• 297 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Adalet Ağaoğlu ile tanışmak bu kitaba kısmetmiş. Yazarın kariyer başlangıcında tiyatro oyunları yer alıyordu ben de buradan başlayayım dedim. Adalet Ağaoğlu’nun bu kitabında üç adet oyun bulunmaktadır; Evcilik oyunu, Çatıdaki Çatlak ve Kendini Yazan Şarkı.
    Evcilik oyununda; Oyunun ilk başlarında hâkimin karşısında evli bir çiftin boşanma duruşmasına şahit oluyoruz. Çiftimiz birbirini sevmektedir fakat nedense mutlu olamıyorlar. Çünkü akşam evlerine girdiklerinde evin havasızlığı onları öldürecekmiş gibi gelir. Bu yüzden ev bile değiştirdikleri oluyor fakat değişen bir şey olmaz. Çiftimiz mutluluğu akşama kadar özgürce gezmekte bulur, z ama ne yazık nereye kadar böyle gider ki ve böylece kendilerini mahkemede bulurlar. Açıkçası diyaloglarda çok ilginç çünkü kendilerini ve birbirlerini unutma raddesine gelmişler. Aslında bu çiftimizin böyle olmasının sebebi de gençliklerin de bilmedikleri aşkın evlilik adı altında yaşamak zorunda bırakılmalarıdır. Büyüdükleri yer, geleneksel bir aile ahlak anlayışı içindedir. Burada bir kızla bir erkek yan yana gezemez, gezerse namus gitti demektir. Parkta bile buluşamazlar. Çünkü parkın bekçisi her an tetiktedir. Hepimizin hayatın da olan bu namus bekçileri… Hatta o kadar ileri gidilir ki parka kadınların girilmesi yasaklanır. Ailesi tarafından akşam vakti çıkarılmayan, evleneceği kocasını görmesine gerek duyulmayan, evlenirken sevinmesinin bile ayıp görüldüğü kızlar… Bu çiftimiz de aşkı tanımadan, sevmenin ne olduğunu bilmeden evlilik yapmış bir çifttir. Belki de evlerine sığamamalarının sebebi özgürce gezemedikleri parklar, yaşayamadıkları aşktır. Kısaca özetlersek, bu oyunun ilk basımına yazdığı önsözde Adalet Ağaoğlu şöyle demiş, "Umarım Evcilik Oyunu yıllar boyu kadın erkek ilişkilerimizde, aile sistemimizde, ahlak düzenimizin gelişiminde bir arpa boyu yol almadığımızı düşünmeye zorlar seyredenleri.” Bu oyunun yazılışı 1953 yılı ve gördüğüm kadarıyla hala bir arpa boyu yol alamıyoruz.
    Çatıdaki Çatlak oyununda; Arif ve ablası Fatma Hanım beraber yaşıyorlar. Fatma Hanım hiç evlenmemiştir, kardeşinin de eşi terk etmiştir kendisini. Bir düğmeci dükkânları vardır. Kendilerini geçindirirler bir şekilde. Fatma Hanım çok iyi, yardımsever, ilişkilerinde hep başkalarını düşünen, hayır demeye çekinen kişilerdendir. Tabi en çok da sömürülenler bu insanlar oluyor. Nitekim oyunumuzda da böyledir. Yanına aldığı hizmetçi kadına gösterdiği iyi niyetin suiistimal edilmesi, hizmetçi kadının ailevi sorunlarına kendi hayatından öncelik vermesi, kısacası herkese yetmeyen çalışan kişilerden bu Fatma Hanım. Bir tek komşusu var onu düşünen ki, zaten olaylar da bu şekilde başlıyor zaten.
    Kısacası oyunda, geçim sıkıntısını, bazı erkeklerin kadınların emeğini sömürerek sorumluluklarından kaçmasını, fazla iyi niyetin getirdiği sonuçları görüyoruz.
    Kendini yazan Şarkı oyununda ise, Halil üniversite de okuyan bir gençtir. Annesi, dedesi, görme engelli bir kız kardeşi ve bir de yeni doğmuş bir oğlu vardır. Annesi evin her şeyine koşturmaya çalışan, oğlunu okutmak için kıt kanaat geçinen ve bunlara rağmen dayanıklı bir kadındır. Halil ve Arkadaşı Erol’un yolu bu ailenin samanlığına düşer. Bu samanlık ki, korku, dram, fedakârlık ne ararsan var. Bu samanlıkta bir annenin dramını ve gençlerin kendi davaları uğruna göze aldıklarını görüyoruz… Son söz olarak, bazen inandığın şeyler iyi niyetli de olsa her zaman güzel bir şekilde sonuçlanmayabiliyor.
    Bu tarz oyun kitaplarını ilk okuyuşum ama ben diyalog şeklinde ilerleyen olayları seviyorum. Keşke bu oyunları izleme imkânım da olsa ama şartlar tabi ki. Her neyse buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim. İyi okumalar dilerim.
  • Central Park'taki bir bira bahçesinde sahneye çıktıkları yaz sezonlarında, valsler ile Wagner'i birleştirmek zorunda kalan orkestra şefi Theodore Thomas, "Şartlar sanatımı ve yeteneklerimi satma konusunda beni fahişeliğe zorluyor" diye yakınmıştı.
  • 233 syf.
    ·3 günde·8/10 puan
    Walt Morey... Yeryüzünde etken olan insan yaşadığı çevreyi diğer varlıklarla paylaşır. Bu paylaşım her tarafın faydasına olan bir anlaşmadır. Bu hikaye insanın en sadık dostu olan bir köpeğe ve onu çok seven bir çocuğa ait. Şartlar bizleri istemediğimiz şeyleri yapmaya zorlar bazen. Böylesi zamanlarda aklımızla ayaklarımızın gittiği yer arasında çok fazla bir mesafe açılır. Ait olduğunuz yerin sizden ne kadar uzak olduğu orayı unutmanıza engel olmaz. Tam tesine çoğu defa daha çok anımsatır. Bu hikayede ait olduğu yerden uzak yaşayan ' Kutup porsuğu 'anlamına gelen Kavik adında bir kurt köpek var. Duygusal olarak bağ kurduğu Andy adındaki çocukla cok ıyi anlaşıp dost olurlar. Fakat koşullar ve çoğu defa söz sahibi olan para onları uzaklaştırır. Ama paranın geçmediği yerler de vardır: kuzey, en Kuzey. Güneye doğru götürülen Kavik, buraya ait olmadığını soluduğu havadan dahi anlar. Ve ait olmadığı bu yerden kuzeye doğru- bu mesafe yaklaşık iki bin mildir- yola koyulur. Ne uğruna olduğunu düşünüp cevabını kendi kendine verir aslında: Dostluk ve ait olduğun yer. Bu yolda türlü zorluklara göğüs gerer. Onu alıkoymaya çalışan zevkler olur. O ise hepsini bir kenara itip belirlemiş olduğu yolda ilerler. Içindeki kurdun yardımıyla ait olduğu yere varmayı başarır ve çok sevdiği dostuna- Andy'e- kavuşur. Aslında bize verilmek istenen mesajlar nettir ve çok da güzel bir döşemesi var kitapta. " Ne olursa olsun hedefinden ve uğruna mücadele ettiğin şeylerden vazgeçme." Bu kitap bize kuzeyin yaşamı hakkında da bilgiler veriyor. Giyiniş, yemek, uğraşılar ve daha falzası. Akıcı ve sürükleyici olması da biz okuyuculara suda yüzen bir çalı çırpı rahatlığı veriyor. Son olarak, eğer köpekleri de seviyorsaniz -ki ben öyleyim- bu hikâye sizin onları daha fazla sevemenize fayda sağlayacaktır. Iyi okumalar dileriz sevgili okurlar.