• “-Bakın oğullar dedi İshak Dede, söyleyeceklerimi iyi dinleyin. Hiçbir hareket yapmayın. Vallahi canınızdan olursunuz.
    Tümü silahlarını kavrar gibi oldular, dehşetli bir duygu ve tereddütle.
    Fakat İshak Dede’nin sesi çok etkili ve kararlıydı.
    -Caminin içinden her birinizin başına bir namlu çevrilmiştir. Şu an da niye geldiğinizi, kaç kişi geldiğinizi ve arkanızdaki yetmişe yakın Rus köpeğini biliyoruz.”
    “Rus ölüleri…
    Gözlerimizi Ruslardan kaldırıp yolun ilerilerine çevirdik.
    Tepelere bakıyoruz. Allah-u Ekber nidaları...”
    (Savaş Ritimleri)
  • 125 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    "Bu inceleme, Ömer Gezen 'in neden inceleme yazılmıyor 1k'da serzenişine bir selam olarak ortaya çıkmıştır."

    Dinle Küçük Adam;

    Etrafın kendini büyük sanan küçük adamlarla çevrili, (Burada ki adam cinsiyetçi bir adam değil hem kadın adam hem de erkek adamdır.)
    Bir şey yapmak istediğinde yapamazsın diyecekler,
    Yapamadığında da neden yapamıyorsun diyecekler,
    Seni eleştirmek için türlü türlü bahaneler bulacaklar,
    Yakandan tutacaklar, paçandan yakalayacaklar,
    Sana öyle bir yapışacaklar ki, seni aşağılasalar dahi ses çıkarmayacaksın,
    Onlara ihtiyacın olduğuna inanacaksın,
    Sana bunu aşıladılar, öyle yetiştin,
    Kendi ayakların üzerinde durmak nedir bilmiyorsun küçük adam,
    Çünkü duramayacağını düşünüyorsun,
    Hatta düşüncesinin bile seni korkutmaya yeteceğini düşünüyorsun.

    Dinle Küçük adam;

    Bir geleceğin var ya da yok ama etrafın geçmişin parazitleri ile çevrili,
    Hayatın her yeni günde yenileniyor bunun farkına var,
    Sana yapışmış tüm sülükleri elinin tersiyle it,
    Onlara büyük adam olmadıklarını,
    Sen ses çıkarmadığın için kendilerini büyük adam sandıklarını hatırlat!

    Dinle Küçük Adam,

    Bilmeden konuşan çok insan var,
    Bu insanlar senin üzerinde baskı kurma peşindeler,
    Bilmediğini bilmeyen, bilmediği kadar da anlamayan,
    Anlamadığının da ne kadarını anlamadığını anlamayan ama tüm bunlara rağmen sana akıl vermeye çalışan büyük görünümlü küçük akıllar(!) var,
    Bunlar senin için parazitten başka bir şey değil, hayatından at bu parazitleri; uzak tut!

    Dinle Küçük Adam,

    Seni kimsenin yönlendirmesine izin verme,
    Kendi aklını kullanabilecek kadar insansın,
    Sana akıl vermeye çalışanlarda insan sandığının yarısı kadar insan değil farkında olmalısın,
    Kendilerine verecek aklı olmayanların sana akıl vermesine izin verirsen,
    Tarih sahnesinden boşa yaşamış insanlar kervanına katılanlardan olacaksın!

    Dinle Küçük Adam,

    Onlar sürekli fikir değiştirir,
    Değiştirdikleri fikirleri gömlek gibi giyip çıkarırlar,
    Onların peşinden gitme ve onlar gibi olma,
    Onlar büyük olduklarını sanıyorlar ama asıl küçük olan onlar,
    Düşünceleri küçük,
    Kendileri küçük,
    Sadece sen onların büyük olduğunu sanıyorsun,
    Onlar sadece şişirilmiş balon,
    Yaklaş ve iğneyi batır, bunu göreceksin…

    Dinle Küçük Adam;

    Sen özgür değilsin,
    Özgür olduğunu sanan küçük bir adamsın,
    Balık gibi yemliyorlar seni,
    Sana özgürsün diyorlar çılgınca alkışlıyorsun,
    Sadece onların sana verdiği kadar özgürsün,
    Küçük bir sirk maymunu gibisin,
    Seni bu ortama alıştırıyorlar ve evin sanıyorsun,
    Yazık sana küçük adam,
    Sefil bir durumdasın, bunu anlamalısın.

    Dinle Küçük Adam,
    Savaşa hayır nidaları atıyorsun,
    Ama savaşı durdurmak için gerçekten bir çaban yok,
    Kalabalığa karışıyor ve savaşa hayır diye bağırıyorsun,
    Savaşı çıkaranlar sahneden indikten sonra, onları yeniden seçiyorsun,
    Sonra çıkardıkları savaş için tekrar SAVAŞA HAYIR için yürüyorsun,
    Aslına bakılırsa küçük adam; seçtiklerin tarafından güdülüyorsun,
    Bundan zevk alıyorlar ve suratının tam ortasına gelecek şekilde kahkaha atıyorlar.

    Dinle Küçük Adam;

    Hayat sadece senin isteklerine göre yaşanmaz,
    Senin inandığın dine kimsenin inanma zorunluluğu yok,
    Ya da sen inanmıyorsun diye herkesin senin gibi inançsız olma zorunluluğu yok,
    Büyü biraz küçük adam, büyük düşün,
    Sadece dünyanın içinde ki kum tanesisin,
    Büyük olduğunu sanan ufacık bir şeysin,
    Sadece sen yoksun, saygı göster.

    Dinle Küçük Adam,

    Mutluluk arıyorsun,
    Bir şekilde yakalıyorsun,
    Sonra avucundan gittiği an haykırmaya ve ağlamaya başlıyorsun,
    Emzik verilse ağzına susacaksın,
    Çünkü ne istediğini bilmiyorsun,
    Mutluluk gelir ve gider bunun peşinden koşmayı bırak,
    Hayatında sahip olduğun şeylerin kıymetini bilmeye başlamalısın,
    Ayağı olmayan insanları düşün,
    Kolu olmayanları düşün küçük adam,
    Mutsuzum diye ağlamak yerine,
    Yaşadığın hayatın kıymetini bileceğin farkındalığı yarat kendine,
    Öleceksin küçük adam, bunu anlaman için tek şansın var,
    İkinci bir yaşam hayalin var ise görürsen o hayale selam söylemelisin.

    Dinle Küçük Adam,

    Paspas gibi ayaklarını üzerinde siliyorlar,
    Aslında onlarla aynı sıraları paylaştınız,
    Sadece hatırlamıyorsun, onlar senden de küçük adamlar ama bilmiyorsun,
    İzin veriyorsun çünkü izin vermemek nedir bilmiyorsun,
    Yaşam hakkını ellerinde oyuncak yapıyorlar ve ses çıkarmıyorsun,
    Sus diyorlar susuyor,
    Konuş diyorlar konuşuyorsun,
    Küçük adam; onlar çok daha küçükler uyan,
    Sus de sussunlar,
    Konuş de konuşsunlar,
    Gücü eline al, farkınız yok, dik durmayı öğren küçük adam!

    Dinle Küçük Adam,

    Sana neyi yapacağına ya da yapamayacağına ben karar veremem,
    Neyi yapmak istiyorsan yapmalısın;
    Düşmen gerekiyorsa düşmelisin,
    Kalkman gerekiyorsa kalkmalısın,
    Etrafta seni kaldıracak bir el arama,
    O senin içinde gizlidir bunu anlamalısın!
    Küçük adam rolünü bir kenara bırak artık,
    Seni ezmelerine;
    Kandırmalarına,
    Aşağılamalarına,
    Kullanmalarına izin verme!

    Dinle Küçük Adam,

    Kendini bir halt sanma,
    Akıllı olduğunu da sanma,
    Senden daha akıllı insanlar var bunu unutma,
    Büyük adam olmak için önce küçük olduğunu bilmen gerekir,
    Cepleri dolu kendisini büyük sanan adamların yanılgısına düşme,
    Çok bilgili olduğunu sanan ahmakları da çok bilgili sanma,
    Kendini de bunlara kaptırma,
    Senin görmediğin çok şey var küçük adam,
    Seni izleyen herkes görüyor bir tek sen görmüyorsun,
    Kendini büyük, etrafındakileri de küçük sanıyorsun,
    Büyük bir yanılgı içindesin,
    Sana büyük adam ol derken, küçük büyük adam ol demiyorum,
    Gerçekten büyük adam ol ve insanları aşağılama,
    Onları hor görme,
    Paran var diye parasızları hakir görme.

    Dinle Küçük Adam,

    Aynaya bak ve kendinle konuş,
    Kendini kandırmak mı istiyorsun,
    Etrafını kandırdığını sanmak mı istiyorsun?
    Yoksa dürüst bir küçük adam olduğunu kabul edip,
    Tüm yalanlarını bir kenara bırakmayı,
    Yeni ve gerçek bir hayat mı istiyorsun?


    Dinle Küçük Adam,

    Sanal dünyanın da büyük gözüken küçük adamları var,
    Bu küçük adamlar kendilerini otorite sanıyorlar,
    Edebiyatçı sanıyorlar kendilerini mesela,
    İki yazı yazdıklarında içlerini süslü kelimelerle süslediklerinde,
    Fark yarattıklarını sanıyorlar,
    İşte bunlar küçük adamlar küçük adam,
    Ama kendilerini büyük sanıyorlar,
    Sürrealizm soyundan geldiklerini sanıp;
    Varoluşçuluk sistemine entegre olduklarına inanıp,
    Nihilizmden sözde güç alıp,
    Birde Nietzsche’yi anladıklarını söylüyorlar,
    Bağıra bağıra yapıyorlar bunları küçük adam,
    Gülüyoruz kahkaha atıyoruz biz bunlara,
    Minimalizm etkisinde,
    Hippi görünümünde,
    Biraz ocu,
    Biraz bucular,
    Aslına bakarsak;
    Ne ocu ne de bucular,
    Sadece taklit yapan küçük adamdan başka bir şey değiller.

    Dinle Küçük Adam,

    Bu kitabı al ve oku…
    Farkına var birçok şeyin,
    Hayatını gözden geçir ve neler gerçek neler yalan iyi bir tespit yap.

    Dinle Küçük Adam,

    Benden bu kadar
    Saygı ve Sevgilerimle…
  • 762 syf.
    ·16 günde·Beğendi·10/10
    Osman Turan bu kitabında Anadolu Selçuklularını 1040’lardan yıkılış tarihleri olan 1310’lara kadar en iyi en doğru, en detaylı şekilde araştırmakla kalmıyor, Anadolu Selçukluları tarihinde mevcut olan pek çok yanlışı belgelerle ortaya koyuyor ve düzeltiyor. Osmanlının kuruluşuyla da kitap sona eriyor.
    1243 yılında Kösedağ’da Moğollarla yapılan savaşta, babası Alâeddin Keykubat’ı zehirleyerek tahta oturan Selçuklu Sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev’in daha savaşın başlangıcında savaş alanından kaçması üzerine Moğol istilası başlar.
    Moğol istilasına kadar Selçuklular kardeşleri, amcaları, Türkmenler, Bizanslılar, Haçlılar, Gürcüler, Ermeniler, Harzemşahlar, Artuklular, Eyyubilerle sürekli bir savaş halindedirler.
    Gittikleri her yeri yağmalayıp talan eden, öldüren, insanları esir pazarlarında satan Selçuklular, II. Gıyasettin Keyhüsrev’in Kösedağ savaşında sarhoş sarhoş savaşa çıkması ve ülkesine milletine ihanetiyle bu defa da kardeşin kardeşe, Müslümanın Müslümana yaptığını Moğollar Selçuklular’a yapmaya başlar ve zaten bu hezimetten 67 yıl sonra da Selçuklular tarihten tamamen silinirler.
    Zira Moğol itilasından sonraki Selçuklular ile 1950 sonrası ABD müstemlekesi olan Türkiye’nin durumu birebir aynıdır.
    1950 sonrası Türkiye nasıl Ankara’dan değil, Vaşington, Bürüksel, Telaviv’den yönetiliyor Amerika başkanı ile Beyaz Saray’da fotoğraf çektirmeyen hiç kimse başbakan olamıyor, olmaya kalkan olursa da tepetaklak ediliyorsa, 1243 sonrası Selçuklularda da kimin sultan, vezir, bey, komutan, pervane olacağına Konya’da değil Tebriz’de Moğol hanları, Noyanları karar veriyor
    Nasıl ki 1950 sonrası, Amerika ile gizli kapaklı ilişkilerle makam mevki sahibi olanların ipi yine Amerika tarafından çekiliyorsa, Selçuklularda da Moğollarla iş tutanların feci sonu yine Moğollar tarafından hazırlanıyor.
    Ve ne gariptir ki, Moğolların en büyük destekçileri, dostları Konya’nın, Aksaray’ın hacı hocaları, Mevlana ve Mevlevilerdir. Bu kesimler Anadolu’yu yağmalayan, kadınları, gençleri köle pazarlarında pazarlayan Moğollar’a o kadar sadakatle bağlıdırlar ki, vatanlarını, namuslarını mallarını korumak için Moğollarla savaşmak yerine, onlarla savaşan Türkmenler’le savaşırlar.
    O kadar ki, Moğollara destek vermekle kalmayıp üstelik aynı dedesi gibi onların gasp ettiklerinden de hisse alan Mevlana’nın torunu Ulu Arif Çelebi’ye Karamanoğlu Beyi: “Biz komşu ve dost olduğumuz halde bizi değil, Moğolları tutuyorsun” deyince Arif Çelebi ona: “Biz derviş olduğumuzdan Allah’ın iradesine ve devleti kime verdiğine bakar ve onun yanında yer alırız. Nitekim bu gün de Allah devleti Selçuklulardan alıp Cengizhanlara ısmarladı” cevabını verir.
    Geçmişte Moğollara karşı savaşan Türkmenleri düşman, Moğolları dost edinen, onlarla bir olup Türkmenlere karşı savaşan coğrafi bölgelerdeki aynı toplum katmanlarının bu gün de Amerika ve onun yerli işbirlikçilerini dost edindirmeleri, onları kurtarıcı olarak görmeleri, 6. Filoyu taşlayanlara karşı, “Allah’u Ekber” nidaları ile göğüslerini siper etmeleri ibretlik hadiseler olsa gerek.
    Burada yazarın tutumundan da kısaca bahsetmemek olmaz. Zira yazar bu kitabında, Moğollara karşı savaşan Türkmenleri “istilacı” “Halkı ben daha iyi soyarım” diyerek Tebriz’den yetki alan Selçuklu Sultan, vezir ve pervanelerini ise “kurtarıcı” olarak gösterme gafletine düşer. Bununla da kalmaz vatanına, milletine ihanet eden bu idarecileri Moğollar öldürünce de onlara “şehit” der. Onu oraya getiren, putperest Moğol, götüren de o. Peki, Moğol’la iş tutarken ölene, sanki vatan millet uğruna ölmüş gibi nasıl “şehit” deniyor? Bu benim için bir muamma.
    “Sultan Mesud Moğolları Kayseri’de karşıladı ve Selçuklu ordusuna Moğolların da desteği ile Karamanlılar sindiler. Bu haber Konya’da sevinç yarattı” (Sayfa 620-661) derken, Bizans’ın da desteği ile Selçukluların kadın, çocuk demeden 4 bin Türkmen’i katletmesi, mallarına el koymasına da Osman Turan: “Herkes bayram etti, sevindi” (Sayfa 443) der.
    Ve yazar Selçukluların yaptığı, yağma talan ve istilaları, gençleri köle, kadınları cariye olarak pazarlamasını “Türk İslam, Cihan Mefkûresi” olarak görürken, aynı yağma, talan ve istilaları başkaları yapınca, bunu “soygun-gasp-işgal” olarak nitelendirir.
    Herkesin durduğu yere göre durum değişse de, hiçbir Türk ve Müslümanın putperest Moğol’un Türkmenlere galip gelmesine sevinmemesi gerektiği herhalde inkâr edilemez. Lakin Osman Turan’ın Türkiye’yi Amerika boyunduruğuna sokan Demokrat Parti’de milletvekilliği yapmış olduğu düşünülürse onun yetkiyi Moğol’dan alan Sultan, Bey, ulema ve komutanları “meşru” işgalcilerle savaşan Türkmenleri ise “gayrimeşru-şaki/eşkıya” diye tanımlaması belki anlaşılabilir.
    Turan, Moğolları ne kadar kötülese, zalim gösterme gayreti içine girse de eserde açıkça görülüyor ki, Moğollar Anadolu halkına ve hiçbir topluma doğrudan zulmetmiyorlar.
    Aynı bu gün Amerika’nın yaptığı gibi Moğollar da halkları kendi yöneticilerine soyduruyor, kırdırıyorlar. Dindarlar, ulema ve varlıklı kesimler de Moğol’a meşruiyet sağlıyorlar. Ayrıca Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Arap, İslam orduları vs. ne kadar yağmacı, talancı ve zalimse Moğollar da işte o kadar zalimler veya belki de onlardan biraz daha adiller.
    Niye!.. Çünkü onların yasaları, mahkemeleri var ve Romalılarda olduğu gibi bu yasalar – hukuk sadece kendi vatandaşlarına değil, düşmanlarına, hatta Moğol hanedan mensuplarına da aynı şekilde uygulanıyor.
    “Bazı kitaplar bombadan daha tehlikelidir” diyen “okuyan insanı görünce beni hafakanlar basıyor” itirafında bulunanlar kendi açılarından bakınca aslında haksız da sayılmazlar hani!
    Zira tarihini dizilerden değil de böyle değerli eserlerden okuyan hiçbir vatanseverin Selçukluların Moğol, Osmanlı’nın Alman, İngiliz, Rus güdümüde nasıl çabucak çöktüğünü, günümüzde ise, Amerika sultası altında aynı akıbete doğru hızla ilerlediğimizi görmemesi ve buna başkaldırmaması mümkün değil.
    Birinci hamur ve kalın, beyaz kâğıda basılmış olması, dolayısıyla da çok ağır olması, gözü yorması dışında kitabın olumsuz bir tarafını görmedim.
    Herodotos Tarihini okumadan dünya tarihini anlamak, insanlık tarihinin 300 yıllık bir kesitine ışık tutan bu değerli araştırma ve incelemeyi okuyup anlamadan da günümüzü anlama imkânı olmadığı kanaatimi arz ettikten sonra herkese iyi okumalar dilerim.
  • Tam dört bin Müslüman askeri kılıç­tan geçirilmişti ve yine de savaş meydanında kalanlar zaman za­man Allahuekber nidâları atıyorlardı.71 Askerlerin bir kısmı Sel­man ibni Rabia ile Bab’a kaçmıştı. Diğerlerinin ise Gilan ve daha ötesine doğru kaçtıkları anlatılmaktadır.72 Bunların arasında Pey-gamber’in tanınmış sahabelerinden Ebû Hureyre ve Selman el-Fa-risi’nin de bulunduğundan bahsedilmektedir. Abdulrahman’ın cesedi savaş meydanında kalmış; Hazarlar onu alıp uygun bir ge­miye yerleştirmiş ve muhafaza etmişlerdir. Bunu yapmaktan maksatları, yenilgiye uğratılmış bir düşmanı, savaş esnasında ve­ya kuraklık vukû bulduğunda yağmur duası etmek için kullanmaktı.
  • 616 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Kitap çok güzeldi. Ben klasik bir şekilde savaş olur iyiler kazanır kötüler kaybeder diyordum ama öyle olmadı. Hiçbir sayfa klasik değildi. Sürekli şaşırdığım olaylar gelişti ve bu beni çok mutlu etti. Sağ kroşe beklerken sol geldi. Okudukça okuma hevesim arttı ve kitap 3 günde bitti.
     
    ≈Spoiler≈
     Diana ve Matthew'in aşkı mükemmeldi. Yardımcı karakterler ise süperdi. Yazar Gallowglass konulu bir kitap yazsa kesin okurum mesela. Miriam ve Chris aşkı bekledim ama olmadı. Baldwin'den nefret ederken kitabın sonlarına doğru "Yaşasın Baldwin" nidaları attığım doğrudur. :D Marcus ve Phoebe aşkını pek hissedemedim. Onlar baya bir geri planda kaldılar maalesef ki. Bi ara 'Sarah ve Fernandao??' olur mu diye düşündüm de sonra "Kendine gel Ayşenur her konuşanı shipliyosun" diyip bunu shipi bıraktım djkdjkd. Ve Philip ne adammış be adam her şeyi düşünmüş hayran kaldım valla. Sanırım diyeceklerim bu kadar.

    Eğer fantastik kitapları seviyorsanız, birazcık da aşk olsun diyorsanız Ruhlar Üçlemesi serisine kesinlikle başlayın.