• Yalnız bir gün "neden?" yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar. "Başlar", işte bu önemli. Bıkkınlık, makinemsi bir yaşamın edimlerinin sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi, bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır.
    Albert Camus
    Sayfa 31 - Can Yayınları- 39.baskı, Mayıs 2018- Frn.Çev: Tahsin Yücel
  • ...içimdeki dehşetin yerini yazgıların çeşitliliği karşısında duyduğum büyük şaşkınlık aldı ve her pencerenin ardında bir alın yazısının beklediğini, her kapının bir yaşantıya açıldığını hissettim yine.
  • "İyilik kanatlarının üstüne olsun, gelmişsin
    şu uzun taşradan gölgesi bile yorulur bazen
    yorgunsun da biraz daha yorulmaya gelmişsin
    akşamlar efendidir, birbirine benzer deyip gelmişsin
    dalgınlığından mı ne bir an çıkıp gelmişsin
    kim kimse demeden bir de çağrılmadan gelmişsin
    -ben miydim önce gelen başkası diye bir yanlış adrese
    kimi sorduysam kendine başkasını gösterdi
    bildim bilmediğimi de, başkası bile değilmişim kendime-
    sen de gelecekmişsin kimin yerine ayrıldıysan kendinden
    gelecektin elbette ve kime benzeyecektin biz dururken
    dalgın mısın, üzülme, bir yanlışlık olacaktın nasılsa
    dalgınlık yalnızlığa benzer sanki çoğala çoğala
    ve kara bir şaşkınlık gibi başkasının toprağında
    çırpına çırpına - boşuna, mavi başkasının toprağıdır
    bizse toprağımız olan göğü yitirmişiz gibi
    geldik başkasının mavisine
    ..."
  • ''Yüzünde aynı anda farklı duygular belirdi: hayret, neşe, şaşkınlık ve korku.''
  • Öykü Otobüsü: #32743786

    Kelimelerden ve bedenlerden oluşan bir uğultunun ortasındaydım. Bir an gözlerimi, düşüncelerimle oyuk açtığım yerden kaldırdım. Önümden geçen herkes, zihnimdeki çukura düşüyordu. İnsanların yüzlerine baktıkça yorgunluğum daha da artıyordu. Hepsinin yüzünde kendimi görüyordum ve gördüğüm bütün benler bana bir şey anlatmaya çalışıyordu. Kendimi aynı anda hem parça parça hem de bütün hissettiğim yerlerden biriydi otogarlar.

    İnsanların gözlerine bakmaya başladım ama zihnimde büyük bir şaşkınlık oluşmuştu. Herkes aynı dünyanın içinde, başka hayatlara, başka telaşlara dalmıştı; kimse kimsenin içine sızamazdı ama buna tek bir şeyi izleyerek şahit olabilirdi. İnsanların gözleri, yılların yazdığı bir kitap gibiydi ve kendimi burada bir kütüphanenin ortasında gibi hissediyordum. Burada gerçek olup olmadığım ayrımına dair akıl sağlığıma inanıp inanmamak arasında bir yerlerde kayboluyordum.

    Neden burada olduğumu, kim olduğumu unutmuştum. Saniyeler içinde o kadar çok hayat yaşamıştım ki, olduğum yerde silinip gidecektim sanki. Sonra onu gördüm, bana neden burada olduğumu hatırlattı. Otobüsün hareket etmesine daha vardı, olduğum yere daha da gömülüp, bir ağaç gibi sessizce beklemeye başladım. Kız otobüsteki yerine yerleşmişti ve gözleri, babasının güvenmesini istediği kişiyi arıyordu. Sonra göz göze geldik, sadece adımı bildiğinden dolayı, büyük bir yabancılıkla baktı. Bakışları saniyeler içinde üzerimden geçti gitti. Sanki bir an düşüncelerimiz karşı karşıya gelmiş, ikimizin zihninden de aynı belirsizlik, aynı tereddüt geçmişti.

    Babalarımızın ortak soyu, bugün burada olmamızın tek nedeni değildi tabiki de. Yaptıkları kirli ve kanunsuz işlerle hem kendi hayatlarının, hem de kızlarının hayatının başka bir yola girmesini sağlamışlardı. Onlara büyük paralar kazandıran tarihi kalıntılar, gittikleri ellerde tarihin bir izi değil de, cesedi oluyordu artık. Gizlice çalıştırdıkları arkeologların bulduğu son şey, kimliklerini açığa çıkartmış ve bütün dünyayı peşlerine düşürmüştü. Bizi de yeni hayatımıza sürüklemişti ve bu yeni hayat, Antakya’da bizi bekliyordu. Babası onu bana emanet etmişti. Kızının endişeli gözlerinin aksine Bay Federico bana dünyada güvendiği tek insan sadece benmişim gibi bakmıştı ama ben tam bir saat öncesinde tahmin edemeyeceği bir şey yapmıştım.

    Babamı öldürmüştüm.

    Bedenimde ve zihnimde, yakalanmaya dair bir korku barındırmıyordum. Onu öldürmenin bana huzur getirmesinden başka bir duyguya sahip değildim. Sanki bu yolculuk benim için bir teslim olma biçimiydi. Bir tiyatro sahnesinde gibi, hayatımda, başıma gelen şeyleri oynayacağım bir rol gibi kabul ediyordum. Zaten çoğu insan da gerçeği görmek için çabalamıyordu. Etrafımdaki kimsenin bunlardan haberi yoktu. Onların bilmediği gerçek, bende sadece kurguydu.

    Masum bir cinayet işlemiştim görünürde ama özünde geçmişi ve geleceği bulabilirdik. Zaman çizgisinde yer edinemeyen bu cinayet, her şeyin genetiğindeydi. Ben aslında babamı kurtarmıştım. İnsanlar, savaşların ve diğer bütün büyük kötülüklerin nedenlerini görmüyor. Hepimiz, her gün bu kötülükleri besliyoruz ve bir suçumuz yokmuş gibi hayatlarımıza devam ediyoruz. Ben babamı öldürerek, bütün her şeyin benim yüzümden olduğunu kanıtlamak istedim sadece. Ve buna karar vermeme, bavulumu elinde tutan babamın çatık kaşları yardım etmişti. Birbirimiz için her zaman tehlike arz etmiştik zaten.

    Gözümü kıza çevirdim. Benim düşüncelerimden ve başına geleceklerden habersiz etrafı izliyordu. Onunla molada konuşacaktım, belki de molaya kadar beni bulacaklardı.

    Yavaş yavaş herkes otobüste yerlerine geçiyordu. Sırtımı duvara o kadar sıkı dayamıştım ki, bir ağacı kökünden koparır gibi hissetmiştim doğrulurken. Kendimi iç sesimin, duygularımın ve hayatımın akışına bırakarak, otobüse adımımı attım. Ön kapıdan girmiştim. Şoföre kafamla selam vererek, dört numaralı koltukta kafasını cama yaslamış Maria’ya göz ucumla bakarak, koltuğuma doğru ilerledim.

    (Devamı gelecektir.)
  • Her sabah uyandığımda yüce bir keyif duyuyorum ve bugün ilk defa bu keyfin, Salvador Dali olmanın keyfi olduğunu keşfediyor, merak ve şaşkınlık içinde bu Salvador Dali’nin bugün ne gibi dahiyane yapıtlar üreteceğini merak ediyorum
  • Ama Pavel, sağlam ve yıkılmaz sandığı bir sevginin gittikçe büyüyen çatlaklarını, şaşkınlık ve acılık içinde, görmekte gecikmedi. Bunu izleyen birkaç gün süresince her konuşma biraz daha arttırmıştı anlaşmazlığı. Ve çok geçmeden de birbirlerine karşı soğuk bir ilgisizlik duymaya başladılar. Tonya’nın ucuz bireyciliği katlanılmaz bir hal almıştı Pavel için. İkisinin gözünde de kopuş kaçınılmaz bir şeydi artık.