek büyür. En kötüsü de onunla yüzleşmekten kaçtıkça, korkuyu bizzat kendimiz beslemiş oluruz. Bu kaçış hiçbir zaman iyi bir sonuç vermez.