• B.
    B. Dünyayı Sırtında Taşıyan Balık'ı inceledi.
    176 syf.
    ·2 günde·10/10 puan
    Bookstagram hesabım: https://instagram.com/...?igshid=bapeu7dgt1cx

    Merhabaaa. Bugün seçmen şapkam ile birlikte yanımızda bir fanus getirdik. Getirirken fanusu düşürüp kıracağım diye ödüm patladı ama her şey yolunda. Öyleyse kırmızı balığımız akvaryumunda yüze dursun biz hemen kitap yorumumuza geçelim.

    Dünyayı Sırtında Taşıyan Balık, kitabını Kitap Yurdundan almıştım ve ilk 100 siparişte kitap imzalı olarak geliyordu. Ben de bu fırsatı kaçırmak istememiştim. İlk kez yazarın kalemiyle tanıştım. İyi ki de tanışmışım. Şubat ayında okuduklarım arasında en sevdiğim kitap oldu.

    Konusu: Tebriz'de sokak çocuğu olan Emir'in hayat hikâyesine konuk oluyoruz. Annesiz babasız, yuvasız ve sevgisiz yaşamanın zorluğuna, İran ile Irak arasında yıllardır süren savaş da eklenince sokaktaki yaşam artık daha tehlikeliydi. Hayallerinin ve umutlarının peşinde hayatının ışığını arayan Emir, korkunç bir savaşın gölgesinde uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkmak üzereydi. Tesadüfen gördüğü kırmızı balığın, hayatını değiştireceğinden tümüyle habersiz olan Emir, onu özgürlüğüne kavuşturmak isterken farkında olmadan kendisini balıkla özdeşleştirmişti. Kendi özgürlüğü, kırmızı balığın özgürlüğüne bağlıydı sanki.

    Yorumum: Kitap akıcı, yalın bir anlatımla kaleme alınmış. Okurken hiçbir yerinde sıkılmadım, beni rahatsız eden hiçbir detayla da karşılaşmadım. Satırların üzerinden akıp gittim diyebilirim. Okurken düşündüm. Geçmişi düşündüm sonra biraz da belirsiz geleceğimizi düşündüm. Düşünürken insanların ne kadar acımasız olduklarını bir kez daha fark ettim. Bazı satırları birkaç kez tekrar okudum ve şimdi buradayım. Bu yorumu yazıyorum. Ve diyorum ki ne kadar hoş bir kalem, ne kadar hoş bir kurgu. Her yaştan insanın her zaman sevgiyle okuyabileceği bir kitap. Zaten kitabın da bize vermek istediği şey tam olarak buydu: Sevgi.

    Dediğim gibi yazarın kalemiyle daha önce tanışmadığım için beklentimi çok yüksek tutmamıştım. Bu düşünceyle kitabı okumaya başlamış olmamdan ötürü şimdi kendimden utanıyorum.
    Kitabın başlangıcından sonuna kadar aklımda hep küçükken fanusta baktığım krmızı Japon balıkları yüzüp durdurdu. Karmaşık duygularım arasında sakin sakin yüzüp durdular. Küçükken baktığım her canlı eninde sonun hep ölüyordu, ben de üzülüyordum. En son ölen balığım gördükten sonra bir karar vermiştim. Artık evde hayvan beslememe kararı. Ama şimdi bu kitabı okuduktan sonra insan bir canlıya gösterdiği sevgiyle merhamet duygusunu hissedip kazandığını hatırladım. Merhamete aç kaldığımız bu zamanlarda hepimizin evinde kırmızı bir balık neden olmasın dedim. Belki de kırmızı bir arkadaş edinmemin zamanı gelmiştir.

    Şimdi size bu kitabı okuyun diye öneri verip rica etmeyeceğim. Okuyun diye emir vereceğim. Küçük bir çocuk gibi sahip olduğunuz sevgiyi, merhameti, küçük şeylerden mutlu olabilmeyi hatırlayın diye.

    Bir başka kitap yorumunda görüşmek dileğiyle. :)
  • 280 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10 puan
    Eğer meşhur tiradı konuşacaksak Sabri Esat Siyavuşgil'in çevirisine ve Rüştü Asyalı'nın seslendirmesine ayrıca parantez açmamız gerek.

    "Ne yapmak gerek peki?

    Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
    Onu mu bellemeliyim?
    Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
    Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
    Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
    İstemem!

    Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
    Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
    Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
    Taklalar mı atmalıyım?
    İstemem! Eksik olsun!

    Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
    Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
    Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
    İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
    Eksik olsun!

    Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli?
    Eleştiriden mi çekinmeli?
    “Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?
    İstemem!
    İstemem! Eksik olsun!

    Korkmak, tükenmek, bitmek…
    Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
    Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
    İstemem! Eksik olsun!
    İstemem! Eksik olsun!

    Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek…
    Tek başına.
    Özgür olmak.
    Dünyaya kendi gözlerinle bakmak.
    Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak.
    Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak.
    Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
    İsteyince Ay’a bile gidebilmek.
    Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.

    Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.
    Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
    Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?"

    Sahiden de iç dünyası, karakteri bilhassa da bir türlü yenemediği -o malum ana kadar- gururuyla herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği kadar gerçek bir karakter Cyrano. Aşkını yıllarca kalbine gömecek, korkusundan dile getiremeyecek, sevdiği kadına mektupları bir başkası adına yazacak kadar acı bir serüven onunki. Bir savaşın gölgesinde dünyaya meydan okurken aşka yenilmek, Cyrano de Bergerac.
  • 92 syf.
    ·Beğendi·7/10 puan
    Stefan Zweig, Lyon'da Düğün kitabı üç ayrı hikayeyi kapsıyor;
    - Lyon'da Düğün
    - İki Yalnız İnsan
    - Wondrak

    Lyon'da Düğün:
    Bir halk direnişi sırasında, bir aşkın ve bir şehrin yıkılışı öyküsü. Diğer Zweig romanlarından farklı olarak burada derin psikolojik tahliller yok. Giriş, gelişme, sonuç şeklinde tıkır tıkır işliyor öykü. Bir anlatıcı bize olayları anlatıyor, diyalog hiç yok.

    Hikaye başlığını, olayların geçtiği Lyon şehrindeki düğünden alıyor fakat hikayeyi okuyunca konuya uygun daha iyi başlık seçenekleri geçiyor insanın aklından : "Mahzende Düğün" yada "Ölümün Gölgesinde Düğün" gibi. Kitabın kapak tasarımı ise öyküye ve öykü ismine çok uygun. Ben yine de çok öykülü kitaplarda kapak tasarımında bir öyküye göndermeden çok, kapsadığı tüm öykülerden birer detay barındırmasını tercih ederdim.
    Olaylar 1793'de Fransız Devrimi zamanlarında, Fransa'nın Lyon şehrinde yaklaşık 24 saatlik bir diliminde geçiyor.
    Belediye binasının altındaki bir mahzende ölümü bekleyen seksendört mahkum, bu soğuk, rutubetli, karanlık ve sıkışık mekanda, iki gencin birbirine olan aşkı karşısında kısacık bir zaman diliminde de olsa her şeyi unutuyorlar.
    Hikayenin ana kahramanı adı bilinmeyen genç kız; nişanlısı Robert, Papaz ve sağdıç ise yan kahramanlar olarak karşımıza çıkıyor.

    Dil sade, anlaşılır, çeviri rahat bir okuma sunuyor okura.

    Hikaye bize savaşın şehirler ve insanlar üzerindeki yıkımını bir kez daha gösteriyor. Yıkılan evler, yıkılan hayaller, yitip giden umutlar ve yok oluş. Siyasetçilerin kirli dünyalarında insanlıktan çıkmaları ve içlerindeki en ufak insaf kırıntılarını bile yok etme çabaları. Filler tepişirken karıncaların ezilmesi gerçeği.

    İki Yalnız İnsan:
    Adından anlaşılacağı üzerine iki insanın yalnızlığı üzerinden yol alıyor öykü. Bir akşam vakti, bir tren istasyonunda geçiyor olaylar. Çevre ile ilgili herhangi bir detaylı bilgilendirme yok.
    Hikayede iki ana kahraman var; bedensel özellikleri kısaca tanımlanan bu iki kişiden birinin adını biliyoruz, kadın kahramanımız Jula, erkek olanın ise adı belli değil. Konuya dahil yan karakterler yok.
    Hikaye daha çok; benzer olanlar veya benzer sorunları, acıları paylaşanlar birbirlerini daha iyi anlar, diğerleri acımasızdır mesajını veriyor. Aynı anda insanların fiziksel görünüş takıntılarına, eksik yönleri yanında başkasında olmayan tam yönleri de olduğunu ama önemli olanın bunun farkında olmak olduğunu vurguluyor.

    Wondrak;
    Hikaye 1899 yılının Ekim ayında Bohemya'nın güneyinde Dobitzan adlı küçük bir kentte başlıyor, tam olarak ne kadar bir zaman dilimin kapsadığı belirsiz.

    Kahramanımız Ruzena Sedlak, yan karakterler olarak oğlunu ve Wondrak'ı görüyoruz. Bir anlatıcı bize olayları anlatıyor. Hikayede Zweig'ın savaş karşıtlığının temsilcisi bir anne olarak Ruzena. Ama ne yazık ki savaştan kaçılmıyor. Ruzena hayata yenik başlayanlardan ve değiştiremediği bu yazgısını oğlu için değiştirmeye çalışıyor.

    Zweig'ın bu üç hikayeden oluşan kitabı, kısa zamanda okunmak için ideal, çok büyük beklenti içine girmeden okumanızı tavsiye ederim. Benim için novellaları kadar etkileyici olmadı ama belki başkaları için olabilir. Sağlık, huzur ve kitaplı günler dilerim.
  • 502 syf.
    7 yaşındaki Raami için çocukluğunun yıkıcı sonu babasının gün ağarmadan eve dönmesiyle başlar. Babası, Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh sokaklarını istila eden iç savaşın ayrıntılarını beraberinde getirir. Çok geçmeden ailenin muazzam derecedeki imtiyazlı dünyası devrim ve zorunlu göç karmaşasına karışır.

    Sonraki dört senede Raami, ailesinin ölümü, açlık ve acımasız zorunlu çalıştırmaya göğüs gererken, çocukluğundan kalan tek bir ize dört elle sarılır. Babasının ona anlattığı hikâyeler ve şiirler. Hafızanın dertten ve idam için bir gerekçeden başka bir işe yaramadığı sistematik bir şiddet ortamında Raami, olasılık dışı bir hayatta kalma mücadelesi vermeye başlar.

    Yazarın sıra dışı dil yeteneğini gözler önüne seren Banyan Ağacının Gölgesinde, hikâye anlatmanın üstün gücünü ortaya koymakla beraber insan direncinin ustaca anlatılmış bir öyküsünü sizlerle buluşturuyor.
  • 224 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Öyle güzel bir kitap okudum ki, bende bıraktığı etkileri nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Başlarken sadece bir aşk hikayesi okuyacağımı düşünmüştüm ama bu kitap için sadece bir aşk hikayesini anlatıyor demek büyük haksızlık olur. İkinci Dünya Savaşı'nın gölgesinde başlayan bir aşk ve beraberinde gelişenler olaylar beş farklı karakterin ağzından ayrı ayrı anlatılıyor. Bu şekilde olaylara çok yönlü bakmış ve daha fazla derine inmiş oluyorsunuz.. Savaşın bütün yıkıcılığı, sarsılan bağlar, kayıplar, beklenenler, bitmeyen bir umut ve sevgi.. Ve canım Veronika, seni asla unutmayacağım.
    O kadar etkileyiciydi ki, kesinlikle tavsiye ediyorum. Benim için 2021'in unutulmaz kitapları arasında çoktan yerini aldı. Siz de listenizde yer verirseniz asla pişman olmayacaksınız..
  • 375 syf.
    Çok severek okuduğum ve etkilendiğim kitaplardan birisi oldu. Ödüllü bir kitap olması bunu kanıtlar nitelikte olmuş zaten. Aynı zamanda kitabın filminin de yapılmış olması etkili olmuş. Kitabı okuduktan sonra filmini de izlemenizi tavsiye ederim. Kitap belli bir dönemde ve sonrasında savaşın hazin gölgesinde konuyu ele almış. Kitabı okurken o dönemler hakkında da bilgi sahibi oluyorsunuz. Gerçek dostluğun hikayesi de denilebilir. Özellikle yaptığı fedakarlıklarıyla Hasan'ı ayrı yerde tutabiliriz.