• “Asla ona ihanet etmeyin.
    Sizi bağışlamayacağı tek şey bu.”

    Bir yolculuk esnasında rastladım kendime...
    Yazıldı hikayem ve böyle başladı kitap.

    “Görmek bilmek değildir!”
    Bu kitabı görmem, bilmem için bana tavsiyede bulunan ve ilk defa tarzım dışında bir kitabı sıkılmadan okumama neden olan https://1000kitap.com/CedricVolokine teşekkür ederim.

    “O aşkı sevmiyordu: ölüme âşıktı.”

    Birçok mekanın konu edinildiği; fakat genellikle Fransa ve Malezya da geçmektedir olaylar. Ayrıca son olarak İtalya’da noktalanıyor arınma.

    “Siyah kanla çizilmiş bir yol.
    Korkunun ve ölümün hâkim olduğu bir yol.”

    Magazin haberleriyle ünlenmiş bir gazeteci sevdiği kadının cinayete kurban gitmesinin ardından cinayet haberlerine yönelmesiyle başlıyor macera...

    Ve bu kez söz konusu; bir seri katil, fakat onu popüler kılan Fransa’lı dalgıç rekortmeni olması.
    Cinayetlerini tutkuyla işleyen ve yöntemlerine kimsenin akıl erdiremediği, pek çok psikolog ya da Adli Tabibleri yanıltan bir kan kölesi.

    “Bu bir aşk eylemiydi.
    Hem kozmik hem de erotik bir tören.”

    Gelgelelim karakterlerimize;

    Vincent: Gözünün gördüğü her şeyi en iyi sunan bir fotoğraf üstadı, Marc’ın magazin haberlerindeki yardımcısı. Ve Hatica’yı ünlü bir modele dönüştüren temiz yürekli her şeyden bir haber arkadaşımız.

    “Her kadın bir tapınaktır.”

    Hatica: Yoksul ve hastalıklı bir anne babadan kurtulup daha sonra modellik konusunda bir numara olan ve aynı zamanda hem Marc’a aşık hem de farkında olmadan katilin aşık olduğu bir sonraki kurbanı.

    Marc: Magazin konusunda ünlenmiş fakat sevdiği kadının cinayete kurban gitmesinin ardından, ömrünü cinayet haberlerine adayan gazeteci. KatileHatica’nın ağzından mektup yazıp olayları çözmek için uğraşan bir araştırmacı. İpuçları için pek çok şehri ve pek çok ülkeyi gezerken kim olduğunu bulur. Önceki hayatını nasıl sürdürdüğünü...

    “Başka bir katil var.
    Bir taklitçi...”

    Ve...

    “Çabuk saklan!
    Baban geliyor.”

    Reverdi: Siyah Kan’ın efendisi...
    Yaşadığı çocukluk travmasının bıraktığı etkiyle cinayet tutkununa dönüşen ve cinayet işlerken zevk alan Fransa’lı bir dalış rekortmeni.
    Cinayet işlemesini tamamiyle sevdiği insanları arıtmak olduğuna inanan, bunu akla durgunluk getiren bir güç gösterisiyle yaşatıyor. Hemen ölmüyorsunuz, zira bu her şeyi bozar.
    Peki onu, bu kadar katil varken özel kılan ne?
    Tabi ki bu Reverdi’nin sadece tek başına olmaması. Eğer onu tanıdıysanız, onun mirası siz devralırdınız. Yani bir nevi sizi tutkusuyla ele geçirirdi.

    “Ve can Tanrı'ya aittir.”

    Grange; karakterlerini dışardan izleyen bir gözcü bakış açısıyla anlatıyor bizlere. Cinayet yöntemlerini ve yapılanları bilim, mantık çerçevesinde hiçbir şüphe bırakmadan, en ince detayına kadar düşünerek yazılmış bir kan öyküsüyle yolculuyor macera dolu bu hayata....
    Betimlemeleri ve mekanlara hakim oluşu olayları yaşıyor, görüyor etkisi yaratıyor okuyucunun üzerinde. Hatta bazı kısımlarda öyle bir etki bıraktı ki ben de, sanki bütün olaylar karşımda yaşanıyor ve sıradaki diğer kurban benmişim gibi hissettirdi.
    Başlarda sabırlı değilseniz biraz yavaş ilerlediğini düşünebilirsiniz benim gibi ama vazgeçmeyin çünkü her şeyin başladığı o an gelince; KAN sizi nefessiz bir cinayete tanıklık ettirecek. Kim bilir, ya Reverdi ya da Marc olacaksınız. Öyle düşünüp öyle kurgulayacaksınız bir sonraki olayı.
    Fakat hikayenin sonunda bir şaşırtmaca yiyeceksiniz karın boşluğunuza...

    Peki bir de kötü yanlarına, yani kendimce gördüğüm eksikliklere geleyim.
    Yazar başlarda sıkabiliyor, gereksiz birçok detay ile soğuyabilirsiniz.

    Diğer bir konu da bu kadar iyi giden bir hikayenin sonu daha iyi bitebilir miydi? Bence bitebilirdi.
    Ki okuyunca siz de hak vereceksiniz diye umuyorum.
    Okuyacaklar için; bol Kan’lı arınmalar efenim.
  • Koloni, Jean-Christophe Grange'ın okuduğum ilk romanı. Ve böyle harika bir romanı bana tavsiye eden değerli arkadaşım ZümrütGökce a teşekkür ederek başlamak istiyorum incelememe.

    Kitabın en çok hoşuma giden tarafı aslında şaşırtmaca üzerine şaşırtmaca olması. İnsanın elinden düşüresi gelmiyor adeta. Çünkü biliyorsunuz ki konu açtıkça konunun içinden başka bir konu çıkıyor. Polisiye ve gerilim çok fazla tarzım olmamasına rağmen bu kitabı okuduktan sonra tarzımı değiştirmem konusunu gözden geçirdim diyebilirim. Kitabın konusu hakkında çok fazla bilgi vermeyi sevmiyorum açıkçası ama bu kitapta bir cinayet ve cinayeti sorgulayan biri emekli iki polisin akıllıca iz sürmeleri ve cinayeti aydınlatma çabaları söz konusu. İlk başlarda birbirine soğuk olan bu iki adamın sonraları büyüyen dostluk ilişkileri de ders verir nitelikte. Kısacası bu kitapta kan, sadizm, siyaset, duygusallık, psikanaliz, müzik yani ne ararsan var.

    Kesinlikle tavsiye ediyor hem yazara hem bu kitabına 10 üzerinde tam tamına 10 veriyorum. Keyifli okumalar dilerim.

    Saygılarımla,
  • Rakı sofrasında kim yoksa , ne eksikse ona içilirmiş adap gereği.
    Roman boyunca içilen votkayı saymazsak en sonda iki kadeh rakı kaldırılıyor biri Sovyetler Birliği’nin şerefine, biri Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefine. Sovyetler Birliği’nin hâlâ birlik olduğu yıllar kurgu zamanı: 29 Ocak 1986.
    İlk şaşırtmaca mekânda taaaa Moskova’ya uzandık. Kar, kış, kıyamet üçlemesi...
    Buz kıracağı ile öldürülen düşlerinin ülkesinde öldürülme talihsizliğine uğrayan Mehmet’le iktidar için değil muhalefet için yaratılan komünistlerin dünyasında...
  • Yani, birini bir kez daha görmek için bilinçli ve çok yoğun bir istek duyuyoruz, ama aslında bilinçdışmda bir güç bizi üremeye, bir sonraki kuşağı yaratmaya doğru itiyor.
    Böyle bir şaşırtmaca niçin bu kadar gerekli? Çünkü Schopenhauer'a göre, eğer aklımızı kaçırmadıysak, çocuk yapmaya yanaşmayız.
  • Dostoyevski kahramanlarının o yakıcı varoluşsal meseleleri, insanın özünün sorgulandığı o peygamberî söylem bir kenara bırakıldı. Varsa yoksa şaşırtmaca ve kurgu, varsa yoksa mühendislik! Her şeyin ruhunu kaybettiği bir çağda, romanı eğlencelik bir televizyon dizisinden ayıran özellik kayboluyor ve edebiyat, ruhu ve meselesi olmayan, edebi metni oyuncağa çeviren, egoperest oyunbazların elinde can çekişiyor.
  • Katiller Çetesi serisinin 2 kitabını az önce bitirdim. Kitap ilk kitaba göre daha aksiyonlu ve daha merak uyandırıcı bir kitaptı. Hele son 50 sayfasını çok beğendim.Son 50 sayfasında baya bir gizem, aksiyon ve şaşırtmaca vardı. İlk kitabına göre daha güzeldi yazar ilk kitabına göre beni biraz daha olayın içine almayı başardı bende merak uyandırdı. Bilgi içerikli kitap olmasa da olay örgüsü ve kafa dağıtma açısından gayet iyi bir kitap diyebilirim...
  • Kitabı bitirip sıcağı sıcağına yorum yapmak istedim . Şuan beynim eror verdi :))o kadar bilgi, kitabin sonundaki şaşırtmaca , kitabı okurken ki heyecan,koşusturma, bi yandan Google 'a gidip yaptığım araştırmalar, Da Vinci tablolarini araştırmam,kitaptaki bilmediğim kelimeleri araştırmam ,kitabin sürükleyici yanı onu iki günde bitirmeme neden oldu bunların hepsi üst üste gelince beynin eror vermesi çok normal:)) şaka bi yana çok güzel kitap başlarda sıkıldığımı itiraf etmeliyim çünkü cok fazla mekan ismi vardi ve karakterlerle yeni yeni tanisiyordum . 60 sayfadan sonra kitap çok güzel bi hal aldı elimden bırakmaz oldum.
    Dan Brown ile tanıştığım ilk kitap ve bende etkiler bıraktı. Bi aksiyon- macera romanından bu kadar sanat, kültür bilgileri beklemiyordum açıkçası.
    Kitap soranlara tavsiye edeceğim guzel bir Dan Brown kitabı . Diger kitaplarını da en kısa zamanda okumak istiyorum.