• 130 syf.
    ·6/10
    Herkese Merhaba Nasılsınız? Hayat nasıl gidiyor? Umarım iyisinizdir
    Eskiden sürekli aşk romanları okurken bu aralar polisiye romanlar okumaya başladım. Yazarın kalemi güçlü, kurgusu iyiyse polisiye romanlar beni derinden etkilemeyi başarıyor. Bu kitaptan bahsetmem gerekirse; katilden çok cinayet nedenini merak ettiğimi söyleyebilirim. Cinayet sebebini öğrendiğim de ise kendimi 'Acaba aynı durumu ben yaşasam ne yapardım?' diye sorgularken buldum. Kitabın kurgusu beni etkilese de kaleminin gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun da yazarımızın ilk kitabı olmasından kaynaklı olduğunu ve diğer kitaplarında kaleminin gelişeceğini düşünüyorum.
    Gelelim konusuna;
    "Doktor Henry Jones bürosunda yapacağı konferans için çalışmaktadır. Çalışması bittikten sonra eşiyle romantik bir akşam yemeği yiyen Henry, evine geldikten sonra ona gelen mektupları incelemeye başlar. Hastalarından gelen teşekkür mektuplarını bitirdikten sonra sadece gönderilen yerin belli olduğu isimsiz mektupdikkatini çeker. Mektubu eline alıp incelediğinde ise gördüğü satırlarda şu cümleler yazmaktadır;
    "Yaptığın her şeyin bedelini henüz ödemedin. Son faturayı kestim, hesabı tahsil etmeye geleceğim. Ve şunu da bil ki son faturanın bedelini canınla ödeyeceksin."
    Okuduğu satırlardan sonra bu mektubu bir hastasının yazmış olabileceğini ve bunu araştırması gerektiğini düşünerek uykuya dalar.
    Ertesi gün arkadaşıyla buluşmak için sözleşen Henry, arkadaşı tarafından ofisinde ölü bulunur.
    Polisler cinayet üzerinde araştırmalarına devam ederken yeni cinayetler işlenmeye devam etmekte ve cinayetlerin tek ortak noktası ise herkese aynı mektubun gelmiş olmasıdır. Peki bu cinayetleri kim ve neden işliyor? Bir insanın, insanların canına kıyacak kadar canileşmesinin sebebi ne olabilir? Devamını merak edenlere keyifli okumalar dilerim."
  • 217 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    Stefan Zweig amcamız bu sefer kendi görüşlerini bizlerle ile paylaşmak istemiş. Üç büyük yazar hakkındaki düşüncelerini bu eserde toplamış. Belki de insanlarla ile bu yazarlar hakkında ortak fikirlerinin olup olmadığını öğrenmek istemiştir.

    Öncelikle ben bu yazıyı yazarken biraz eksik yazacağım. Çünkü yazarın burada bu ustalar hakkındaki fikri hakkında konuşmak doğru olmaz zaten kitabın içeriği bunun zerine ama arada sırada ufak bahsetmeler lazım olabilir. Şimdi Charles Dickens hakkında bir şey söyleyemem çünkü hiç okumadım o yüzden bu konu hakkında bir fikrim yok.


    Balzac ile başlayalım yazarın sadece "Vadideki Zambak" adlı eserini okudum. Ve beni inanın o kadar çok sıktı ki az kalsın Fransız yazarlara küsüyordum. Betimleme yapmaktan olayı anlatamayan bir yazar kendisi tabi bu bir kitabıyla anlaşılmaz ama şuan ki tecrübemle bunu söylüyorum. Mehmet Rauf "Eylül" eseri de öyle bir izlenim bırakmıştı benim üzerimde.

    Olayı arıyorum ama bulamıyorum.On sayfa okumuşum hala ufak bir detay üzerinde ki betimlemeler ile boğuşmaktayım. O yüzden Balzac benim için şuan sınıfı geçememiş durumda...


    Ve Dostoyevski , yazarında kitap da en çok yer verdiği yazar. Ne kadar anlatırsak anlatalım az kalır onun hakkında konuşmak. İçimiz tanrısı diyorlar onun için gerçekten öyle. Yeri geliyor Tolstoy ile karşılaştırıyorlar onu bence bu büyük bir hatadır. Çünkü bu iki yazar farklı klasmanlarda yazıyor...

    Dostoyevski gerçekten insanın bütün hücrelerine kitap eder çünkü her kitabında başka bir insanı tarafımıza başka bir ruhani yönümüze hitap eder. Bu yüzden bütün varlığımızı bildiği için ona İçimiz Tanrısı diyorlar...

    Herkesin sevdiği yazarlar farklıdır ancak farklı zevklerimize rağmen aynı satırlarda buluşmak her zaman en büyük başarımızdır.
  • 152 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Acıları sıkı sıkı en derinlere gömmek belki de insani olandır. Unutmak insana verilmiş en büyük armağandır. Ama unutulanlar tüm hınzırlıklarıyla kapatıldıkları yerde günü gelince gün yüzüne çıkmak için bir delik açar mutlaka. Öyle beklenmedik bir anda gelip hatırlatır ki kendini unutulanlar, öncekinden daha fazla sarsılır insan.
    .
    .
    İçinde birbirinden güzel 8 öykü yer almakta. Her öykü hüzünle bitti Sebebi hayatın ne kadar acımasız, insanların ne kadar duyarsız olduğu gerçeği.. Neslihan, Murat, Salih, Oğuz, Mahir ve daha nicesi.. Yazarın kalemi ile  tanışmama vesile olan bu güzel eseri çok sevdim, kaleminize, yüreğinize sağlık Daha nice güzel satırlarda buluşmak ümidiyle
  • 424 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Kimsenin elinde olmayan, kaderin bizzat açtığı o kocaman boşlukta, birbirine oldukça yakın, oldukça benzer; bir o kadar da farklı, birbirini iten hayatlar.
    .
    Hayalet yazarlık yaparak hayatını geçindiren Süreyya bir telefon alır ve kendine dürüst davranmadığı, kendine kucak açmadığı, hatta kimseyle yakınlık kuramadığı tüm zamanlara bizi davet eder. Onun hikayesinde, onun sokaklarında dolaşırken anlatılan dönem Türkiye'si ve dünyasıyla da başbaşa kalırız. İçinde yaşarken bizleri etkilemez görünen her şeyin aslında her hayatta bir delik açtığını görürüz.
    .
    Yaşadığı olumsuz şeylerden sonra kendini bir yere, bir eve, bir yuvaya bile layık göremeyen Süreyya, bu tavrından bir gün vazgeçse de kaderinin, içten içe kızdığı kişilere sıkıca örülü olduğunu da bilmiyordu. Öğrendiğinde yeni bir başlangıç yapar mı yapmaz mı bunu görmek size kalsın ancak kitabı okuduğum süre zarfında yoğun duygular yaşadığımı söylemek istiyorum. Hele ki artık son 100 sayfa içinde o kadar çok gerçek çarptı ki yüzüme ağlamadan edemedim. İstemsiz süzüldü göz yaşlarım. Özellikle kadınlar konusunda yazılmış kısımlar, depremler çok etkiledi beni. Hemen '99 depremine döndüm. O zamanın anlatıldığı sayfalarda kendi küçük yüreğim, küçük ellerim, küçük aklım, anlamaya çalışan zihnim,yıkılan okulum neticesinde yürüdüğüm çamurlu yollar vs geldi aklıma.
    .
    Nermin Yıldırım okumanın güzelliklerinden biri bu sanırım. Kendimizden çok fazla pay çıkarmak satırlarda. Ya da dünyada görüp de içimize oturan ama haykıramadığımız şeylere dokunmak da güzel geliyor olabilir bilemiyorum. İlkokul yılları, sevgi ile sevgisizlik arasında bocalama, kendine görünmez duvarlar örme gibi kısımlar da bana oldukça tanıdık. Süreyya ile aramızdaki benzerlik bunu kitaplarla aşmaya çalışmamız, farklılık ise aşmak uğruna seçtiğimiz eylemlerimiz.
    .
    Okumaktan en çok hoşlandığım kısımlar annenin açıklama kısımları oldu açık ara. En çok o sayfalara gelmek için can attım. İki annenin, iki aynı kederin buluşmak noktasına koşar adım gitmek istedim belki de.
    .
    Sonsuz önerilerimi bu güzel, güneşli pazar gününe bırakıyor, Süreyya gibi her şeye bakıp hikaye aradığım için(aramızdaki fark ben henüz yazamıyorum) güzel öyküler yaşamayı, bulmayı diliyorum
  • 125 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Daha ilk satırlarda beni içine çeken kitaplardan biri oldu. Öyküleri okumaya devam ederken yazarı da okumaya devam edeceğimi sezinledim. Kimi satırlara başımla onay verdiğimi fark ederken kimilerine gözlerimdeki yaşla karşılık verdim. Galiba kendimden bir şeyler buldum yer yer.
    .
    Doyasıya okudum güzel öyküleri ve şimdi de Bazen Bahar kitabını okumak için can atar hale geldim. En kısa zamanda buluşmak dileğiyle o halde ️ Güzel tavsiyemi bırakıp huzurlu bir cumartesi diliyorum