Ayrılırken tekrar tekrar Nejat'a baktım. Gözü engin ufuklara dalmış, rüyalı bir âlem içinde kendini kaybetmiş, sonsuz bir intizar içinde bulunuyor gibiydi. Fakat bütün hissi, bütün ruhu Fikret'in mezarına gömülüydü...
Yine İstanbul tarafına bakıyorum; yüksek dağların sisli tepelerinden uzanan nefti gözlü bir hayal, sekiz-dokuz saat kadar uzaktan bana elleriyle selam yolluyor, gözlerimin önünde geçmiş günler canlanıyordu.