• 304 syf.
    ·5 günde·10/10
    “İnsan, para kazanmak için, ünlü olmak için, kızlarla çıkmak için, ileride rahat etmek için veya arkadaş kazanmak için yazı yazmaz. Yazdıklarını okuyanların hayatlarını ve kendi hayatını zenginleştirmek için yazar. Ayakta durmak, iyi olmak ve kendini aşmak için yazar. Bir de mutlu olmak için, tamam mı? Mutlu olmak için. Bu kitabın bir kısmı -belki çok fazla kısmı- yazı yazmayı nasıl öğrendiğimle ilgili oldu. Çoğu da, size daha iyisini nasıl yapabileceğinizi anlatmak içindi. Geri kalan -ve belki de en iyi- kısmı ise bir ruhsat belgesi: yapabilirsiniz, yapmalısınız ve eğer başlayacak cesaretiniz varsa başlayın. Yazı yazmak bir sihirdir, diğer tüm yaratıcı sanatlar gibi hayatın suyudur. Su bedava. Öyleyse için. Kana kana için.”

    —Stephen King, Yazma Sanatı / syf. 280


    Kitapta iki önsöz var ve ikisinde de King bu kitabın otobiyografi kitabı olmadığının altını çizmiş ama ilk yüz sayfayı okurken tam olarak o izlenime kapılıyorsunuz. Kalan üçte ikilik kısımda ise yazarın baştaki uyarısı anlam kazanıyor. Nasıl bir yazara dönüştüğünü anlatan olayları ve yaşam durumlarını aktardığı anı bölümünü (C.V.) bitiriyor ve işin mekanik kısmına geliyor. Bu kısım King için ilk kısımdan daha önemliymiş: “Sanırım kitabın anahtar bölümü, yani seminerlerde ve konuşmalarımda sorulan sorulara ve sorulmasını arzu ettiğim... dille ilgili sorulara vereceğim yanıtlar kalmıştı.”

    Bu kitap tabii ki yazar olacaklara madde madde kurallar sıralayan, komutlar veren, sınırları net bir çalışma programı çizen bir kitap değil. Tanıdığım kadarıyla Stephen King’in tarzı bu değil. Sadece kendi okuma deneyimlerini, yazma yolunda başından geçenleri ve aldığı dersleri anlatarak; deneyimleri ışığında elli altı yaşında, artık kendini kanıtlamış, otuzdan fazla kitap yazmış bir yazar olarak nacizane (ara sıra da hiddetli ve şiddetli :D) tavsiyelerde bulunuyor. Ama yine de o samimiyeti, araya serpiştirdiği yüzde tebessüm oluşturan esprileri benim için güzel sürprizlerdi. Kitabın yazım amacını göz önüne alınca böyle bir sıcaklık beklemiyor insan.

    Kitapları “akıcı” diye nitelemekten hoşlanmıyorum ama bu kitap gerçekten yağ gibi aktı gitti. Yine türünü göz önüne alınca (öğretici metin) kitaptan beklemeyi ummayacağınız bir artı bu. Araya okul ve her zamanki sorumluluklarım girmese eminim bir günde bitirirdim.

    Ben her zaman, özellikle çok yoğun ve zirvede duygular yaşadığım zaman, bir şeyler yazdım. Eskiden günlük de tutardım ama bu işte profesyonelleşmeyi düşünmedim hiç. Yazarlığı meslek olarak görmedim çünkü bende öyle bir pırıltı olduğuna inanmıyorum. Çoğu zaman kendim, bazen de arkadaşlarım için yazıyorum. Bir de burada halka açık ( :D ) incelemelerim var o kadar. Blog işine de yeltenmedim bu zamana kadar. Yani kitabı okuma amacım, iyi bir yazardan işin tekniğini öğrenip sonra kollarımı sıvamak ve onun rehberliğinde yazmaya koyulmak değildi. Ben Stephen King’in sadece bir kitabını (O) sitedeki S.K. okuma etkinliği kapsamında okudum. O da King’in en baba kitaplarından biriymiş, sonradan öğrendim. Stephen King’in diline de anlatımına da, kitabı okurken yaşadığım yüksek doz korku ve gerilime de bayılmıştım ama Yazma Sanatı’na kadar yazarın başka bir kitabını da okumadım. Normalde ilk okuduğumda çok beğendiğim bir yazarın ikinci bir kitabını da peşi sıra okumaya çalışıyorum ama bu kitap yazarın bana göre en iyi kitabı olduğu için (tek bir kitabını okuyup nasıl en iyi kitabı olarak seçtiğimi sormayın tamamen okuduğum yorumlar ve altıncı his meselesi. Saçmaladığımı düşünüyorsanız da bu mukayesemi görmezden gelin.) öbür kitaplarının beni çok etkileyemeyeceğini düşünüp erteledim sanırım. Yazma Sanatı ile kütüphanede karşılaşıp biraz inceleyince, kitaplarını okumadan önce bunu mu okusam dedim ve çok düşünmeden aldım çıktım. İyi ki de önce bunu okumuştum. Hoş, yazarın romanlarından sağlam spoiler de yemedim değil ama olsun. Sonuçta bence okuma sıralamamda doğru bir yere koydum.

    O kadar şey yazdım hâlâ kitapla ilgili doğru düzgün iki cümle kuramadım gibi hissediyorum. Bu kitabı okumak, King’le bir kafede oturup sohbet etmek gibiydi. Gerçekten samimi ve içtendi. Sıkıldığım tek bir sayfa olmadı. Ne yaptığını bilen, usta bir yazarın kaleminden bir şeyler okumak bana her zaman kendimi şanslı ve ayrıcalıklı hissettirir zaten. Bu kitabı okuduğum için ayrıcalıklı hissetmem gereken bir sebep daha var. Onu, kitabı almaya yeltenirseniz kitap sitelerinden bakarken göreceksiniz. Kitabı temin etmeye çalışırken size bol şans çünkü HİÇBİR SİTEDE STOKTA YOK, Altın Kitap artık basmıyor ve kitap karaborsaya düşmüş durumda. Sebebini bilmiyorum her zaman kurgu yazan bir yazarın kurgu dışı ilk kitabı çok fazla talep görmedi belki de. Satış fiyatı normalde 20 lira olan kitabın ikinci elini 60 liraya satılığa çıkarmışlar. Bilmiyorum belki bir gün bir sahafta çok daha uygun fiyatlısına denk gelirsiniz Ben de kütüphaneden alıp okudum ve bir şekilde kütüphaneden satın alma niyetim var. Daha önce başka bir kitap için denediğimde olumlu sonuç alamadım ama bu kitaptan kolay kolay vazgeçmem çünkü gözümde tam bir hazine. Buraya kadar okuduysanız teşekkürler...

    “Neredeyse sonuna geldik. Daha iyi bir yazar olmak için ihtiyaç duyduğunuz her şeye temas ettiğimden kuşkuluyum ve tüm sorularınıza yanıt vermediğimden eminim, ama yazı hayatının en azından özgüvenle söz edebileceğim yanlarından bahsettim. Yine de belirtmem gerekir ki, bu kitabı yazarken en az hissettiğim şey özgüvendi. Uzun süren fiziksel acı ve kendi kendimden kuşkuya düşmek oldu.”

    — Stephen King, Yazma Sanatı (syf. 257)
  • 200 syf.
    ·16 günde·5/10
    Bu kitap bir kişisel gelişim kitabı. Tüm dünyada satış rekorları kırdı, bestseller oldu cümleleri mi benim beklentimi yukarı çekti yoksa bana mı basit geldi bilmiyorum. Hakkını yemeyeyim hiç birşey yok diyemem. Hatta ilk bölümlerinde altını çizdiğim bazı yerler de oldu. Ancak benim beklentilerimi karşılamadı bana çok da birşey katmadı açıkçası.
  • Yatırımcı Charlie Munger balıkçılık malzemeleri satan bir dükkâna girmiş. Raflardan birinin önünde durmuş ve göze batan derecede parıltılı bir olta yemini eline alıp dükkân sahibine sormuş: “Söylesene, balıklar böyle bir şeyi seviyor mu gerçekten?” Dükkân sahibi gülümsemiş, “Charlie, biz balıklara satış yapmıyoruz.”
  • “Zamanla gitmeyenler, zamanla giderler..”
  • 208 syf.
    ·10 günde·Puan vermedi
    Bölümüm olan halkla ilişkilere takviye olur diye düşünerekten aldığım bir kitaptı ve beklentimin fazlasını bile verdi muhtevası baya geniş, teknikler sadece satış ve pazarlamaya değil sosyal hayatta kullanılabileceği şekliyle anlatıldığı, ikna etmeye hacet duymayan bir insanın dahi ihtiyacı olan öğreneceği, iknanın ne kadar basit olduğunu ve aslında belki hiç istemediği bir şeye dahi kolayca ikna edilmiş olduğunu farkına vardıracak bir kitap.
  • KİTABA ÇELME
    2 Mart 1995
    Fransız Televizyonu’nun ilginç bir âdeti var: Öğleden sonraki haber bültenlerini sunarken, sunucunun yanına bir yazar konuk olarak oturuyor; haberler, o yazarla söyleşilerek sunuluyor; bu arada, yazarın o sırada yayımlanmış olan kitabı da -roman, deneme, inceleme vs- seyirciye tanıtılıyor. Şu işe bakın, kitabı yaygınlaştırabilmek için, yazarları haber bültenlerine çağırıyorlar.

    O kadar mı, hayır: Sözgelişi denizcilikle ilgili bir program; (Thalassa) çeşitli röportajlar, kısa belgeseller vs. bitti mi, sıra denizcilikle ilgili kitapların, onlar tanıtılıyor. Bilimsel yayınlarda da, hâttâ açık oturum, talk show gibi programlarda da, keyfiyet bu! Neyle ilgili olursa olsun, mutlaka sonunda konuyu derinleştirebileceğimiz kitapların tanıtımına bağlanıyor. Zaten hareket noktası da bu; TV5’i yönetenlere göre, çeşitli konuları ne kadar ünlü uzmanlarla ele alsalar da, o kısa süre içinde seyirciyi doyurmayacaklarını; meselenin iyice kavranılması için, ilgili kitapların irdelenmesi gerektiğini biliyorlar. Bizde görsel media, taşra tuluat tiyatrosu düzeyinde olduğu halde, ‘kültür hizmeti’ verdiğine inanıyor ya; onlarda, hayır: Görevlerinin, kültürün kalabalıklara ‘kitaplarla’ aktarılmasında yardımcı olmaktan geçtiğine inanmışlar.

    Yâni televizyon, kitabı rakip saymıyor, onun eksiğini kapatacak, onu tamamlayacak bir ‘uzantı’, yararlı bir ‘tamamlayıcı’ sayıyor. Galiba doğrusu da bu!

    Osmanlı’nın son döneminde, Jöntürkler’in yurtdışın- dan yayımlayıp gönderdikleri kitapların, dergilerin hukuk dilindeki adı, biliyor musunuz neydi? Evrak-ı mu- zırra, yâni ‘zararlı evrak!’ Cumhuriyet yönetimi, bu geleneği devraldı, elhak o da elinden geleni bu yolda ardına koymadı; bol bol kitap yasakladı, dergi kapattı, yazar tutukladı. Hiç unutmam, çocuktum; İzmir’de Ke- meraltı’ndaki Etiman Kitabevi’ne girip, büyük bir saflıkla, Nâzım Hikmet’in kitaplarını sormuştum; kitapçı, büyümüş gözlerle sağına soluna bakıp, beni kovmaktan beter etmişti; meğerse bu kitaplar yasak, yazarıysa hapisteymiş; nereden bilebilirdim ki!
    Uzatmaya ne hacet, yaşadığımız bütün ‘ara rejim- ler’de kitap, kalaşnikof ve dinamit lokumu ile aynı tehlikeli düzeyde, beraber zikredildi; okumak üzerine yaratılan tedhiş havası öylesine boğucuydu ki, Anadolu kitapçıları korkudan işi oyuncakçılığa, kasetçiliğe ya da tuhafiyeciliğe döktüler; neticede, bir ara on binlere, yirmi binlere yükselen kitap tirajları (siz bakmayın, o palavra ‘yeni’ basımlara) iki binlere, binlere düştü; demokrasi ve hürriyet bahsinde, ağızlarını açtılar mı, mangalda kül bırakmayan partiler ve iktidarlar, hiçbir zaman keyfiyetten şikâyetçi görünmediler; durumu düzeltmek için bir şey de yapmadılar.

    Bir-iki yıldır, yayıncılığımızda bir kımıldama, kitap satışlarında bir artış hissediliyor; yazılı ve görsel media, alelusul dikkati en hafif, en sabun köpüğü ya da en torpilli kitaplara çekse de; yayınlardaki çeşitlenme, satış eğrisindeki yükseliş hem cesaret verici, hem de sağlıklı. Ama nazar değmesin mi, diyeceksiniz?..

    Değdi bile! Yönetimlerin, ekonominin hâl-i pür-me- lalini gerekçe göstererek, kâğıt ve karton fiyatlarına üst üste zam yapması yetmezmiş gibi; bu defa da kitaplardan alman KDV oranı, yüzde birden ansızın yüzde sekize yükseltildi; sizce kitabı yaygınlaştırmak için hiçbir çaba sarf etmeyen yönetimlerin, piyasa biraz kımıldayınca böyle bir tedbire gitmesi neyin işaretidir? Cumhuriyet yönetimlerinin de iddiası aksine, kitaba dergiye ev- rak-ı muzırra gözüyle baktığının mı?

    Elâlem televizyon haber bültenlerini verirken kitap ve yazar tanıtımı yapar; çoğu Avrupa ülkesi, sözgelişi Portekiz, Danimarka, İrlanda, Norveç, İngiltere, kitaptan hiç KDV almaz iken (oecd, 1991 Ocak istatistikleri); biz yazarı da kitabı da, hâttâ bütün sanatı ve kültürü de bir tek kanalın (TRT2) imkânlarıyla sınırlıyor; KDV oranım da, birden sekize yükseltiyoruz.

    Acaba neden, yoksa ‘çağdaş uygarlık seviyesi’ bu mu?
    Attila İlhan
    Sayfa 209 - İş Bankası
  • 370 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Yine bir satış ikna üzerine olan bu kitap aslında insanın kendi kendini ikna etmesini ele alıyor. Yani temelde siz karşıdakini ikna için uğraşmıyorsunuz o kendi fikriymis gibi sizin fikrinizi size sunuyor. 6 başlıkta topladığı iknanin temellerini örneklemelerle anlatan güzel bir kitap.