• ... insanları bir şeye zorlamak olmazdı; insanlar öldürülürdü ancak, biricik zorlama buydu onlara uygulanacak. Yaşamaya hiç kimse zorlanamazdı, sevdaya da; saçmaydı bu. İnsanlar üzerinde gücü olan tek şey ölümdü.
    Heinrich Böll
    Sayfa 90 - Can Yayınları 2. Basım
  • 336 syf.
    ·10/10·
    Burada analizin niçin, nasıl yapılacağı, şahsi kıskançlıklar anlatılır.


    Yapmış olmak için yapmaktansa parmakları taşın altına sokma vakti. Bazı kitaplar paylaşılmazdır. Çakıl taşlarına odaklananların inciyi, onun ağırlığını anlayamayacağı “hissi” - bazılarınca “önyargısı”, bazılarınca “aşağılaması”- damarlarımdaki hükmünü bir an olsun azaltmıyor. Yazardan, onun “Kayboluş”undan konuşmanın zaruri olduğunu sanmam. Romanın anlattıklarındansa anlatmadıklarına odaklanmak daha lüzumlu göründü bana. Kalanını romanı okuyup anlarsınız. Akımları bilip hafızamda tutma hamallığını yapamayan biri olarak yalnızca alabildiğim haz, ortaya koyabildiğim çaba olarak analizini yapmaya çalıştım kitabın. Harika PR çalışması olarak adlandırmaktansa yapılan çalışmanın zorluğunu yaşamaya çalışmayı, yazarı anlamayı arzuladım. Kısacası “ O baştan çıkarıcı yosmanın arzusuna uydum.”. Ancak biliyorum ayağımı ayakkabılarına sokmaktan fazlası olamayacak yaptığım.


    Burada,kayboluşları anlatan bir romanın noksanlığının yarattığı haz, savaşın kaybının mutluluğu anlatılır.


    Kaybolma vaktidir bir daha bulunması için...
    Hasan Ali Toptaş’ın açtığı noksanlığı kapatma arayışındaydım. Kitap okumanın hazzının doruklarına çıkartması, zorlaması aradığım ilk şarttı. Kullanılan sözcük güruhlarının oluşturduğu bütünün sanat kokulu olması lazımdı. Bununla kalmamalı olayların kurgusu okumaktan caydırmamalı, kitaba bağlamalıydı. Düşünüp durmalı, bir ipucuyla yargısız infazlar yapmalıydım. Sonrasındaysa yüzümü asmalı yanlış olduğumu anlamalıydım. Haklı olmaktansa haksız çıkmanın mutluluğunu arzuluyordum uzun lafın kısası.


    Burada, uğruna harp yapılacak olanın bulunması, bulunanın bulunmuş olanlarla aynılığı anlatılır.

    Bulunma vaktidir bir daha kaybolması için..
    “Kayboluş” uzun zamandır okumayı arzuladığım ancak fırsat bulamadığım bir kitaptı. Kısa bir araştırmanın sonucunda düşman bulunmuştu. Arzuladıklarımın iktidarı altına gönüllü bir girişti bu.
    Calvino kokulu, Hasan Ali hissiyatlı.. Noksanlığımın fazlalığından mı bu kadar aynı hissiyatları taşıyordum, kararı okuyuca bırakıyorum. Ama bir zamanlar aldığım dozajın yarattığı baş döndürücü tadı aldırmasının hayalini kuruyordum.
    Ağa bağlı olduğunuz anda -sizin dahi şahsi olarak hakkınızda hayalini kuramayacağınız bilginin sahipliğinin başkalarına aktarımı-ayrıca bunun sizin aldığınız hazzın arttırılması için kullanılması hayatın tüm alanlarında algoritmaların olduğunun, olacağının ispatıdır. Bir kitabın yazılmasında olmamasını düşünürdüm, ancak itinayla örülmüş tüm sözcük gruplarının toplandığı Kayboluş, Calvino -ya da aynı tarzda yazan varlığını duymadığım başkaları- gibi yazarlar sanattan çok insanların haz almalarının dahi bir mantığa oturmasını sağlamışlardır.
    Bazı kitapların çıt çıkmayan ortamlarda - sanki ıssız bir adada yalnız başına misali- okunma zorunlulukları dikkatimin yönünü oraya kaydırmamla sonuçlanırdı, bu da bulunmuş olanlarla aynılığıydı.

    Burada, ortada olmayanın farkına varılmasının şartları, kısıtlamaların kabulü, hafif hafif Pisagor, şahsi hatalar, hadsizlik anlatılır.

    Bir noksanlık ancak farkına varıldığında yakalanır. Olmayan harfin yokluğunun pişmanlığının - kullanılma olasılığı var olup da kullanılmayacak olan tüm sözcük kalabalığının okuyucunun alacağı hazzı azaltmasının- daha başlangıçtaki kabulü, yazarın çabasının şayanı takdir bir girişim olmasını sağlamakta. Yirmidokuz harfin anlamlı kombinasyonlarındansa sayının bir azaltılarak anlamlı kombinasyonların daha fazla azalacağını ispatlamayı Pisagor’culara bıraksam da, bir harfin sizin arzunuz dışında sizin avucunuzdan alınmasının hayalini okura sunmak boynumun borcu olarak düşünüyorum.
    Okunduğu anların istisnasız tüm hududunca insan dürtüm bana ağır basmış, okumaktansa kullanılmayanı arayıp durmuş, sonunda boynumu yavaşça, saygıyla bükmüştüm. Doğal olarak anlamaktan uzaklaşan bir girişimin ortasında, karşı tarafı mağlup sıfatına yakıştırmayı planlamıştım.


    Burada sayılar, rakamlar, Fransız dili, korkmadan doğrusunu yapan - çokta iyi yapan- bir adam anlatılır.


    Rakamların, sayıların- analizini yaparsanız fransızcanın yazımıyla dilimiz arasındaki farklılıklardan dolayı-romanda da farklılaştırılmasının zaruri olduğunu kolayca anlarsınız. Fransızcasında kaybolanın olmaması şartı karşılanmış durumda, dilimiz için durum biraz karışıyor. Ama aynı zamanda Yarı yazarın kısıtlamalarını saçma olarak yapmadığının da bir kanıtı sayılır. Fransızca altı, yirmialtı kullanılmış( six, vingt-six).Dilimiz için altı,yirmidokuz. Yirmidokuz varolandan altıncısı kaybolmuş bilindiği gibi. Bu zarifliği yapması Yarı Yazarın aldığı insiyatifi layıkıyla kullandığının kanıtıdır. Yazar Yarısı’nın açıkladığı gibi “...Sahip olduğum, bulabildiğim mahalli boyalarla, fırçalarla, onun çizdiği tablonun bir kopyasını çıkarmaya çalışmadım”, “ Kimi küçük sapmalar, farklılıklar kaçınılmazdı. Ama nasıl küçük bir kusur göz alıcı bir yosmanın baştan çıkarıcılığını azaltmıyor, bilakis artırıyorsa, nasıl mutlak bir kusursuzluk biraz itici oluyor, karşısındaki insanın huzurunu kaçırıyorsa, bu tür farklılıklar da okuduğunuz kitabın, orijinal anlatıya daha sadık olmasını sağlıyor.”.

    Burada, başta da aktardığım gibi yazarın ayakkabılarını giyişim,psikiyatri lisansını alamadığım için dışarıdan psikiyatristlik çabalarım anlatılır.

    Niçin bunun gibi bir çabaya girildiğini düşünüp durduğum anlardaysa bulabildiğim bu oldu; kötü olarak sıfatlandırılan olaylar insanın hayatına taaruza başladığında asgari ufak parçaya kadar araştırmakta olan insan haklı ya da haksız farkına varmaksızın bir intikama sarılıyor. Çünkü o bulunan o an için insanda tüm olanların sorumlusuymuş hissi yaratıyor. Doğal olarak; artık bu noktaya saldırmak yaşananın yükünü azaltıyor.

    Tüm olanların sorumlusu olarak adlandırılana bir saldırı mı yoksa zarif bir saygı duruşu mu? Biraz daha kazarsak;

    Hayatındaki birisinin artık onunla olmamasının yarattığı kısıtlamaları açıklama yolu mu ?

    Hayatlarımızdan kaybolanları düşünün. Tümü bir noksanlık bir kısıtlama olarak adlandırılamaz mı? Ana- babamız, arkadaşlarımız, dostlarımız, karı-kocalarımız... Tümünün varlığının son bulmasına alışmak bizim için daha başlangıçtan kaçınılmaz... Ölüm için doğmadık mı? Tüm ölümü tadanların ardında kalanlar yıllardır alıştıklarının kaybını yaşamaz mı?Kaybolanlar bizi kısıtlamalarla - olmayışlarının acısı- yaşamak zorunda bırakmaz mı ? Hayat nasıl onlarsız aksasa dahi sürüyorsa kısıtlamayla yazmak da romanın aksayarak, topallayarak sürüyor oluşudur.

    Burada, kaybolanın da bulunduğu bir kanıtla Ata’ya duyulanın ispatlanışı, ‘kaldıramazsan kaldırırlar gülüm’ düsturunun şartlarının ortaya konuşu anlatılır.

    Kanıt : #40739835

    Bunun gibi bir romanı yazmak için bir kaç şart vardır: altıncısı gönüldür. Hayatımızdan bir canın kayboluşunun onuruna, hatırına bir harfin yok oluşudur. Kalanın yolcuyu hatırlamasıdır...Sunabildiği tüm gücüdür çünkü roman, yazarın yaratıcı vasfını kuşandığı, baş kahramanları arzuladığı gibi dolaştırdığı, canını aldığı, hayata döndürdüğü oyun alanıdır. Tüm bunlardan dolayı Kayboluş, zarif bir saygı duruşudur.

    Yirmidokuzuncu şartsa; kafayı kullanmaktır. Kısıtlamalarla yazmak hayal gücünün doruklarına bir yolculuktur.Zira tanımlanmış olanı tanımlanmamış- alışık olmadığımız- bir yolla anlatmak büyük bir düşün yapıtıdır. Tüm anlarda ağzımıza sakız yaptıklarımızdan kurtulmamızı, dolambaçlı yollarla anlatmamızı yani o kafayı kullanmamızı sağlar.

    Burada, okumayı düşünmüş, düşünüyor olanlar için analizi yapanın yorumu anlatılır.

    “Dümdüz kitap okuyayım, zorlarsa sıkılırım,bunalırım.” hüküm sürüyorsa sizin için bu kitaptan uzak durun.

    Ama “ Yoook, harp bizim işimiz.” sizi tanımlıyorsa okunması şart bir kaç kitaptan birisidir. Çünkü tüm olay döngüsü sizin dikkatinizi, ortada olandan alıp kaybolmuş gibi davranmasını sağlamaktadır. Alınan hazsa yaklaşık 310 sayfa boyunca damarlarınızda dolanmakta olacaktır. Dikkatli kullanın.

    Burada, analiz bitti.

    İyi okumalar